11 Aralık 2016

Parti kongresiyle ilgili tek anım

Haber İçi Üst

Yıl 1988.
Aylardan temmuz ya da ağustos
Yer Atlanta, Georgia Kongre Salonu.
Demokrat Parti’nin Başkan adayının resmi olarak açıklanacağı ve konuşma yapacağı 3 günlük kongrenin son günü.

Hatırlatmak için söyleyeyim o gün Demokrat Parti’nin başkan adayı Massachusetts Eyaleti Valisi Yunan asıllı Michael Dukakis.

O dönemde Atlanta’da çalıştığım için ABD’de tanıdığım Rumların aracılığıyla ben de bu kongreyi izleme fırsatı bulmuştum.

Kendilerinden biri olarak gördükleri Dukakis aracılığıyla siyasette Rum-Yunan lobisinin geldiği noktayı bir Kıbrıslı Türk’e göstermek istemiş olmalarından faydalandım ve iyi bir yerden giriş kartı almış oldum.

Televizyondan izleme fırsatı bulduysanız bizim alışık olduğumuz kongrelerden ziyade festival kıvamında Amerika’daki kongreler. 

Parti içi tartışmanın ve rekabetin öncesinde yapılan ve bir yıla yakın süren yerel kongrelerde son bulduğu için kongre bir nevi konsolidasyonun yapıldığı ve partinin programlarının çeşitli kişiler tarafından vitrine çıkarıldığı bir süreç. Konuşmacılar, ya seçim kazanılırsa kabinede yer alacak olanlardır, ya da partinin gelecek vaat eden senatörleri, valileri ve ilerideki başkan aday adaylarıdır. Lafı uzatmayalım.

O kongrede sırası gelip kürsüde konuşan bir kişi o kadar heyecan vermekten uzaktı ki, büyük bir çoğunluk sıkılmaya başladı. Başka ne zaman bu fırsatı yakalarım düşüncesinde o ana kadar her konuşulanı dikkatle dinlemeye not almaya çalışsam da, ben de sıkılmış ve etrafı seyreder duruma geçmiştim ki…
Kürsüdeki konuşmacı “konuşmama son verirken” dedi ve birden salondan büyük bir alkış koptu.

Bu spontane yaşanan durum karşısında hem konuşmacının hem de salonda bulunanların karşılıklı gülüşmesinin ardından son sözlerini de söyleyip konuşmacı kürsüden indi.

Bütün bu yaşananlar televizyonların canlı yayında olduğu sırada gerçekleşti.

Ortaya çıkan durum bırakın siyasetçiyi sıradan sunum yapan herhangi biri için bile çok zor bir durum.

Ama aynı kişi bir hafta sonra Amerika’da gece yayınlanan ve tüm ülkede en çok izlenen “talk-show” programına katıldı. O görüntüler stüdyodaki seyircilerle tekrar izlenip yorumlandı. Ama televizyon programında farklı bir şey daha yaşandı. Salon konuşmasında herkesi sıkıntıdan bayıltan bu kişi ne kadar iyi saksafon çaldığını programın daimi müzik grubuyla birlikte bir şarkıyı canlı icra ederek gösterdi. Geriye dönüp bakıldığında bu kişi için o program bir dönüm noktasıydı.

Aynı kişi 4 yıl sonra Beyaz Saray’daki 12 yıllık Cumhuriyetçi Parti iktidarına son vererek Amerika’nın en genç başkanlarından biri olarak seçildi. Bu kişi sonrasında bir kez daha seçim kazanıp sekiz yıl Başkanlık yapan Bill Clinton’du.

Niye mi bunu yazdım.

Bugün UBP’nin kurultayı var ya.

Her kurultay konusu gündeme geldiğinde aklıma bugüne kadar izleme fırsatı bulduğum tek kurultayda yaşanan benim de şahidi olduğum bu anekdot gelir.

Yüzümde gülümsemeyle acaba dedim İrsen Küçük ya da Ahmet Kaşif “saksafon çalabilir mi”?

Etraflarında onlara içine düştükleri durumu kurtarabilmek için “saksafon çalma” fikrini söyleyecek kalitede birileri var mı diye düşünmeden edemedim.
UBP’yi getirdikleri noktada kim seçilirse seçilsin “saksafon çalmaktan” başka çareleri yok gibi.

Bugünkü kurultaydan lider çıkmayacağı kesin çıksa çıksa yine Amerikalıların deyimi ile “topal ördek” çıkar. Türkiye’deki iktidarın ve adadaki temsilcilerinin de istediği budur. Bunun olması için de ne gerekiyorsa hem söylediler hem de yaptılar.

24 Şubat 2013, Kıbrıs Türkü’nün desteklersin ya da desteklemezsin sahip olduğu büyük bir kurumun daha “özelleşip ufalanma sürecinin” başladığı gün olarak tarihe geçecektir.

Buna alet olanlardaki tutku ve enerjiyi başka konuların çözümüne kullanabilsek çok daha hayırlı olmaz mıydı?

Aylardır birbirlerini yediler. Sanki de parmağı atom bombasının düğmesine basmaya yetkili olacak ABD başkanını seçeceklermiş gibi…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil