09 Aralık 2016

Paketin (son Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü’nün) bana söyledikleri

Haber İçi Üst

Yemeği kimin yaptığı değil de, yemeğin tadı beni ilgilendirir. Yine de söyleyeyim yemeği, malzemeleri sunan değil, seçen ve de son aşamada karışımı yapan ve önceliği ile dozajını ayarlayan yapmış sayılır.  Paketin ilk aşaması olayı Ekonomi Bakanlığımızda gruplar halinde toplanan 180 kişi, kurumun, teknokratların  yuvarlak, genel olarak belirlediği, ancak kendi sektör veya bölgesinin aleyhinde görmediği ekonomik, idari, sosyal doğruları seslendirip öncelikle kayda geçirmesi şeklinde idi. Bu kalabalıkta ancak bu kadar, böyle olabilirdi. Bu genel doğrular, örneğin, kamu reformu ve kamuda liyakat, Sayıştaylık’ın, dolayısı ile murakabenin, etkili kılınması, Belediyeler Yasası’nın tekrar ele alınması, reel sektöre ağırlık verilerek desteklenmesi vb. öngörüler bizi yönetenlerin doğal, konu sayılmayacak, rutin görevleri olduğu cihetle, bu gibi doğruların her pakette tekrarlanması gerçekten bizi yönetenlere hakarettir.
Bizim dahi yöneticilerimize güven bunalımımız, donör TC hükümetlerinde de doruğa çıkmış; KKTC’de hangi yatırımlara verilebilir kredileri TC Bakanlar Kurulu kararına, kredi ve hibelerin kullanma alanlarına göre dağılımı TC Teknik Heyeti’nin teklifi üzerine Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Başbakan Yardımcısı’nın onayı ile tespit edileceğe bağlamıştır; Aylık izleme raporları, her üç ayda bir Sonuç raporu, 6 ayda bir Gözden Geçirme toplantıları TC Teknik Heyetlerinin onayına tabi tutulmuştur.  KKTC’nin tercihleri, tüketici tercihleri kös geçilmiştir. KKTC’de oluşturulacak Reel Sektör Danışma Kurulunun değerlendirmeleri ancak dikkate alınabilinir olarak ifade edilmiştir. Yani donörümüzun yardım ve kredilerinin yönlendirilmesi ve kontrolü 2-3 vali yetkisi ile donanmış kişi ve kuruma verilmiştir. Peki kaynak yaratanın da kaynağın nasıl kullanılacağına karar vermesi doğal görülmekle birlikte alanın özel şart ve tercihlerine de olanak verilmesi tüketici (krediyi alan) refahını artıran bir ekonomik husustur. Donör, hibe ve kredilerin yalnız yatırımlara yönlenmesini şart koşabilir. Ancak yatırım alanlarının dikte edilmesi tüketici arzu ve refahını kale almamaktır. Bana Troika’nın Yunanistan’a veya Güney’e empozelerini örnek göstermeyin. Onların derdi verecekleri kredilerin geri alınabilme olanaklarını sağlamaktır. Karşılıklı pazarlık ve münakaşalar gizli değil, şeffaf, halkın gözleri önünde yapılmaktadır. Bana inanın, Anavatan’ın bize verdiği kredileri geri alabilme derdi yoktur. Onun için toplam borç stoklarımızın GSYIH’ya oranla yüzde yüzün üstünde olması büyük bir önem arz etmemekte, İç borcun da %60’larda kalması, kamu bankalarına ve faiz hadlerine yaptığı olumsuz etki dışında korkulacak boyutta bir rakam değildir. Benim şüphelendiğim bu denli kontrol, yönetimimize haklı güvensizlik yanında, bizim yaşam ve kültür yapımızın Anavatan’ca tasvip görmemesinden ve çabaların bizleri kendine benzetme sakıncalı dürtüsünden kaynaklanmaktadır.
Paketin olumlu yanı, cari açığın kontrol altına alması ve yumuşak inişle gittikçe düşürüleceğidir.  Ancak yatırım ve teşvikler için gelen parasal artışın ekonomiyi canlandırmaya yetip, yetmeyeceği, teşviklerin şekli, yatırımların şekli, ihalelerin nerede açılacağı, ithal geçici işçi kullanılıp kullanılmayacağına bağlıdır.
Ayrıca dikkatinizi maliye reformunu yapma gereğinin ıskalanmasına çekerim. Ticaret Odası’nın dahi söylediği bütçeyi dengeleme ve de buna paralel daralan ekonomiyi ayni anda bir rahatlama getirme ihtiyacı, bünyemize uygun, gelir dağılımını düzeltici, orta sınıfı genişletici, kolay ve ucuza toplanır, pahalılık yaratmayan, fazla tasarrufları piyasaya süren, belirgin, kaçağı az, geçmiş suiistimalleri törpüleyen rant, servet ve lüks tüketime yönelik adilane kademeli vergilerden hiç söz edilmemektedir. Hatta bu konuda çelişkili uygulamalar söz konusudur. Bütçe yasasında işin kolayına kaçılıp dolaylı vergilere ağırlık verilerek girdi maliyetleri daha da artırıp, rekabet edebilirliğimiz dünya sıralamasında sonuncuya doğru yol alacaktır. Hatta kayıt dışılık ile mücadeleye şerh konulmuş, bu sorun “toplumsal mutabakat” içinde çözülecektir denmektedir. Her ne ise! Diğer girdi maliyeti, yüksek faiz oranlarının enflasyon oranına endekslenip Merkez Bankasınca kontrol edilmesi, ticari davaların ihtisas mahkemelerince süratlendirilip, başvuruların kolaylaştırılıp ucuzlatılması, icraların gereği gibi yapılması unutulup, bankaların yalnız kapital rasyolarının sağlığı üzerinde durulmuş bence gerekli mazbata uygulamalarına hissi hücumun devam etmesine sebep verilmiştir. Turizmin öncü sektör sayılıp ve desteklenmesi konusu doğru teşhis edilmiş, ancak ulaşım kadar, hatta daha mühim olan, çevre konusu hiç işlenmemiş, ona yatırım ayrılmadığı görülmüştür.
Gelelim bence en önemlisine. Paket yabacı sermaye onay kriterlerini, yani nereden olursa olsun, yurt dışından gelen yatırım sermayesinin, hangi kriterlerle ölçülüp onay verilmesinin belirlenmesi. Bu ülkeye yatırım ancak KKTC vatandaşlarının yapamayacağı, ülkeye “know how” getirici, yerel istihdamı yoğun, ülkeyi dış pazarlara açacak olan yatırımlar onaylanmalıdır.  Aksi takdirde Kıbrıs Türkünün ülkeye sahiplilik duygusunu zedeleyecek, motivasyonunun azalmasına sebep olacaktır. Program tümü ile kamu kurum ve kuruluşlarının, ne şekilde olursa olsun, özelleştirileceği habercisidir. Özelleştirme hantal devlet monopollerinin rekabete açılıp verimliliğin artması savına dayanır ve de genelde doğrudur. Ancak küçük bir ülkede doğal monopol sayılan elektrik, hava limanı, telekomünikasyon gibi özele açılımların özel monopole dönüşeceği cihetle bu konuda çok dikkatli davranmak gerekir. Eğer mutlaka özelleştirilecek ise, ilkin özerkleştirilmesi, böylece özel sektör gibi çalıştırılıp, bu toplum mallarını gerçek değerle elden çıkarılması gerekir. Bu Rusya’nın yaptığının tersine İngiltere’nin bilinçli toplum menfaatine uygun özelleştirme şeklidir. Ayrıca bu gibi topluma ait müesseseleri hisselerinin halka açık, blok satıştan mümkün mertebe sakınıp, orta sınıfı da mülklendirerek, ülkeye sahiplilik duygusunu n güçlendirilmesi sağlanmalıdır. İşsizliğin ayyuka çıktığı bu devrede özelleştirme yaparız derseniz yaraya tuz sürer, işsizliği artırır, gelir dağılımının daha da bozulmasına sebep olursunuz. Ha, işten çıkarılacakları devlete alırız derseniz, bu fazlalıkları, kamburu, yani pisliği kilim altına süpürmeye benzer. Zamanlama açısından yanılırsız. Kıbrıs Türkünün bugüne değin alıştığı karma ekonomik sistem ve bu sistemin yapılan keyiği ufalttığı halde gelir dağıtımına görece olumlu katkı yapması hep ön planda tutulmuş, tercih edilmiştir. Şimdi aniden, kontrol edemediğiniz özel sektör monopollerini, liberal sistemde bunun ciddiyetle yapılmasının şart olduğunu bildiğiniz halde, doğal monopolleri özelleştireceğim diye blok halinde tercihli Türkiye sermayesine sunulması buraya vahşi kapitalizmin getirilmesinin son aşaması olacak. Özellikle küçük bir ülkede vahşi kapitalizmin yaratacağı sosyal dalgalanmaları ufukta görebiliyorum. Ve bu toplum daha fazla çalkantıyı kaldıramaz inancındayım.
Pakete öncü KKTC’deki çalıştayda bazı beyan ettiğimiz genel doğruların pakette yer aldığını görmekteyim. Bunlar söylenesi dahi gerekmeyen hükümetler görevleridir. Şimdiye dek bunların icraata geçirilmesi savsaklandığından, bundan sonra kamuya gereğinden fazla personel alınmayacağını, kamu reformu yapılıp liyakata ve genel adalete önem verileceğini beklemek; Son LTB olayında gördüğümüz yönetim acizliğinin zirvesini de dikkate alarak, böyle bir paketin içerdiği temennilerin tümü ile uygulanmasını beklemek safdillik olur.
Biz bu politik sistemi değiştirip, hesap verebilirliği ciddiyetle uygulamaz isek daha çok çekeceğimiz aşikardır, KKTC’de kültürümüzle yok olmamız da cabası.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil