07 Aralık 2016

Mühür Vurmayın

Mühür Vurmayın
Haber İçi Üst

“ADAYLARI İNCELEYİN”… “Kararınızı adaylara bakarak verin, sandığa gidecekseniz mühür vurmayın, karma oy kullanın, ülkenin yararına aday yoksa, sandığa değil denize gidin”
“ESKİLERİN SON OYUNU”… “Bence bu seçim, eski oyuncuların son oyunlarını sahneleyecekleri kısa ömürlü bir sahnedir. Bizler seçim döneminde eski milletvekillerinin karnesini çıkaracağız, yeni adayları da halka tanıtacağız”
“BÜROKRATLAR HÜKÜMETİ KURSUN”… “Seçime kadar kurulacak bir teknokrat hükümette bugün bürokrat olarak görev yapan ve kısmen de olsa siyasileşmemiş olan isimler yer almalıdır”
 

Selda İÇER

28 Temmuz tarihinde artık erken seçim kesinlik kazandı. Seçim yasakları başladı. Özetle, Yüksek Seçim Kurulu seçim takvimini yayınladı ve değim yerinde ise yarış başladı. Şimdi gözler yarın yapılacak hükümete karşı verilen güvensizlik önergesinin görüşmesine çevrildi. UBP Hükümeti düşerse yerine kurulacak hükümet de önemli. Bir yıldır Kıbrıs Türkü’nün hayatında yer alan Toparlanıyoruz Hareketi, özellikle toplumu ilgilendiren genel konularda büyük hassasiyet gösterip, tepkiler ortaya koyuyor. Alınan yanlış hatalı konularda kamuoyunu bilgilendirip dikkat çekiyorlar, hatta mahkemeye kadar gidip yanlış kararların geri alınmasını sağlamaya çalışıyorlar. Özellikle sosyal medyada çok aktif çalışan hareketin lideri Kudret Özersay, 28 Temmuz tarihinde yapılacak seçimlerle ilgili tutumlarının ne olacağını bizlerle paylaştı.
 

HAVADİS: 28 Temmuz tarihi netleşti. Öncelikle bu erken genel seçimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
ÖZERSAY:
Toparlanıyoruz Hareketi olarak biz, bu erken seçimi sistemde yaşanan tıkanıklıkları aşabilecek, ya da, bu düzeni değiştirebilecek bir seçim olarak görmüyoruz. Ancak, Meclis’in ve ülkenin geldiği duruma bakarak, halka yol gösterici olabilecek bir çağrıda bulunduk. Biz seçmene “önce adayları değerlendirin” çağrısı yapıyoruz. Bize göre, bugün Meclis’te bulunan ve yeniden aday olacakları kesin olan mevcut milletvekilleri, sınıfta kalmışlardır. Yeni çıkacak olan adaylar arasında, bu ülkeye yararlı dokunabilecek olan isimler olursa, seçmene sandığa giderek, kesinlikle mühür vurmadan, bu isimlere karma oy vermeleri çağrısı yapıyoruz. Ancak unutmayalım ki, halk yararına hizmet yapabilecek hiçbir aday olmadığını görüyorsak, o zaman seçmenin sandığa gitmeme tercihini kullanmasını da haklı buluyoruz. Bu yüzden, seçime dönük ana mesajımız, “adayları değerlendir, ülkeye faydalı aday varsa karma oy kullan, ama mühür vurma. Eğer ülkeye faydası dokunaca, herhangi bir aday bulunmadığını düşünüyorsan, o zaman sandığa değil denize git.” Bildiğiniz üzere, bizde seçim günü özellikle öğleden sonra, sandığa gitmeyenlere dönük olarak bir operasyon yapılır. İsimler tek tek tespit edilir ve insanlar evlerinden aranarak, sandığa gidip belirli bir partiye oy vermeleri için üzerlerinde baskı yapılır. İşte bu nedenle eğer ülkenin yararına bir aday çıkmadığını görürsek, telefonumuzu kapatıp denize gitmeliyiz dedik.
HAVADİS: Mühür kullanılmasına neden karşısınız?
ÖZERSAY:
Mühür, bugün var olan yozlaşmanın az ya da çok ortağı olan, siyasi partilerin bizim yerimize ve bizim adamıza yaptığı tercihtir aslında. Vurulan mühür, parti içerisinde ya delegelerin, ya belirli bir komisyonun ya da parti başkanının keyfi olarak yapacağı sıralamayı gözü kapalı desteklemek anlamına gelir. Oysa hepimiz biliyoruz ki, olur da bir parti listesine genç, yeni ve bu ülkeye yararı dokunabilecek bazı isimler kazayla dahi girerse, çoğu zaman siyasi partiler içerisinde kemikleşmiş parti baronları tarafından el altından küçük listeler dağıtılarak, bu yeni isimler her zaman devre dışı bırakılır ve harcanır. Geçmişte, çok sayıda iyi yetişmiş insanın partilerin listelerinde bir dolgu malzemesi olarak kullanıldıklarını daha sonra da bizzat parti tarafından devre dışı bırakılıp, siyasetten ve toplum meselelerinden soğutulduklarını gördük. İşte bu nedenle, toparlanıyoruz hareketi, seçmenin kesinlikle mühür vurmamasını, bunun yerine, farklı siyasi partilerden aday olarak çıkan birkaç yeni ve ülkeye yararlı olabilecek isim olursa, karma oyla bu isimleri desteklemesi çağrısı yapmıştır.
HAVADİS: Yeni adaylar seçilirse bu sistem değişmiş mi olacak?
ÖZERSAY:
Hayır, bu sistem, yeni adaylar seçilse dahi değişmiş olmayacak. Ancak, halk olarak biz, bir şeyleri değiştirebileceğimize yeniden inanmaya başlayabileceğiz. Bir başka ifade ile siyasi partilerine olan bağlılıkları ve parti disiplini nedeni ile belki yeni seçilecek olan yüzler de, ülkenin yararından çok, partilerinin menfaatini düşünerek hareket edeceklerdir. Ancak bu isimlerin sadece birkaçı dahi, farklı bir anlayışa sahip olursa bu bir başlangıç olur. Bugün Meclis’te, var olan milletvekillerinin nerede ise tamamı ya meclise gitmeyerek, ya Meclis’e gitse bile Meclis kürsüsüne çıkıp bir kelam dahi etmeyerek, ya da meclis tartışmaları sırasında diğer vekillere ağza alınmayacak seviyesiz kelimelerle hitap ederek, aslında halkın iradesine ihanet etmektedirler. Daha da önemlisi, yasama faaliyetini yerine getirdiklerinde, halkın genelinin yararına, yasal düzenlemeler yapmaktan her zaman uzak olmuşlardır. Meclis’te bir anlamda, bütün siyasi partiler arasında, düzenin devamına yönelik çıkar birlikteliğine dayalı büyük bir koalisyon oluşmuş durumdadır. İşte, ya karma oy kullanın, ya da ülke için hiç doğru aday çıkmazsa, sandığa gitmeyerek, zaten çatırdamaya başlayan bu menfaat koalisyonunun daha da zemin kaybetmesi sağlanabilecektir.
HAVADİS: Sizce partiler nasıl bir aday profili ile halkın karşısına çıkmalıdır?
ÖZERSAY:
Eğer biraz olsun halkın güvenini kazanmak istiyorlarsa, parti içi menfaat pazarlıklarını bir kenara bırakarak, ülkenin yararını kişisel, ailesel zümresel ve partisel çıkarların önüne koyabilecek isimleri aday göstermelidirler. Böyle bir durumda, seçmenin Toparlanıyoruz Hareketi’nin çağrısının da etkisi ile doğru adayları karma oyla, mühür vurmaksızın destekleyebileceğine inanıyorum. Ancak, burada çok daha önemli bir husus var. Siyasi partiler, bir yandan bazı yeni ve ülkeye yararlı isimleri aday gösterirken diğer yandan el altından küçük listeler dağıtarak bu isimleri seçimde devre dışı bırakmaya kalkışırlarsa, sadece ve sadece kendi kendilerini kandırmış olurlar.
 

HAVADİS: Siz bu süreçte kurulacak bir teknokrat bir hükümette yer alır mısınız?
ÖZERSAY:
Geçiş hükümeti, seçime kadar geçecek iki aylık dönemde sadece ve sadece sıradan işlerle uğraşacak olan, ülkeye çok ciddi bir katkısı olamayacak olan bir yapıdır. Zaten seçim yasaklarının yürürlükte olacağı bir dönemde sadece sıradan işlerin yapılmasının takibini yapacak olan bir gruptur. Dolayısı ile bu konulara hakim olan ve şu anda üstü düzey bürokrat durumda olan isimlerin ve kısmen dahi siyasileşmemiş isimlerin hükümetin içinde görev almasının daha uygun olacağını düşünüyorum. Ancak, dışarıda bazı isimlerin tekrardan hükümete dahil olması, bu isimler açısından ve ülkenin geneli açısında bir takım riskler ve sıkıntılar içerir. Çünkü, bu dönemde partizanca yapılacak olan bir takım işlerin vebali, bu insanların sırtına yüklenecektir. O yüzden, eğer şahsen ben nasıl bakarım anlamında soruyorsanız ben kendimi böyle bir yapı içerisinde görmüyorum.
HAVADİS: Kamuoyu sizin hareketinizin siyasi partileşme yoluna gideceği beklentisi içinde oldu. Hatta erken seçim olmasa ve zamanında, yani 10 ay sonra yapılması gereken seçime siyasi parti olarak gireceğiniz öngörülüyordu. Böyle bir şey var mıydı, yoksa sadece bir söylem mi bu?

ÖZERSAY: Hayır, böyle bir şey yoktu. Biz böyle bir olasılık üzerine özel olarak durmadık. Ama bir yıldır söylediğimiz şeyin hazırlığı, çalışması hep devam etti. Yani biz hep doğruyu söyledik, aynı şeyi söyledik. “Eğer iyi bir örgütlenmeyle halkın kendi içinden talep gelirse, bir eşikte siyasallaşma düşünülebilir” dedik. O eşik olağan seçimlerden önce gelebilirdi ama bu, varsayımsal bir şeydir. Bunun çok fazla üzerinde durmaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Ancak, daha net bir şey varsa, o da bu ülkede kesinlikle ve kesinlikle yeni bir siyaset anlayışına ve bu siyaset anlayışını ileriye götürecek yeni bir siyasal oluşuma ihtiyaç vardır. Bu benim kişisel görüşümdür ama yeni bir siyasal oluşum, bu ülkede değişimi kendi başına sağlayamaz. Bu ülkede aynı zamanda yeni bir yurttaşlık bilincine de ihtiyaç vardır. Yani yurttaşın sorunlara bakışı, siyasetten beklentisi ve yönetime katılımı seçtiklerini denetlemesi şeklinde. Yeni bir yurttaşlık bilincine ihtiyaç vardır. Bu ikisi el ele, doğru zamanlama ile, yeterli hazırlıkla yapılırsa, ülkede değişim ancak o zaman gerçekleşir. Ben bunun yakın gelecekte bu ülkede filizleneceğini hayat bulacağını düşünen birisiyim. Eğer o bağlamada belli bir sorumluluk üstlenilmesi gerekirse, bundan çekinmem. Bunu her zaman söyledim ama her zaman şunu da vurguladık. Eğer ülkede yeni bir siyasal oluşum ortaya çıkarsa, bu, Toparlanıyoruz Hareketi’nin yeni bir siyasal oluşuma dönüşmesi şeklinde olmayacaktır. Toparlanıyoruz Hareketi başka bir şeydir. Toparlanıyoruz Hareketi bir toplum inisiyatifidir. Siyaseti denetleyen, bütün siyasi partileri denetleyen bir inisiyatifidir. O yüzden, ülkede yeni bir siyasi oluşum ortaya çıkarsa onu da denetlemelidir. O yüzden, Toparlanıyoruz Hareketi, varlığını sürdürecek ama bu ülkede değişimi yapacak olan mevcut siyasi partiler değildir. Bundan kesinlikle eminim. Çünkü siyasi partiler, bir yıla aşkın bir süredir bütün çağrılarımıza rağmen halkın kendilerine olan güven kaybını yeniden kazanmak için hiçbir adım atmadılar. Kendi içerisinde hiçbir yüzleşme ve hesaplaşmaya gitmediler. Dolayısı ile değişimi sağlayacak olan mevcut siyasi partiler değildir. O yüzden ben bu seçimi kurulmuş olan son sahne olarak görüyorum. Bu bir kıvılcım meselesidir. Zamanlama meselesidir, hazırlık meselesidir. Eğer olması gerekenden erken olursa yazık olur. Olması gerekenden geç olursa, çok geç olur ülke için. Onun için gündelik hesaplarla ve sırf vekil olmak, belli bir makam kapmak için bu temelden hareketle konuları çözümleyemezsiniz. Daha geniş kapsamlı düşünmek zorundasınız. Halkın değişik kesimleri ile bunu konuşmak, tartışmak zorundasınız. Olgunlaştırmak, yaymak, iyi bir örgütlenmeye sahip olmak ve o zaman yeni siyasal oluşumla hangi eşikte, nasıl halkın önüne çıkacağına karar vermek gerekir.
HAVADİS: Bir gün bir siyasi parti kurmaya karar verirsek Toparlanıyoruz Hareketi orada duracak ve görevini sürdürecektir mi?
ÖZERSAY:
Evet, yeni siyasi oluşumu da eleştirecek ve denetleyecek. Bu hareketin içerisinde sivil toplum mantığı yaklaşımı çok daha güçlü olan, orada kalmak isteyen şahıslar, karakterler de vardır. Ama dediğim gibi bu ülkede yeni bir siyasi oluşuma ihtiyaç vardır. Bu siyasi oluşumun bütün halkı kapsayacak şekilde ve hümanist bir felsefeye dayanan, belli değerlerler silsilesinin arkasında duracak bir siyasi oluşum olması gerektiğine inanırım. Artık, 21’inci yüzyılda belli bir ideolojiye kilitlenmiş, “dar at gözlüğü” ile olaylara bakan ve değişen dünyanın sorunlarını okuyamayan ideolojilerle bir siyasi parti kurulmasını doğru bulmuyorum. Geçmişte bizim ülkemizde iki temelden bir siyasi partileşme yoluna gidildi. Bunlardan bir tanesi, Kıbrıs sorunu üzerinden kendi kendini tamamlıyordu. Bir diğeri de, klasik sağ ve sol ideoloji üzerinden milliyetçi ve daha farklı ideolojiler üzerinden kendini tamamlıyor. Öyle bir noktaya geldik ki şimdi, bu iki mesele üzerinden kendini tanımlayan bir siyasi oluşum değildir ülkenin ihtiyacı. Neden, çünkü Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak bir tükenmişlik hissi var. Kıbrıs sorunu eğer çözülecekse, Kıbrıs Türk halkının olumlu iradesi orda durduğu müddetçe bir biçimde zaten çözülür. Partinin ideolojisi bu anlamda çok önemli değildir. Çünkü bu bir uluslar arası sorundur. Diğer aktörlerin de rolü ve duruşu önemlidir. Kıbrıs Türkü olumlu, çözüm yönünde bu belirsizliği ortadan kaldıracak yönde bir iradeyi muhafaza etsin yeter. Onun için bunu sağlayacak olan bir parti ya da bir partinin ideolojisi falan önemli değildi. Bir zihniyet meselesidir. Sağ ve sol ideoloji açısından da artık yeni dünyayı bunlarla okumak mümkün değil. Dünyanın değişik yerlerinde bu ideolojilere sahip olanlar artık yeni okumalara gidip kendilerini de dönüştürmeye çalışıyorlar. O yüzden, yeni bir siyasi oluşumun ülkede daha ziyade ortak, “iyi” dediğimiz her kesin paylaştığı değerler üzerine kurulması gerekir. Bunların üzerine tesis edilecek, bu eksende gidecek bir siyasi oluşuma ihtiyaç var. “Ben solcuyum, ben sağcıyım. Bu parti sağcıdır, bu parti solcudur, bu değildir” söylemine artık ihtiyaç yoktur. Genel talep de değişim yönündedir. Ancak değişime karşı olanlar ve bu düzenin devamından yana olanların, bizler çoğunlukta olduklarına inanıyoruz. Ve hareket etme konusunda cesaretsiz davranıyoruz. Cesaret gösterirsek eğer, yani “sessiz çoğunluğun aslında çoğunlukta olduğunun” farkına vardığımız anda ve birilerinin liderlik etmesi ile birlikte bu düzen kırılacak. Çünkü genel talep değişim yönündedir.
HAVADİS: Siz tabloya baktığınızda ne görüyorsunuz?
ÖZERSAY:
Halktan algıladığımız şey, insanlarda genel bir sandığa gitmeme eğilimi vardır. Neden vardır? Çünkü bir şeyi değiştirebileceğine olan inancını yitirmiştir. Dolayısı ile “bir işe yaramayacak” diye düşündüğü için gitmek istememektedir. Eğer sandığa gitmek bir işe yarayacaksa, sadece ve sadece düzeni değiştirmek falan anlamında değil, az da olsa bazı milletvekillerinin artık bu meclisin dışına atılması ve yeni yüzlerin gelmesi bağlamında olmalıdır.
HAVADİS: Bunu yapacak olanın yine kendileri olduğunun farkında mı halk sizce? Bazı isimlerin artık bu siyaset sahnesinden gitmesi gerektiğine inanıyorsa halk, sandığa gittiğinde bu iradeyi ortaya koyması gerekmiyor mu?..
ÖZERSAY:
Yalnız şunu göz ardı etmeyin. Herkes az önce konuştuğumuz şeyleri konuşuyor. Yani herkes, seçimden bir gece önce partilerin kendi içinde adayların bir birlerini kestiğini biliyor. Küçük listelerin dağıtıldığını ve menfaat karşılığında bu oyunların döndüğünü bildiği için bunu “ben istesem de değiştiremem” diye bir hissiyata kapılıyor. Burada önemli olan nedir. Çoğunlukta olduğumuzun farkına varmak, sessiz çoğunluğu, sesli çoğunluğa dönüştürmek yani, insanların konuşmasını sağlamak, iyi bir örgütlenme sağlamak şart. Bu ülkede bir şeylerin başarılabildiği dönem, 1963-1974 arasında, en zor dönemlerden bir tanesinde başarılabildi. Bunun sebepleri var tabii ki. Bir taraftan düşman olarak tanımlanan bir toplum vardı karşımızda. Kıbrıs Rum toplumundan gelen bir tehdit görünürdü. Ama bugün geldiğimiz noktada düşman kendi içimizdedir. Yani “biziz” aslında. Menfaat karşılığında oyunu satanlar, bazılarına göre,”para ile oyunu satanlardır” ama farkında değildir ki, kendisi de bir yakını işe alındığı için vefa duygusu ile gidip onay oy verdiğinde, o da oyunu satmıştır. Farkında değildir ama daha az görünür bir tehdit içimizdedir aslında.
HAVADİS: Bu erken seçim döneminde Toparlanıyoruz Hareketi nasıl bir seçim dönemi geçirecek?
ÖZERSAY:
Bu süre zarfında biz iki ayaklı bir çalışma yapacağız. Birincisi, bugün var olan bütün milletvekillerinin karnesini çıkaracağız. Küçük küçük karneler hazırlayacağız. Hangi milletvekili, ne kadar Meclis’e gitmiş, ne yapmış, ne katkı koymuş, halk ile hareket mi etmiş, hukuka uygun davranmış mı? Ne yapmış, ne etmiş, hepsini listeleyip ortaya koyacağız. Neden? Çünkü maalesef balık hafızalıyız. Bunları unutmamak, tekrar hatırlamak, insanlara hatırlatmak ve kim nedir göstermek için bir uğraş vereceğiz. İkincisi, yeni çıkacak adaylarla ilgili olarak bir kamu hizmeti yerine getirip şunu yapacağız. Aynen LTB seçimlerinde olduğu gibi bu adayları belki bu kez merkezimizde değil, konferans salonlarında, belli bir partinin yeni çıkardığı bütün adayları bir araya getireceğiz. Canlı yayın yapacağız oradan. Onları halkın tanımasını sağlayacağız. Belediye seçimlerinde bütün adaylarla ilgili olarak bunu yaptık. Kendilerini sorgulayacağız. Aday olarak çıktıkları partilerin içerisinde neyi yapabileceklerini ve nasıl yapabileceklerine ilişkin olarak halkı ikna etmelerini isteyeceğiz. Bu yolla en başta söylediğimiz mesajla, yani adaylar gerçekten ülkenin yararına mı, değil mi, tespitini halkın yapmasına yardımcı olacağız. Işık tutan bir rol üstleneceğiz. Dediğim gibi, bu hareketin derdi, birkaç vekillik falan kapmak değildir.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil