07 Aralık 2016

Müdahale meselesi

Haber İçi Üst

 

Türkiye Hükümeti’nin bakanlarından Egemen Bağış’ın KKTC’ye gerçekleştirdiği son ziyaret sırasında söyledikleri kıyameti kopardı.

Bağış’ın sözlerine atıf yapılarak UBP Kurultayı’na dönük AK Parti Hükümeti’nin müdahalede bulunduğu iddia edildi.
Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve UBP Başkanı adaylarından Ahmet Kaşif Türkiye’nin kurultaya dönük müdahalede bulunduğunu ileri sürerek rahatsızlıklarını sert açıklamalarla dile getirdiler.
Bu arada bazı muhalefet partileri de Eroğlu ve Kaşif’in tepkilerine destek verecek şekilde açıklamalarda bulundular.
Neyse zaten memlekette olup biten herkesin gözü önünde cereyan ediyor.
Herkes de ne olup bittiğini görüyor.
Bu arada yaşanan olaylar karşısında herkesin olayları kendi bulunduğu pozisyon ve kendi çıkarları doğrultusunda algılayıp değerlendirdiği de bir başka gerçek.
UBP Kurultayı’na doğru giderken yaşanan tartışmalara bakıldığı zaman da farklı bir durum söz konusu değildir.
Gelinen aşamada, meselelere akılcı yaklaşıp, gelişmeleri akılcı bir şekilde değerlendirmiyoruz.
Kimimiz duygusal, kimimiz ideolojik, kimimiz ise başka bazı nedenlerle olayları değerlendiriyor.
Ancak sonuçta mesele tartışılması gerektiği gibi doğru dürüst tartışılmıyor.
Bunun için de sapla saman birbirine karıştırılıyor.
Bir kere müdahalelere karşı isek, her türlü müdahaleye, her dönemde karşı olmalıyız. Ve müdahalelere fırsat verecek zeminleri yaratmamalıyız.
2010 yılında Türkiye Başbakanı Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Talat’ı işaret ederken, Bağış ve diğer AK Partili yetkililer “Talat’la devamın” gereklerini anlatırken bunları gazete manşetlerine taşıyanlar bugün Bağış’ı eleştirirken çelişkiye düşmüş oluyorlar.
Daha çok değil, bundan üç-dört seçim önce siyasi yelpazedeki sol partileri “hain” olarak damgalayarak, onların iktidarında ülkenin Rum’a peşkeş çekilebileceğine dair Türk kanallarında yapılan programlara, Türkiye’den gelip köy köy gezip seçmenin iradesini yönlendirmeye çalışan siyasi, bürokrat ya da emekli askerlere ses çıkarmayanlar da bugün müdahaleden şikayet ederek daha önceki tavırları ile ters bir görüntü sergiliyorlar.
1990 yılındaki müdahalelerden siyasi gelecek yaratanların bugün müdahaleden şikayet etmeleri manidardır. 
Nasıl ki demokrasi herkese bir gün gerekir, müdahale de size yarar sağlayacak şekilde yapıldığında sessiz kalırsanız, gün gelir sizi de vurur.
Bu noktada önemli olan meseleye doğru bakabilmektir.
Müdahale ortamını yaratan ülkemizdeki bozuk yapı ve politik anlayıştır. Ve bu yapıyla anlayışın değişmesi gerekmektedir.
Müdahale sorgusu, ancak ülkede mevcut yapı ve siyasi anlayışı sorgulayarak işe başlarsak bizi bir yere götürür. Aksi ise bir yarar sağlamaz!
İlginçtir, gündeme taşınıp sorgulanan Bağış’ın son açıklaması iki bacaklı bir açıklama idi.
Bunlardan biri Kıbrıs konusunda Derviş Eroğlu’na destek verirken, diğeri ise iç konularda İrsen Küçük’e destek veren ve onu işaret eden içerikteydi.
Ancak İrsen Küçük’le ilgili kısmına karşı çıkanlar nedense Eroğlu ile ilgili bölümü es geçtiler…
Bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimleri için hazırlıklara başlayan Mehmet Ali Talat’a, Bağış Eroğlu’nu işaret ederek haksızlık yapmadı mı?
Bağış’ın, Küçük için söyledikleri müdahale ise Eroğlu lehine söyledikleri nedir?
Ya da tarafsız konumda olması gereken Cumhurbaşkanı’nın UBP Kurultayı’nda taraf olması ve bir aday lehine çalışması nasıl izah edilebilir?
Ve Bağış’ın söylediklerine “müdahale” diye tepki gösterenlerin Eroğlu’nun tavrı karşısında sessiz kalmaları nasıl açıklanabilir?
Bu sorular daha çoğaltılabilir.
Ancak biz sığ tartışmalar yapmayı, bağırıp çağırmayı severiz.
Çok ama boş konuşmayı…
Bağış’ın bilineni tekrar ettiği açıklamasını ele alıp basın toplantısı düzenleyen Ahmet Kaşif, aslında o toplantıda söyledikleri ile “Küçük’ü değil beni neden tercih etmediniz, ben de en az onun kadar sizinle uyumlu çalışırdım” demedi mi?
Yani Kaşif’in isyanı neden kendinin değil de Küçük’ün tercih edildiğidir!
Yoksa ‘müdahaleye karşı bir dik duruş’ filan değildir!
Kıbrıs Türkü’ne her türlü maddi-manevi kaynak ve desteği veren Türk hükümetinin uyum içinde kiminle, nasıl çalışacağını söyleyebilmesi karşısında “Bize müdahale ediliyor” diye ayağa kalkılmasını ben samimi bulmuyorum.
Eğer Türkiye ile ilişkilerimizi belli bir düzeye çekmek hedefindeysek, önce kendi içimizde kendi kendimize çeki düzen vermek zorundayız.
Bozuk düzende ısrar etmek kimseye bir yarar sağlamaz.
Bizi müdahalelere açık yapar.
Gelinen aşamada, Kuzey Kıbrıs’a maddi kaynak sağlayan Türkiye’nin burada birlikte çalıştığı ekiple bir seçim dönemini sonlandırmak istemesi ve uygulanmakta olan ekonomik programın devamından yana tavır koyması doğaldır ve bunda yadırganacak bir şey yoktur.
Bunun böyle olmaması için biz ev ödevlerimizi eksiksiz yapmalıyız.
Yapmadığımız sürece Türkiye kendi parasını riske edecek kapılar açılması olasılığı karşısında sessiz kalmaz…
Nitekim kalmıyor da…
Bu arada Kuzey Kıbrıs’ta Türkiye gerçeğini dikkate almadan bir şey yapmak da mümkün değildir. Bu da yüzleşmek zorunda olduğumuz bir başka gerçektir.
Ama “Türkiye çok oluyor” dersek ve bunda “samimi” isek, o zaman Türkiye’nin bize sağladığı olanakları elimizin tersi ile iterek, onsuz kendi yolumuzu kendimiz yürüme cesaretini göstermeye hazır olup olmadığımıza bakmalıyız.
Var mısınız?

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil