10 Aralık 2016

Öğrenilmiş çaresizlik

Haber İçi Üst

Kıbrıs Türk toplumu, son yarım asırdır, azgın denizlerde yüzen bir gemi durumuna sokulmuştur.
Bu azgın sularda sürüklenmek, başkalarının dayatması ve çıkar politikalarının bir sonucudur.
Yaşatıldığımız süreci anlayabilmemiz çok önemlidir. Bunu sağlamak için, toplum psikolojisi üzerinde yapılan çalışmaları yakından bilmek, toplumsal olaylara karşı duyarlılık sınırlarımızı düşünmek gerekir.
  Son yarım asırda, azgın denizlerde yüzen bir gemi durumunun yanı sıra, Kıbrıs Türk’ü yıllardır, yarı açık cezaevi gibi bir ortamda yaşamaktadır.B u ortamı, bir AKVARYUM ortamı olarak düşünebiliriz.
Akvaryumdaki balığın tüm ihtiyaçlarını dıştan vermek zorundasınız. Dıştan yem vermezseniz, arada bir su ortamını değiştirmezseniz, balıklar ölmeye başlar.
1950lerden beri devamlı kuşatılmış bir çember içerisinde yaşamaya zorlanan insanlarımız, yaşam koşullarını değiştirmek için, çok uğraşmalarına rağmen, çok fedakarlık yapmalarına rağmen, özellikle 1974’ten sonra, çok kapalı ve dünyadan izole bir ortama mahkum edildiler.
1974-2003 dönemi, kapıların yeniden açılmasına kadar olan dönem gerçekten çeşitli yönleriyle ele alınmalıdır.
Denktaş ve arkasındaki aşırı milliyetçi kesim, Kıbrıs Türkü’nün yapısını değiştirmek için, çok değişik politikalar uyguladılar.
Bu politikaları daha iyi anlayabilmek için, Pavlov ve Seligman’ın köpekler üzerinde yapmış olduğu DENEYSEL PSİKOLOJİ çalışmalarını yakından izlememiz gerekmektedir.
İnsanların geleceğine yön vermeye çalışan güçlerin, özellikle EMNİYET içerisinde yaşam ve GÜVENLİK kavramları üzerinde alabildiğine oynadıkları kesindir.
Yaşamını sürdürmek için, bir dış gücün İLLE DE YARDIMI gerektiğini 24 saat tekrarlayan bir yapı, gerçekte şartlı çaresizlik yaratacak politikaları planlı olarak dayatan bir yapıdır.
Rum mallarını kullanarak, ganimet yoluyla zengin yaratma siyaseti, emeği değersiz kılan ve öz güveni yok eden başka bir psikolojik saldırı yoludur.
İşe girişlerde adil bir sistem yaratıp, toplumda girişkenlik potansiyelini arttırmak ve ÖZGÜVENİ PEKİŞTİRMEK yerine, SİYASAL İKTİDARA YALTAKLANMA yoluyla işe giriş, bürokratik mekanizmayı güçlendiren bir yoldur.
Her siyasi iktidar değiştiğinde, hükümetin kapılarına işsiz ve çaresiz insanların yığılmasının nedenleri üzerinde çok durmak gerekmektedir.
Pavlov ve Seligman’ın köpekler üzerinde yaptıkları deneysel çalışmalarda, tüm ŞARTLANDIRMA deneylerine rağmen, az sayıda köpeğin, ŞARTLANDIRMA DIŞINDA kaldıkları gözlemlenmiştir.
İnsan topluluklarının, köpek sürüsü değil, dinamik, yaratıcı ve düşünce üretebilen topluluklar olduğu da unutulmamalıdır.
Zor olan şey ÖNDERLİK YARATABİLMEKTİR.
Halk, her yıkımdan sonra, başka bir partiye yetki vermeye çalışırken, gerçekte, balıkların AKVARYUMDAN ÇIKARTILIP, normal yaşam koşullarına taşınmasını istemektedir.
Akvaryum’un parçalanmasından sonra, normal yaşam koşulları için azgın ırmağa bırakılacak balıklar, dayanışma ile özgürlük koşullarında kendilerine yeni yaşam alanları ve çıkışlar yaratabilir.
Öğrenilmiş Çaresizlik sendromu, artık Kıbrıs Türkleri üzerinde pek etkili olamamaktadır. Yarım asırdır oynanan oyunlar özellikle Kıbrıs Türk toplumu içerisinde bir BİLİNÇ SIÇRAMASI yaratmıştır.
Akvaryumun içinde, yaşam alanlarını düzeltmek yerine, Kıbrıs sorununu bitirip, dünya ile bütünleşmek temel politikalar olarak gündeme geldiği gün, her şey daha güzel olacaktır.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil