08 Aralık 2016

OKYANUSA VEDA YAZISI…

Haber İçi Üst

Peşinde olduğum Simon and Garfunkel’in Scarborough Fair şarkısıydı.
1800’lü yıllardan kalma bir lirik.
İnsan defalarca dinleyince anlıyor İngilizler ile Amerikalıların sahiplenme kavgalarını.
“Are you going to Scarborough Fair” (Scarborough Pazarı’na gittin mi) sorusu aslında bir davettir.
Önce Rosemary’i görmek için.
Sonra okyanusa paralel yüksek tepeden Atlantik’te batan güneşi seyre dalma daveti.
Trafiğe kapatılmış caddeye keşişleme uzanan sokağın kenarında keşfettiğimiz pizzacıda Charles Dickens’ı bulacaktık.
Garson kız “Charls Dickens uzun bir süre karşıdaki evde yaşadı. Bir Noel Şarkısı’nı burada yazdı” diyecekti gururla.
Gözlerimiz irice bir ev arayacaktı ama garson kızın ev dediği yer altı parfümeri dükkanı üstü tek odalı klasik İngiliz pansiyonuydu.
Şehri gezdikten sonra anlayacaktım ki aynı zamanda meslektaşımız olan Charles Dickens’ın romanlarını yazmak için basık tavanlı İngiliz garsoniyerine ihtiyacı olmadığını.
Simon and Garfunkel’in çağrısına uyup da Scarborough Pazarı’na gidemedim.
Hala o pazar kuruluyor mu? Bilmiyorum.
Fakat Charles Dickens’ın ayak izlerini takip ettim.
Bir yanım onun gibi meraklı gazeteci, diğer yanım romanlarına hayran olduğum bir okuru.
O yüksek tepeye çıkıp, okyanusu seyre daldım uzun uzadıya.
Oturulan bankların üzerinde yazan isimlerin tümü hayatta değildirler. Fakat yüz yıllardır bu banklarda oturup Atlantik’te batan güneşi izlemenin bahtiyarlığını ben de yaşadım onlarla.
“Büyük aşkları yaşatan şehirlerin kendisidir” diyordu Bir Noel Şarkısı kitabında.
Aslında kitapta da gerçekte de aşkın peşinde değildi.
O, yaşadığı dünyayı altüst eden büyük adaletsizliklerin peşindeydi.
Anlamlandıramadığı bir öfkeyle.

      ***

Yine sözleştik.
4 yıl sonra Scarborough’ta buluşacağız.
Hiç aynı anda bir araya gelmemiştik o mekanlarda.
Hepimizin kafasında farklı bir imaj var.
Charles Dickens’ın gün batımını geçirdiği tepeye mutlaka gideceğiz.
Taş sokaklarda öylece dolaşacağız aylak aylak.
Limanda martılara ekmek atacağız. 
Ekmek arası balık hiç bu denli lezzetli olmamıştı.
AŞK konusunda ayrılığa düştük.
“Suratsız İtalyan kadınların servis yaptığı” o liman restoranında inadına Fransız şarabı sipariş vermenin gıcıklığından kimse alıkoyamayacak beni.
Eğer Ay’ın çekim gücüne kapılmamışsa ve okyanus yakınlardaysa, son kez Atlantik’te yürüyeceğiz, etrafı ıslata ıslata.
Anlayacağınız Scarborough’a veda etmeye gideceğiz.
Büyük aşkların yaşandığı bu büyülü yere.
Sonra hepimiz yeni bir hayat mücadelesine tutuşacağız.
Silinip gidecek oralarda bıraktığımız izler.
Ama benim aklımda Charles Dickens’ın oturduğu bank, dilimde Scarborough ezgisi olacak.
İçimde depreşen roman yazarlığı.
Bakalım bu büyük aşka başlayabilecek miyim?

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil