05 Aralık 2016

Öğretilmiş bi’çaresizlik

Haber İçi Üst

Kim ne derse desin; bendeniz için elimizin kiri! Öncelikle sağlık, arkasından da huzur gelir vesselâm ya, işte o anda başlarız Napolyon misâli “Para, para, para. Para herşeydir” demeye. Bu vahşi kapitalizm sayesindeki sosyolojik dönüşüm, öncelikle de ekonomi merkezinde gerçekleşmeye başladı. Ekonomik vaziyetler bi’toplumu bu kadar mı dönüştürür? Evet. Ekonomik ortam sosyolojiyi doğuruyor artık. Ve de bunu iliklerimize kadar hisseden bi’toplum olduk. Nice nice amatörler bile profesyonel(!) oldu bu yarım adada. Allah tüketmesin bizi, Biz seçtik, biz çekeceğiz durumlarına bir hafta kaldı. İnançsız, imansız, umutsuz bi’toplum mu olduk? Kuvvetle ihtimal evet. Nice nice siyasi parti temsilcileri bile seçime kucak kucağa giriyor. Artık yok öyle heyecanlı tartışmaşlar, kavgalar ve de afiş yırtmalar çok şükür. Herkes öğrendi anyayı-konya’yı. İşte bunun da adı ‘öğretilmiş çaresizlik’ oldu. Psikoloji biim çalışan arkadaşlar sürekli olarak ‘öğrenilmiş yetersizlik’ hakkında vaaz veriyorlar bu aralar. Çok da iyi ediyorlar. Örneğin tv’de ‘Kıbrıs Sorunu (eski dava)’ ile başlayan haberler dirtekt zapping yiyor. Nasıl yemesin ki 50 senelik salatalıktan bi cacık olmaz biliriz artık. Ya sportif durumlarımız ne durumda? Kulüp yönetmek, en az holding yönetmek kadar zor. Kolay değil; para, zaman ve emek isteyen bir süreç. Bir taraftan federasyon, medya ve camia, diğer taraftan ise teknik heyet ve sporcular ile uğraşmak, uzlaştırmak ve çözümler üretip hedeflenen başarıya ulaşmak, çok ama çok zor. Kulüplerimizin şu an büyük bir kısmının sabit gelirleri yok ama aylık ortalama 40 Bin TL sabit giderleri var. Cebelleşme kadrosuna bir kısım yönetim kurulu üyesi de dahil olursa başkanın ayvayı yediği andır. İnsanla uğraşmak, onları etkilemek ve sürüklemek, özel amaçlarından uzaklaştırıp topyekün bir amaca yöneltmek dünyanın en eski ve en zor sanatlarından biri. Düşünün, doğadaki her nesne; hacim, kütle, içerik, biçim ve renk açısından birbirlerinden farklı. Daha geçen kış New York City üzerine bir gecede 4 milyon ton kar yağmış. O kar taneleri bile birbirinden farklı. Ya yeryüzündeki kum taneleri veya yapraklara ne demeli! Onların da tam bire bir eşleri yok. Hâl böyle iken daha tam olarak keşfedilememiş ve çözümlenememiş insan faktörüne ne demeli! Yaşam biçimleri, değer yargıları, inanç sistemleri, gelenek ve görenekleri farklı bir insan topluluğuyla hedeflere ulaşmak deveye hendek atlatmaktan daha zor. Bu çağda artık her kulübün finansmanı kadar konuşabildiği bir futbol dünyasında yaşıyoruz. Ülke futbolumuzda 1,5 milyon TL’ye şampiyonluğu, 500 Bin TL’ye orta sıraları, 300 Bin TL’ye ise küme düşmemeyi kovalarsınız. Pamuk eller nereye kadar cebe! Taşıma suyla değirmen döner mi? Dönmesi mümkün değil. Bir süre durumu idare eder ama istifa mektubunuz cebinizde gezersiniz. Sonuç; kulübün geleceği ipotek altına girer ve istemeden de olsa bir sonraki başkanın hüsran zeminini hazırlarsınız. Artık bu işe bir “dur” zamanı gelmedi mi sayın başkanlar! Geldi de geçiyor bile. Sorun belli! Çözüm? Çözüm ise çağdaş spor ülkelerindeki finansmanla ilgili uygulamaları kulübe adapte etmeden geçer. Ne yapabiliriz ya da ne yapamayız? Muhtemel “gelir kalemleri” ile ilgili dünya örneklerini özetleyecek olursak şunları sıralayabiliriz: Kombine bilet satış geliri; bu uygulama tüm kulüplerde derhal başlatılmalıdır… Araba park yerleri, su, aydınlatma ve temizlik vb. faturalardan katkı payı geliri; belediye başkanları oy istemeye geldiğinde mi konuşuruz!… Aidat gelirleri; elden alma lafazanlığına değmez. Mobil aidat tamamdır. Örneğin Omonia Kulübü geçen sezon 55 bin taraftardan yılda 3,5 Milyon euro yarattı… Sponsor geliri; mevcut Sponsorluk Tüzüğü derhal tanıtılıp, revizyonu konusu tartışmaya açılmalıdır… Müşterek Bahis geliri; Çok tehlikeli ama oldukça tatmin edici bir gelir. İddia Şirketi iddialı maçları tahtasına alıyor ve her hafta ilgili takıma 35 Bin TL. ödeme yapıyor, denenebilir… Stat isim haklarının yıllık satış geliri; Bakanlık ile görüşmeler başlatılmalıdır… Hediyelik eşya geliri; Vergi konusu çözülerek devam edilmeli ve geliştirilmelidir. Sosyologlar diyor ki çocukların takım seçimi, giydirilen formadan geçer… Futbol Okulları geliri; Arsenal dört gün için 240 pound alıyor. Üstelik Arsene Wenger’le ve diğer futbolcularla birlikte fotoğraf çekimi promosyonu dahil. Oldukça etkili… Kulüp kredi kartı geliri; yapılan her alışverişten komisyon geliri olabilir… Bonservis gelirleri; bilirkişilerden oluşturulacak tarama grubu, yetenekli genç takım oyuncularını kulübe bağlayıp, pazarlayabilir. Bu şart! Neyse, 28 Ağustos 1963 tarihinde Martin Luther King’in 300 Bin kişi huzurunda ırkçılık ile ilgili yaptığı konuşmadaki “I have a dream”i kadar meşhur olmasa da, sonuçta benim hayalim de bu işte. Öğretilmiş bi’çaresizliğe “bi’dur” demek lâzım. Yerse…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam