06 Aralık 2016

“Ne Küçük, ne Eroğlu UBP’nin kuruluşunda vardı”

“Ne Küçük, ne Eroğlu UBP’nin kuruluşunda vardı”
Haber İçi Üst

“İKİSİ DE YOKTU”… “İrsen Küçük, Dr. Küçük’ün UBP’ye karşı Halkın Sesi aracılığı ile başlattığı muhalefetini halk karşısında yumuşatmak için UBP’ye alındı. Derviş Eroğlu ise, Orhan Zihni Bilgehan’ın talebi üzerine kabineye alındı ancak 3 ayda istifa noktasına geldi”
“BEN BIRAKTIM”… “Başbakan olduğum dönemde Cumhurbaşkanı Denktaş ile görüş ayrılığına düştüğümde karşı karşıya gelmemek ve toplumun çatışma içine girmemesi için görevimi bırakmayı bildim. Derviş Bey ile İrsen bey’in bu kavgası gerçekten seçmeni politikadan soğuttu”
“KARARSIZIM”… “Böylesi bir siyasi ortamda sandığa gitme konusunda kararsızım. Parti programlarının uygulanmadığı bu düzende kime oy vereceğim. Sandığa gidersem de karma oy kullanacağım”
“TÜZÜK VE PROGRAMLAR RAFTA”… “O dönem bizim hazırladığımız yasa, örnek bir seçim yasasıdır. Ancak, bugünkü yozlaşma içerisinde kişiler ön plana çıkmaktadır. Partiler tüzüklerini, programlarını bir kenara bırakarak günün şartlarına göre ya partizanlık, ya da popülist politika yapmak sureti ile kendi programlarını ve tüzüklerini rafa kaldırmış durumdadırlar”

Selda İÇER

Politikayı bırakalı 28 yıl olan eski Başbakan ve eski Meclis Başkanlarından Nejat Konuk ile ilk kez karşı karşıya geldim ve kendisi ile uzun yıllardır yapmayı planladığım ve çok arzu ettiğim röportajı yaptık. Kısıtlı zaman içersinde siyasi tarihimize dair çok şey öğrendim kendisinden. 85 yaşında, genç bir delikanlı gibi duran Nejat Konuk beni oldukça etkiledi. Kendisi politikada oynanan oyunlara çok fazla dayanamayıp Başbakan iken politikayı bırakmış Cumhurbaşkanı ile ters düştüğü için. Milletvekilleri ile seçmenin de sürekli parti değişmesinden rahatsız. Delegelerin değil, parti başkanlarının milletvekili adayı belirlemesinden ise iyice rahatsız.

HAVADİS: UBP’nin kuruluşu ile başlayalım isterseniz sohbetimize. Nasıldı o yıllar?
KONUK: Ben birinci Kurucu Meclis’te Bakanlar Kurulu adına Anayasa Komitesi’nde görev yapmak üzere Sayın Denktaş tarafından görevlendirildim. Bakanlar Kurulu adına görevlendirildim. O zamana kadar yürütme kurulunda 1963’dan itibaren Adalet ve İçişleri Bakanlığı görevini yürütüyordum. O görevi Orhan Zihni Bilgehan’a bırakarak kurucu Meclise doğru gittim. Anayasa çalışmalarında çok yoğun bir mesai harcadım. Denktaş Bey’in etrafında olan henüz daha partileşmemiş Türk Cemaat Meclisi’nden gelen ve daha sonra Kurucu Meclis’te de görev alan arkadaşlarla beraber karşımızda çok sıkı bir muhalefet vardı. Burhan Nalbantoğlu, Mustafa Akıncı, Alpay Durduran, Özker Özgür, Özker Yaşın, Fuat Veziroğlu, Ekrem Ural gibi. Bunlara karşı mücadele verdik ama Anayasa çalışmalarında onlarla anlaştık. Esas parlamenter rejim mi, yoksa yarı bakanlık sistemi mi, bu konudaki tartışmalar çok sıkı geçti. Tartışmalar uzun sürdü. O zaman iç tüzük filan da söz konusu değildi. Arkadaşlar engelleme yapmak istedikleri zaman kürsüde 16 saat dahi konuşabiliyorlardı. Bunun da bir sınırlaması yoktu. Netice itibarı ile Sayın Denktaş’ın ki o zaman hem Meclis Başkanı idi, aynı zamanda yürütme kurulunun da başkanlığını yürütüyordu. Onun istekleri doğrultusunda Anayasa hazırlandı. Ama Anayasa gerçekten o zamana göre dünyada örnek sayılabilecek özgürlükçü, milli bir Anayasadır. Hala daha bu anayasadan geriye gidilmiş değildir. Mümkün olduğu kadar ikinci Kurucu Meclis’te o zaman ki Türkiye’deki askeri idarenin baskılarına da göğüs germek sureti ile büyük ölçüde 1975 Anayasası’nın esaslarını koruyabildik. Ama önemli olan siyasal partiler yasası ve seçim sistemi. Bugün inceleyecek olursanız seçim sistemimiz dünyada o kadar mükemmel bir seçim sistemi olabilir diye söyleyemem; örnek bir seçim yasasıdır, örnek bir seçim sistemidir. Ancak bugünkü yozlaşma içerisinde kişiler ön plana çıkmaktadır, partiler değil. Partiler zaten kendi tüzüklerini kendi programlarını bir kenara bırakarak, günün şartlarına göre ya partizanlık yahut popülist politika yapmak sureti ile kendi programlarını ve tüzüklerini rafa kaldırmış durumdadırlar. Biz seçim sistemini ve siyasal partiler yasasını hazırlarken işgal altında bulunan bir yerin kendi özgür iradesi ve seçimleri ile örnek bir devlet durumuna geldiğini göstermek bakımından bunu her zaman dikkate alarak ön planda tutarak çalışmalar yaptık. Gerçek demokrasilerde temsili demokrasilerde, önemli olan partilerdir. Siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurları olarak partiler gösterilebilir. Devlet olarak biz bazı enstrümanlardan uzak tutulmaktayız. Mesela ekonomiye yön verebilmek için Merkez Bankamız yoktur. Merkez bankamız buradaki ekonomik durumu kontrol altında tutabilecek en büyük enstrümanlardan biridir. Ancak kendi paramız olmadığı için Türkiye’deki bütün iktisadi gelişmeler veya bozukluklar aynen buraya da intikal etmektedir.
HAVADİS: Merkez Bankası kurulması düşünülmedi mi hiç?
KONUK: O açıdan imkanlarımız hala daha mevcut değil. Bugün maaşlar daha ödenmiş durumda değil. Böyle bir durumda siz paranızı bastığınızda kim o paraya değer verecek. Paranın mevcut değerini koruyabilmek öyle kolay bir iş değil. Tam bir devlet durumuna gelemediğimiz için dünyada ancak bir tek Türkiye tarafından tanınan bir devlet durumunda olduğumuz için bu enstrümanlardan uzak kaldık. Seçim sistemini hazırlarken esas olan partilerdir. Partilerin ideolojileridir, partilerin programlarıdır. Ama biz bir bakıma bundan uzaklaştık. Neden uzaklaştık? Karma listeyi koyduk ortaya. Karma liste temsili demokrasilerde partileri ikinci plana iten bir durumdur. Esas olan partiler olması gerekirken biz, yeni tecrübe getirmek bakımından karma listeleri de kabul etmek durumunda kaldık. Bunu böyle düşündük. Ama karma listeyi yaparken veya tercih işaretlerini kullanırken parti içindeki kişilerin birbirine düşmesini, parti içindeki sıranın öyle veya böyle bir şekilde başka türlü olarak yozlaşmasını önlemek için tercih işaretlerinde o bölgede çıkacak milletvekili sayısının en az yarısı kadar tercih işareti kullanılması gerektiğini koyduk ki bir birleri aleyhine çalışmasınlar. Nitekim şimdi çalışırlar.
HAVADİS: Bugünkü tabloya bakıldığı zaman bunun çok da başarıldığı söylenemez sanırım?
KONUK: Ama yani yine de mümkün olduğu kadar bunu önlemeye çalıştık. 15’den aşağısı olmasın, 15’den yukarısı da olmasın dememize kadar yine de el altından çalışılıyor. Mümkün olduğunca karma listeye gidiliyor. Başlangıçta karma listeyi kerhen koymamıza karşın şimdi diyorum ki, “İyi ki karma listeyi koyduk” Çünkü şimdi baktığımızda hangi parti kendi programını uyguluyor ki. Liderin veya parti başkanının iki dudağı arasında kimler milletvekili olacak diye listelere giriliyor. Biz, Türkiye’deki sistemin dışında, vatandaşın da sandığa gittiği zaman iradesini yansıtabilmesi için hiç olmazsa sırayı değiştirebileceği imkanları sunduk seçim sistemi ile birlikte.
HAVADİS: Sizce şu anda halkın iradesi mecliste var mı?
KONUK: Bence yok. Neden derseniz, bir partinin kendi delegeleri tarafından dahi aday listeleri tespit edilmiyor. Galiba şimdi tek bir parti delegeleri vasıtasıyla aday belirledi. Ancak kontenjan koyduğuna göre, demek ki bir ölçüde de olsa delegeler söz sahibi olabiliyor.
HAVADİS: Sizin ne kadar bir siyasi yaşamınız oldu?
KONUK: Benim bir İçişleri Bakanı olarak 7-8 sene süren görevim oldu. Meclis Başkanı olarak 2 senelik bir çalışmam var. İlk Başbakan olarak 2 yıllık bir çalışmam var Federe devlette. Cumhuriyetin Kurucu Başbakanı olarak da iki yıllık çalışmam var. Ben UBP’nin kurucusu olmakla beraber UBP’nin tüzüğünü hazırlayıp bunu Denktaş Bey’e iletmiş olmakla beraber UBP’de gerekli hizmeti veremeyeceğimi anladığım anda hiç düşünmeden ayrıldım. İkinci kurucu meclis kurulup da tekrar bana Başbakanlık görevi verildiği zaman UBP’ye dönmem içim yapılan tüm teklifleri reddettim. Bunu mizacıma uygun bulmadım ve Başbakanken seçime katılmayarak politikayı bıraktım.
HAVADİS: UBP’den neden istifa ettiniz ve geri dönmediniz?
KONUK: Şimdiki durumda pek konuşmak istemem ben bu konuları. Denktaş Bey benim 1960’tan itibaren beraber çalıştığım ve gerçekten birlikte birçok hizmetler yaptığımız bir liderdi. Oğlu genel sekreterimizdi ve ben Başbakan idim. Allah rahmet eylesin şimdiki bazı politikacıların da katıldığı bazı oyunlara alet olduğu için karşı karşıya kaldık. Ya ben Sayın Cumhurbaşkanı ile karşı karşıya gelecektim Başbakan olarak, şimdikilerin yaptığını yapacaktım veya UBP’den ayrılıp Sayın Denktaş’a daha rahat çalışma imkanı vermeyi uygun bularak ayrıldım. Bir takım şeyler oldu. Bir bakan geldi, bir teklif sundu. O teklifi biz bakan sunduğu için kabul ettik, sonra o teklifin geri alınması için aleyhime traktörler sürüldü mesela. Bir takım aleyhime oyunlar içine girildi. İşte onlardan fena halde sıkıldığımı söyleyebilirim. Birinci Başbakanlık dönemimde Raif’i birçok arkadaşlar ileriye sürüp bana karşı cephe almasını sağlamalarına rağmen Sayın Denktaş istifama kadar beni sonuna kadar desteklemiştir bunu şimdi rahat rahat söyleyebilirim.
HAVADİS: Toplumun çatışma içine girmemesi için siz çekildiğinizi söylüyorsunuz. Ancak biz önce Eroğlu-Denktaş daha sonra da Eroğlu-Küçük çatışması yaşıyoruz. Bu çatışmalardan da UBP iki kez bölündü bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
KONUK: Şimdi biz, o zamanki düşüncemizde temsili demokrasiyi tüm kurallarıyla yürürlüğe koyacağız da itibar kazanacağız düşüncesiyle hareket etmemize karşın maalesef daha önce de söylediğim gibi partiler bunu yapmadılar. Benim siyasal ömrüm iki şeyi yapmama yetmedi. Birincisi, bugün ne zaman zaman ele alınıyor. Ne kadar küçük bir toplumuz. Aşağı yukarı her 3 bin kişiye bir milletvekili düşüyor. Dar bölge kesinlikle bizim ülkemize uymaz. Nispi temsildir ancak bizim mecliste her parti ve görüşü temsil edecek sistem. UBP’yi biz kurduk ben birinci genel sekreteri değilim. Tüzüğü hazırlayıp Sayın Denktaş’a sunduktan sonra ben fiilen üst kademede görev alacak değilim bana genel sekreterlik vermeyin dedim. Orhan Zihni Bilgehan ilk genel sekreteridir UBP’nin ancak o hakimliği tercih edip genel sekreterlikten ayrıldıktan sonra Sayın Denktaş yine bir emri vaki yapmak suretiyle bana genel sekreterliği verdi ve biz UBP’yi 1975 Eylül’ünden 1976 genel seçimlerine kadar UBP’yi seçimlere hazırladık.
HAVADİS: UBP ilk kurulduğunda kimler vardı.
KONUK: İsmet Kotak, Erol Kazım, Enver Emin vardı.
HAVADİS: Derviş Eroğlu veya İrsen Küçük var mıydı?
KONUK: Hayır hayır yoktu. Onu anlatacağım. Seçimlere birkaç ay kala, Halkın Sesi bize o zaman Sayın Denktaş ve bana karşı korkunç bir muhalefet yapıyordu. Fuat Veziroğlu orada yazıyordu. Dr Küçük’ün yazıları vardı. Denktaş Bey bana o zaman seçimlere hazırlanırken, “Dr. Küçük’ün yeğeni UBP’ye girmek istiyor, bu bizim için iyi olur vatandaşa karşı. Dr. Küçük’ün muhalefetini bir nebze de olsun kırabilecek durumda olabiliriz. Sen İrsen Küçük’ü al, köylere giderken götür onu tüm vatandaşlara tanıştır” dedi. Yani İrsen Küçük UBP’nin kurucuları arasında değildir. 1976 seçimlerinde yüzde 56 oy ile UBP birinci parti çıktı. Orhan Zihni, Vedat Çelik, Osman Örek Başbakan olmak istiyor. Sayın Denktaş beni çağırdı bana “böyle bir durum var, sana bu görevi verirsem İsmet Kotak bir süre kabine dışında kalsın çok yıprandı” dedi. Sonra ben bu konulardan dolayı görev, reddettim. 15 günlük süre dolmak üzere iken Başkan beni çağırdı ve yine emrivaki bir şekilde Başbakan olarak gösterdi. Mağusa gurubu Orhan Zihni’ye bağlı, beraberce telefon açtık Vedat Çelik kabul etmedi kabinede yer almayı. Orhan Zihni de kabul etmedi. Dedim ki, “İrsen Küçük’e de telefon edelim ama Tarım Bakanı olmasın ha” eski bir tartışmamız dolayısıyla. Ama o ısrar edince biz de kabul ettik. Daha sonra Vedat Çelik Dışişleri Bakanı olmayı kabul etti. Ben de onu Mağusa’ya gönderdim. Dedim ki Mağusa bölgesine 3 bakandan fazla verme dedim. Gece dokuzda geri döndü ve “Zor ikna ettim” dedi. Orhan Zihni Bilgehan kabul etti ama arkadaşları Derviş Eroğlu ve Mehmet Altnay ile Ali Atun’u da bakan aldı. Ben o zamanda delegelere gitmiştim, genel seçim gibi oylama yapıldı ve ben genel sekreter olarak ikinci sırada idim. Derviş Bey de hekim idi o zaman. Fakat Derviş Bey nedense bakanlığa pek ısınamadı dördüncü ayda ayrılmak istedi. “Olmaz “dedim. Ancak temmuz ayından mayıs ayına kadar kendisini bu görevde tutabildim. Mayıs ayında tekrar emrivaki yaptı ve ayrıldı.
HAVADİS: Neydi ayrılma nedeni?
KONUK: Bir neden göstermedi. “Ben bu işten hoşlanmadım” dedi. Bir gün almış galiba resmi arabayı da Salamis Bey’e kahve içmeye gitmiş. Fuat Veziroğlu da bunu aldı, çıkmış yola, mecliste kıyametleri kopardı. Ben mecliste gerekli cevabı verdim ama sanırım bu olaylar Derviş Bey’i etkiledi. Ama Derviş Bey o zamandan bu zamana, kendini iyi yetiştirdi, iyi bir politikacı oldu. Sayın Denktaş’a bazı konularda muhalefet ettiği de oldu. Şimdi İrsen Küçük, Derviş Bey o kadar yapmadı sanırım yani. Derviş Bey ile İrsen Bey’in bu kavgası gerçekten seçmeni politikadan soğuttu diyebilirim. Ben diyorum ki gerçekten temsili demokrasiyi memlekete yerleştirmek isterken ülkenin bütününü tek seçim bölgesi olarak kabul etmek suretiyle bu böyle iş takipçisi yapan, bölgecilik yapan yapıyı ortadan kaldırıp, Meclis’te çalışabilecek kabiliyette ve liyakatte kişileri Meclis’e gönderelim. İkinci düşüncem ise, milletvekilleri boyuna parti değiştirdiği gibi, seçmenler de sürekli parti değişmektedir. Adam bir partinin genel sekreteri iken partiden başka partiye geçiyor. Sonra parti başkanı iken partisini kapatıp başka bir partiye geçiyor ve listenin başında yer alıyor. Ama o partinin genel sekreteri yedinci sıradan çıkıyor. Bunları anlamak mümkün değil. Vatandaş, seçmen bunu anlıyor mu? Sayın Denktaş’ın politik yaşamı devam ettiği sürece hatta daha sonra da cumartesi günleri eski politikacılarla görüş teatisinde bulunurduk. Gerçeği söylemek gerekirse Derviş Eroğlu ile benim ne parti içinde, ne parti dışında herhangi bir çatışmam kavgam olmadı. Her zaman dostane ilişkiler içerisinde bulunduk. Sayın İrsen Küçük ile bazı kavgalarımız, görüş ayrılıklarımız oldu ancak bunu her zaman normal sınırlar içinde tuttuk. Dostluğumuz her zaman devam etti. Ancak ne Sayın Eroğlu’nun ne de İrsen Küçük’ün eski bir başbakan olarak benimle hiçbir temasları yoktur. Olmadı.
HAVADİS: Başbakan ile Cumhurbaşkanı’nın bu noktaya gelmesinden sonra durum ne olur sizce?
KONUK: Vatandaş bunun hesabını soracak mıdır, yoksa sandığı boykot mu edecek. Bunu bilemeyiz. Vatandaş ne yapacağını bilecek durumda değil.
HAVADİS: Siyasi partilere öneriniz nedir?
KONUK: Demokratik kuralları partilerde uygulasınlar. Oligarşinin ortadan kaldırılması için partiye kayıtlı olanlar hiçbir menfaat beklemeden sadece topluma hizmet verebilecek kişileri iş başına getirmeye gayret göstersinler. Halk 28 Temmuz’da sandık başına gidip parti liderlerinin seçtikleri adaylara ne derece oy verecekler onu göreceğiz. Yani halkın iradesi sandığa pek yansıyacak gibi görünmüyor. Onun için pek iyimser değilim.
HAVADİS: Siz sandığa gidecek misiniz?
KONUK: Henüz karar vermedim. Gidersem de karma oy kullanacağım. Çünkü mühür vuracağım bir parti göremiyorum. Hizmet etmek aşkı ile bir kadroyu iş başına getirebileceğine inanmadığım partilere oy vermek benim için pek mümkün değil. Ama kişiler içerisinden bir seçim yapmak suretiyle belki mümkün olabilir. Bir deneme yapmak mümkün olabilir belki. Ben şu anki hükümeti de taktir ediyorum. İki aylık bir hükümet olmasına karşın Başbakan çok iyi gidiyor.
HAVADİS: Son olarak neler söylemek istersiniz?
KONUK: Bizim dönemimizdeki heyecanı şimdiki meclislerde göremiyorum. O zamanlar bakanlık bir meşakkat yeri, topluma gece gündüz hizmet etme yeri idi. Ancak şimdi öyle değil. Bir ikbal meselesidir. Toplumda söz sahibi olma, kudret sahibi olma meselesidir. İnşallah bu seçimde bu kadar badireden sonra iyi bir netice çıkar da toplum rahat eder.

 

 

 

Fotoğraflar: Nadire KRAŞLIOĞLU

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam