04 Aralık 2016

“Müdahale mi” dediniz!

Haber İçi Üst

Güney Kıbrıs’taki seçimler pazar günü tamamlanacak.
Kuzey Kıbrıs’ta gündemi bir yılı aşkın bir zamandır meşgul eden UBP Kurultayı’na da pazar günü nokta konulacak.
Her iki tarafta da ipler iyice bir gerildi.
Güney Kıbrıs’ta pazar günü yarışacak olan iki aday, destek turlarına devam ederken UBP’de de adaylar son kozlarını oynuyorlar.
Bu arada Kuzey Kıbrıs’ta gündemi Türkiye Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın adaya gerçekleştirdikleri ziyaret sırasında verilen mesajlar meşgul etmeye devam ediyor.
Ziyaret sırasında verilen mesajlar çok netti.
“İstikrar” vurgusuna paralel olarak kurultay sonrasında Küçük’le devamın tercih edildiğine işaret edildi.
Bu, kurultaya dönük yapılan bir müdahale mi?
Ne taraftan bakıldığına bağlı…
Bu yazının konusu müdahalenin doğruluğu ya da yanlışlığı değildir.
Sadece bir durum tespiti yapmak istiyorum.
Kıbrıs Türk siyasi tarihinde, Türkiye’nin tercihleri her zaman olmuştur.
Ve bu her dönemde dillendirilmiştir.
1970’li yıllarda da olmuştur, öncesinde de, sonrasında da…
İlginçtir, her defasında tercih edilenler, tercih edilmenin rahatlığını yaşarken, tercih edilmeyenler “müdahale var” diye şikayette bulunmuştur.
1981 yılında seçimlere ve oluşacak hükümete dönük yapılan müdahale ile solun önü kesilirken, UBP’ye “yürü ya kulum” denilmişti.
1983’te Meclis’in sivil bir darbe ile kendisini feshetmesi ve kurucu meclisin oluşumu sağlanmıştır.
1990’daki müdahale ve sonrasında yaşananlar Derviş Eroğlu’nu UBP’nin lideri konumuna getirmiş, gelişmeler partinin kurucusu Rauf Denktaş’ı parti üzerindeki etkisini sıfırlama noktasına doğru sürüklemiştir.
2002’de Ankara’nın mesajları ile destek bulan toplumsal hareket, ülkede topyekun bir iktidar değişimi yaşanmasının yolunu açmıştır.
“40 yıllık politikalarla buraya kadar” diyen Erdoğan’ı avuçları patlarcasına alkışlayanlar, bugün “istikrar ve İrsen bey ile çalışmak istiyoruz” tercihine tepki gösterirken çelişkiye düşmüyorlar mı?
Eğri oturup doğru konuşmak lazım.
1970 seçimlerine de müdahale yapılmıştı. Bunun öncesinde ise Kıbrıs Türk halkının liderinin kim olacağı belirlenirken, Ankara’nın tercihleri belirleyici olmuştu.
2009 genel seçimleri ile 2010 Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde Ankara’dan gelen mesajları manşetine taşıyarak “İşte Erdoğan’ın tercihi” diyenlerin bugün Atalay’ın açıklamalarını manşetten eleştirmesi bir çelişki değil mi?
Açıkçası o kadar sorunumuza ek olarak bir de iki yüzlülük gibi bir sorunumuzun olduğunu yazarken içim sızlıyor.
2000’li yıllara doğru “Bana Eroğlu’nu terbiye etmek için kırbaç verin” diyen Serdar Denktaş, 2010 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “Bükemediğim eli öpüyorum” demişti. DP’nin, Eroğlu’na karşı kurulan bir siyasi hareket olduğu gerçeği ile çelişen bir çıkıştı Serdar Denktaş’ın bu hareketi…
Dün Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu basın toplantısında vefadan söz etti. Denktaş ile arasında yaşanan kavga sürecinde kendisinin de vefayı unuttuğunu unutarak!
Herkes kendi doğrusunu, kendi işine geldiği gibi söylemeye, adımlarını ona göre atmaya devam ediyor.
Koca koca insanlar da oturup bunları izliyor.
Özeleştiri yapan yok.
Memleketin gerçek sorunları kimin umurunda…
Kişisel çıkarlar her şeyin önüne geçmiş durumda…
Bu çıkarları gizlemek için her türlü değer zırh olarak kullanılıyor.
Demokrasisi az gelişen ülkemizde, yaratılan korku imparatorlukları zırhların düşürülmesine engel.
Krala kimse “çıplaksın” diyemiyor.
Cumhurbaşkanı yirmi küsur yıl boyunca Başbakanlık, ondan daha fazla süre ise parti başkanlığı yapmakla övünüyor. Sonra da çıkıp, “İstikrar yukarı doğru mu, aşağı doğru mu?” diye sorabiliyor.
Oysa, Atalay’ın övgü ile sözünü ettiği ve halen uygulanmakta olan ekonomik protokolün başlangıcında Derviş Bey’in imzası yok mu?
Cumhurbaşkanı, “Ben UBP Kurultayı’na tarafım” diyebiliyor.
Cumhurbaşkanlığı makamında oturup, parti başkanı gibi hareket edebiliyor.
Paranın sahibi, verdiği paranın hesabını sormaya kalkınca, burada çalışmayı tercih ettiği kişiyi söyleyince de kıyamet kopuyor.
“Türkiyesiz yola devam etme” tercihini halkın önüne koyma cesareti kimsede yok.
Ama kişisel ikballer için her türlü ayak oyunu serbest.
Gelinen aşamada hepimizin aynaya bakmaya ihtiyacı var.
Doğrular her zaman doğru, yanlışlar ise her zaman yanlış olmalı…
Öyle olunca böyle, böyle olunca öyle olmaz!
Bir birimiz ile uğraşıp, birbirimizi kırıp dökmeyi artık bir yana bırakalım.
Gençler bugün adaya dönecek zemin bulamıyor ve göç ediyorsa, bunun hesabını en başta siyasette en uzun süre sahnede kalanlar vermeli…

Gerisi boş laftır…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam