09 Aralık 2016

On Yedinci Uluslararası MaĞusa Kültür ve Sanat Festivali eleştirisi

Haber İçi Üst

Çoğu zaman ülkemizde düzenlenen organizasyonlarda, kelimesini iş ola kullanırız. Türkiye’den gelen sanatçıları, sporcuları, bilim adamlarını farklı bir ulustan sayar, etkinliğin başına sözcüğü klişe gibi oturturuz. Ama MaĞusa’daki festival “uluslararası” unvanını sonuna kadar hak eden bir etkinliktir. Festival boyunca Amerika Avrupa Türkiye ve Kıbrıs’tan hatırı sayılır sanatçıların katıldığı bir festival ULUSLARARASI unvanlı olmaz da ne olur?


MaĞusa Festivali, gerçekten her yıl üstüne koyarak yol alıyor. Festivalde Türkiye’nin tanınmış sanatçıları yanı sıra, dünyada söz sahibi olmuş sanatçıları da izleme şansı buluyoruz. İşin bir başka güzel yönü artık nerdeyse bir marka halini almış olan etkinlikte kendi sanatçılarımızın da boy gösterebilmelerinin mümkün olabilmesidir. Örneğin bu yıl, LefkoşA Belediye Tiyatrosu festivalde sahne alan çok önemli bir yerel değerimizdi. Her zaman bizden biri olarak saydığımız Birsen Tezer’i de bu kategoriye dahil edersek festivalde en azından üç geceyi bizim sanatçılar doldurdu diyebiliriz… Yerel sanatçılarımızın dünya starları ile aynı sahneyi paylaşması özgüvenlerini daha da artıracak, kendi alanlarında gelişmelerine de katkı koyacaktır.
MaĞusa Belediyesi’ni ve tertip komitesini gerçekten kutlamak isterim. Neden mi? Getirttikleri sanatçıların bir tekinin kendi ülkelerindeki performansını dahi izlemek için, verilebilecek bir ücret karşılığında tüm etkinliği halkımızın beğenisine sundukları için. Ve tabii ki bir teşekkür de sponsor olan kurum ve kuruluşlara…
Ben bu yıl festival boyunca sadece iki performansı izleme şansı bulabildim. Goran Bregoviç inanılmaz büyüleyiciydi. Bülent Ortaçgil ve Birsen Tezer de muhteşemdi. Her iki performansı izlerken de dakikaların nasıl geçtiğini fark etmedim, etrafımdakilerle birlikte çok tat aldım.
Bu arada, festival boyunca kongre merkezinde iki oyunu kapalı gişe oynayan LefkoşA Türk Belediyesi Tiyatrosu’nun MaĞusalı arkadaşlarca çok beğenildiğini işitmek, bir LefkoşAlı olarak gurur kaynağım oldu. En azından “Sizin festivaliniz varsa, bizimde tiyatromuz var” diyebilecek yüzü buldum kendimde. Şaka bir yana bu yıl onlarda çok süper iş çıkardılar…

Peki bu yazı hep böyle mi sürecek? Sadece övgüler mi yağdıracağım MaĞusa’ya ve belediyesine? Koskocaman bir “Hayır” tabii ki… Zaten devamlı övgü benim mizacıma da aykırı. Mutlaka işin sakat yönünü de söylemek durumunda hissederim kendimi. Bu nedenledir kusura bakmasınlar ama MaĞusalılara çok ciddi bir itirazım ve tavsiyem olacak yazımın sonunda.
Lütfen ama lütfen bundan sonraki festivallerde Antik Tiyatro’yu kullanmayalım. İki bin yıldan fazla geçmişi olan Antik Tiyatro’yu bu kadar zorlamanın alemi yok. Hoparlörlerden çıkan müzik tınılarının yarattığı titreşim kadar, binlerce insanın her akşam o tarihi taşlar üzerinde dolaşması, oturması, üzerinde yemesi içmesi hatta taşları kazıması, bence farkında olmadığımız bir tahribat nedeni olmaktadır. Ve eğer bunun önüne vaktiyle geçemezsek, bir gün geri dönüşü mümkün olmayan noktaya geleceğiz. Geleceğiz de işte o zaman başımızı vuracak taş bulabilecek miyiz onu bilemem…
İnanın bunu kafadan yazmıyorum. Katıldığım konserlerden bir tanesinde hemen önümde oturan genç, önce sigarasını taş üzerinde söndürdü. Sonra da anahtarı ile taşı kazıyarak yanındaki hanımın isminin ilk harfini kazıdı. Biliyorum, şimdi de bana “neden müdahale etmedin” diyeceksiniz. Vallahi korktum. Genç adamın pazuları kafam kadardı, nasıl korkmayayım?..


Peki ne yapmalı? Belediye yine ya Doğu Akdeniz Üniversitesi ya da Turizm Bakanlığı ile (hatta üçlü de olabilir) anlaşarak, festivale özel bir açık hava tiyatrosu alanı kurmalıdır. Bunun için Girne’deki örnekten faydalanılabilir. Yeri de tercihen kongre merkezinin yanı olmalıdır. Festival etkinlikleri de buraya alınmalıdır.
Biliyorum. “İyi güzel de, bunun için para gerekir” diyenler olacaktır. Bunu “Kaynak yaratmak yöneticiliğin esasıdır” diye yanıtlarsam umarım kimseyi kırmamış olurum…
Kanaatimce bu önerim dikkate alınırsa, hem çok önemli bir tarihi kültür mirasımızı korumuş olacak, hem de ülkemize yeni bir aktivasyon merkezi kazandırmış olacağız.

Anlayamadıklarım…


Rüşvetin tartışılmasını bile beceremeyenlerin ülkesinde rüşvet konusunun halledilmesini bekleyenleri gerçekten anlayamıyorum…

Ve Şiir…

Mağusa II
İlk kez renkli boyalarını sürmedin Mağusa
İlk kez özenle taralı değil saçların
Yasemin kokan parfümün de yok havada
Tanıdık bir yabancı sanki bakışların

Hangi zamandı bilmem, rastladığımda sana
Neydi o cilven, işven, kendine has endamın
Boyun eğmez duruşun, başka bir halin vardı
Yakıştı mı hiç sana yüreğinden kaçışın

Sen ki, yıkıntılar arasında bile kaldın ayakta
Sen ki, büyüttün beni, sardın yaralarımı
Şimdi tüm tarihi silerek bir kalemde
Kaçıp, mesken tutmak niye surlar ardını

Kaldır başını, takın en alımlı tavrını
Hazırlan, sür kokularını, yasemin tak saçlarına
O, asi, baş edilmez, vazgeçilmez edanla
Hep bildiğim, sevdiğim halinle kal Mağusa

Bedia BALSES

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil