04 Aralık 2016

Ne yazayım? Gerçekten zorlanmaya başladım

Haber İçi Üst

Ülkemde güzel şeyler olsun, ben de yazayım, moralim düzelsin, moral saçayım derim, ancak konu bulamıyorum. Kapasitemin, görgü ve eğitimim sınırlarında fikir üreteyim, belki ekmek yediğim, havasını soluduğum ülkeme bir nebze faydam dokunur diyorum, bırakın dinlenmeyi, geri dönüşüm bile alamıyorum. Kimsenin kaale almadığı zekâ özürlü biri sayılma hissiyatına kapılıyor, “artık yazı yazma, zaten lisanın da zayıf, anlatamıyorsun” diye düşünmeden edemiyorum. Bu defa gazeteden arkadaşlar telefon edip yazıyı soracaklar. Tabiatım kurusun kimseyi kıramam, iyi ki karşı cinsten değildim, bu düşünce ile yine kalemi elime almak zorunda oluyorum. Hade ben haftada bir yazarım da, her gün köşe yazısı yazan meslekten arkadaşlara kıskanmamak elde değil. Benim mesleğim başka. Mesleğime yoğunlaşsam, akademik bilinçlik satsam, bizde IS-LM eğrileri işlemez deyip ispatlasam, bu tür yazıları son sınıf ekonomi talebeleri mi okuyacak? O da şüpheli. Genelde KKTC ekonomisinden ahkam kessem (eğer öyle bir şey var ise) dayanacağım verilere, başta nüfuz ve hayat pahalılığı verilerine, ne benim ne de genel vatandaşın güveni var. Bu verilerin güncel olmadığı ve güvenilmediği yerde araştırmamın, emeğimin doğruya ve güzele yönlendirecek mi? Sorusunu sorarak tembelliğimi saklamaya çalışırım.

Son devrede KKTC’de bahsedebileceğim iki güzel girişime şahit oldum. Biri “toparlanıyoruz” harekâtı, diğeri Anadolu’dan su getirme projesi. Anavatan’dan su getirme projesi ile övünemem. Bu başkasının parası, “know-how”ı ile gerdeğe girmeye benzer. Biz de yıllar önce beş-on arkadaş şimdiki ‘toparlanıyoruz’ hareketi kadar profesyonel olmasa dahi, ayni duygular ve inançla bir araya gelmiş, hatta uzun münakaşalardan sonra bir parti kurmuştuk. İlkin vatandaşlar bu yeni oluşuma ilgi gösterdi, ancak biz sponsor kabul etmediğimizi, istihdam veya herhangi bir söz veremeyeceğimizi öğrenince bizim partide ne ayak kaldı ne de göbek. Beş-on baş kaldı. Herkes bize güldü, alay etti. Umarım ve beklerim ki, bu kadar tecrübeden sonra “Toparlanıyoruz” hareketi aynı duruma, bu yozlaşmış toplumda, düşmez.
Diyeceksiniz ki bu ülkede acayiplikler, anomaliler, rezaletler, suistimaller diz boyu. Rahmetli Aziz Nesin buralarda olsa ona yazacak, hiciv yapacak, alay edecek, ağlanacak hale güldürecek yüzlerce kitap malzemesi çıkar. Üstat Aziz Nesin kim biz kim. Onun kadar olmasa dahi, soyumda, o küçücük köyümde, önemli sayılacak kadar komedyen çıktı. Ben de hiciv yapabilirim. Ancak bize eğitimimizde, üniversitede sebep-sonuç ilişkisini kavramayı ve önemini üzerine basa basa öğrettiler. “Deductive”, “inductive” düşünmeyi, “econometrics”i öğrettiler. Etrafta problem kırla, yazarı da çok, ancak hemen hemen hepsi sonuçla uğraşır, nedenini saptayan ve yazan olsa, üç-dört yazıda konular biter. Diğerleri hep problemlerin etrafında dolaşma, dedi kodu.
Sn. Başbakanın KKTC’nin bu durumda, inadına dercesine, kalabalık bir heyetle ABD’ye gitmesi veya gidebilmesi, bir sonuçtur. Sektörlerin, belki aşırı, şikayetleri, feryatları bir sonuçtur. KKTC’nin pahalı bir ülke olması, zamlar, rekabet zafiyeti, maliye politikalarının kolaycılığa kaçıp pahalılığı körüklemesi hep bir sonuçtur. Belediyelerin hali da bir sonuçtur. Geçen yılda Londra’da oğlumun yanında 3 ay kadar kalmıştım. Fert başı milli geliri 30000 stg. olan bu ülkede bazı geceler kızarmış tavuk alır yerdim. KKTC’dekinin yarı fiyatına. Oradaki Mr. Pound’a uğrar, adı, üstünde gerçekten ne alırsam bir pounda alırdım. Burada 4 TL. Mahalledeki lüks sayılacak berberinde saç tıraşı oldum, 5 stg. Burada en ucuzu 20 TL. Oğlumun kuru temizleme dükkanı var, bir kat takımı 5.5 stg.’e temizler. Dün ben burada aynı işe 25 TL verdim. Oğlumun işçisine verdiği haftalık buradakinin üç katı, belediye vergisi de 10 katı. Diyeceksiniz ki orada nüfus fazla, ancak kuru temizleyiciler de aynı oranda fazla. Farkı nüfus kısmen izah eder, esas neden rekabetin acımasızca çalışması, üretkenliği sağlaması. Oralarda berberler, doktorlar bir araya gelip klikleşip fiyat saptamaları rekabet kurulunun (monopolies commission) duvarına çarpar. Musluklardan bir gün pis su aksa sorumlular düşer, insan içine dahi çıkamaz. Vatandaş parası vergiler titizlikle ve sağlıklı öncelikler ile harcanmaması “Tax Payer’s Alliance’ ın gazabına uğrar. Bizde?
Bunlar hep sonuçtur. Peki sebep ve sebepler nelerdir? Sebepler bir elin parmaklarından azdır.
1-  Bu politik yapı bünyemize uygun değildir. Süratle değiştirilmesi gerekir.
2- Eğitimimiz hem kalitesizdir, hem de hedefsizdir, plansızdır. Bunun süratle halledilmesi gerekir.
Genel anlamda adalet uygulamaları, liyakata dayalı sistem, hukukun üstünlüğünün tavizsiz uygulanması, üretkenlik, ekonomik rasyonellik yukarıda zikrettiğim iki sebeple ilgili sonuçlardır.
3- Toplumun iradesine sahip olması, öncelikleri ve kararlarını kendisi saptaması, Türkiye ile iki dost, saygın devlet ilişkisine girmesi gerekir. Tüketici refahı ve üretim motivasyonu buna bağlıdır. İlişkilerin süratle sağlam bir zemine oturtulması gerekir.
Bazılarınız diyecek ki bir tek sebep vardır. O da Kıbrıs sorununu çözme, yani anlaşmadır. O olay, o olgu yukarıdaki sebeplerin çözümüne büyük katkı kor ve süratlendirir ancak olmaz ise olmaz değildir. Hep o günü bekleyip yan gelmek, tembelliktir, beceriksizliktir. Kısacası işin özüne, bataklığa yoğunlaşırsanız yazacak fazla bir şey bulamaz, kendinizi devamlı tekrarlatırsınız. Meslekten köşe yazarları ister istemez, işin gereği dedikoduya girerler ve de okunurlar. Benim gibiler ne yapsın?

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam