09 Aralık 2016

“Out of box” düşünebilmek!

Haber İçi Üst

Kıbrıs konusunda gelinen aşamada müzakere süreci devam ediyor gibi görünse de bitmiştir.
Sürecin başarı şansı kalmadığını konuştuğum tüm yabancı diplomatlar söylüyor.
Ancak süreç ölmüş olmasına rağmen, kimse bu sürecin resmen öldüğünü deklere etmek istemiyor.

Ortak görüş, süreçte uygulamakta olan ‘Kıbrıslı çözüm’ modelinin kendisini tükettiği yönünde…
Bu nedenle de süreci fiilen öldürmek yerine, bu süreci yeni bir modelle devam ettirmenin en akılcı yol olacağı düşünülüyor.

Bu yeni yolda, bugüne kadar masaya konulanların masada kalması ve onların yeni dönemde süreci ileriye taşırken kullanılması da isteniyor.
Sürecin “Kıbrıslı” karakterinden kurtarılıp, ilgili diğer tarafların da sürece katkı koyabilecekleri bir karakter kazanmasının süreci başarıya taşıyabileceği yönünde de hakim bir görüş var.

Kıbrıs meselesini yakından takip eden bazı önemli aktörlere göre, “Kıbrıslı süreç” tanımlaması, süreci kısır bir döngü içerisine soktu. Ve bu modelle birlikte zaman kaybedildi.
Amerikalılar başta olmak üzere ilgili diğer taraflar, Şubat sonrasında yapılacak Rum Başkanlık seçimlerinin ardından sürece yeni bir dinamizmin nasıl sağlanabileceği konusunda arayışlara başladılar bile…
“Garantör ülkelerin de içinde yer alabileceği bir model olabilir mi?” sorusu işte bu arayışlar içerisinde gündemde olan sorulardan biri…
Bir diğeri ise “bugüne kadar uygulanan yöntemlerle başarı elde edilemediğine göre bundan sonra başarı elde etmek için ne yapılabilir?” sorusu…

Bu sorulara verilen en net yanıt ise “Out of Box’ düşünebilmek…
Yani bugüne kadarki kalıpları kırmak… Müzakere sürecinde tarafların pozisyonlarını terk edebilecekleri, yeni açılımlar yapılabilecek müzakere ortamları yaratmak.
Örneğin, Türk tarafının ya da Rum tarafının bir konudaki bildik pozisyonunu radikal bir şekilde terk ederken, bunun karşılığında karşı tarafın da benzer bir adım atmasını sağlamak…
Çözüm modeli olarak federal bir çözümde ısrar etmek yerine, farklı çözüm modellerini de konuşmayı denemek…
Kıbrıs’ta taraflar arasında zoraki bir evlilik yaratma arayışını terk edip, tarafların belli konularda işbirliği yapabilecekleri, ama AB şemsiyesi altında bir arada olabilecekleri modelleri geliştirmeyi denemek.

Toprak oranları ile devlet mekanizmasındaki temsiliyet ya da egemenlik haklarının kullanılmasını, sınırlar içerisinde daha arı yapılar oluşmasını ilişkilendirmek…
Bildik oranları terk ederek karşı tarafın da buna karşılık vermesini sağlamak…
Yoksa bildik yöntemlerde ısrar, bildik terminolojilerin kullanılması, bildik taktiklerle karşı tarafı mat etme arayışı devam ederse, sorun çözümsüz kalmaya devam eder.

Sorunun çözümü, her iki tarafın da bazı şeyleri kaybetmeye, bazı şeylerden vazgeçmeye hazır olması ile mümkün olabilir.
Acıları paylaşarak…
Meselelere çözüm bulmak için yaklaşarak ve yaratıcı olarak…

Yoksa sırf müzakere etmek için müzakere masasında oturmaya devam ederek, “karşı tarafı nasıl zor duruma düşürürüm” arayışları ile bir yere varılamaz.
Yıllarca varılmadığı gibi…
Ancak gelinen aşamada durum geçmişten farklıdır.
Hidro-karbon yatakları meselesi, NATO ve AB içindeki dengeler sorunun bir şekilde çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Kıbrıs meselesinin askıda kalması, belirsizliğin devam etmesi kimsenin yararına değildir.

Belirsizlik krizlere açık kapı bırakmaktadır.
Krizler ise yeteri kadar karışmış olan bölgede yeni çatışmaları beraberinde getirebilir.
Bunun da ilgili tüm aktörler için bedeli ağır olur.
Kimse bu şekilde bir bedel ödemek istememektedir.
Aklın yolu, Güney Kıbrıs’taki seçimlerin sonrasında yeni bir modelle, “out of box” da düşünülebilecek şekilde eski sürece yeni bir dinamizm katmayı öngörmektedir…
İlgili tüm taraflar da bunun hazırlığını yapmaktadır.
Gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz…
(Not: Sadece Kıbrıs konusunda değil, aslında iç meselelerde de artık “out of box” düşünüp, hareket etme zamanıdır)

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil