07 Aralık 2016

Memleketime, doğduğum topraklara; Gönendere’ye benden selam olsun

Haber İçi Üst

Yine, yeniden, sevgiyle, saygıyla MERHABA dostlar…

Yine Orta Doğu karışık… Yine Türkiye’mizde ortalık gergin… Memlekette yine seçim var (Ne işe yarayacaksa?)… Anlayacağınız değişmeyen Bermuda Şeytan Üçgeni diyelim…
Daha önce de yazdım, şu anda geçici olarak kurulan hükümet, muhteşem icraatlar yapmaya devam ediyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü hizmet dışında herhangi bir amaçları yok. İddia ediyorum ki, bundan sonra da böyle hükümet zor görürüz. Ama, demek ki iki ay içerisinde de, ülke menfaatleri düşünülerek hareket edildiğinde toplumu kucaklayıcı icraatlar yapılabiliyor muş. Laf aramızda, gelecek hükümetin işi bu anlamda çok zor tabii. Bu durumda bize de Sayın Başbakanımız Sibel Siber nezdinde, tüm hükümeti kutlamak düşüyor. Sanatla ilgili en azından önemli açılımları da bekliyorum hala.
Hep ne diyorduk, geçmişimize sahip çıkıp, bugünü anlayamazsak, geleceğe emin adımlarla arabayı ilerletemeyiz. Şoför koltuğuna oturup (Üstelik şoförlükten de pek anlamayarak), kendi paranla arabaya benzin koymayıp, tekerleğini bile değiştirmeyi bilmeden; borç alarak, takviyelerle yol almaya devam etmeye çalışırsan, bir gün takviye gelmez yolda kalırsın. Yani, sözün hissesi, kendi ayaklarının üstünde durmayı öğrenmelisin. Gün gelecek buna da mecbur kalacaksın ya, neyse! Maaşların yüzde altmışı ödenecek dendi, ortalık toz duman oldu. Tam bu noktada bence kendimize sormalıyız, değişime hazır mıyız? Günü mü kurtaracağız, yoksa geleceği yeniden yaratmalı mıyız? Herkes, ama herkes fedakarlık yapmaya hazır mı? Toplum olmaktan çıkıp, “DEVLET” olmaya kararlı mıyız, ya da böyle bir niyet var mı? En azından nasıl bir gelecek düşlüyoruz? Uzar gider bu sorular dostlar. Şimdi sorarım size, Allah aşkınıza elinizi vicdanınıza koyup bir sorun kendi kendinize “Bu koşullarda gelecek olan hükümet ne yapabilir ki?”. Hükümete gelecek olan partinin adı “A” olmuş “B” olmuş, ne fark edecek? Geçmişte yaşananlar hala ortada. Birbirimizi kandırmayalım, “SİSTEM” değişmedikten sonra, hiç-bir-şey olmaz. Sistem nasıl mı değişecek? İlk başta “HALK” değişecek. Sonra o değişen halk, Meclis’e yansıyacak. Halk meclise yansıyınca da,  öncelikle hak edenler, hak ettikleri görevleri yapmaya başlayacak. Siz bir manavı bir uçağa pilot yapabilir misiniz? Hadi yapın. Çok basit, ilk uçuşta uçak havalanamaz. Çünkü manav motorları bile çalıştıramayacağı için, uçak olduğu yerde durur, bu kadar basit. Durum bu. Yani memleketin durumu da bu. Anlatabildim mi?

Bir “köyüm” var uzakta
Şimdi, bütün bu kaosun içinde, orda bir köy var uzakta. Adı Gönendere. Çok sık memlekete gelemesek de, görmesek de köklerimiz orada. O köy bizim köyümüzdür. Gönlümüzün hep memleketimizden yana attığını bilenler bilir. Uzatmayayım, işte dünyaya gözlerimi açtığım Gönendere Köyü’nden K.K.T.C.’ye, hatta bence tüm dünyaya 8 Temmuz Pazartesi akşamı, yani bu akşam saat 21.00’de ilki oynanacak olan “Emeğin ve Zeytinin Çağrısı” ile muhteşem bir mesaj gönderilecek. Yukarıda yazdıklarımı doğrularcasına, kendi geçmişine sahip çıkacak köylü. Ne zorluklar, ne sevinçler, ne hüzünler yaşadıklarını çocuklarına, Kıbrıs’a ve tüm dünyaya anlatacaklar. Gerçek hikayelerden oyunlaştırılan “Emeğin ve Zeytinin Çağrısı” ile kendi geçmişlerine sahip çıkarak, geçmişlerini unutmayarak, günümüzü soluyarak, geleceğe ışık tutacaklar. Hesapsız, art niyetsiz, sadece sevgi ve saygıyla, anlayacağınız kendi topraklarına, yurtlarına, özgeçmişlerine sahip çıkacaklar. KKTC’ye ve bence tüm dünyaya bundan daha büyük bir ders olabilir mi? İşte değişen “HALK” örneği size. Gönendere ve bölgeden de insanların desteği ile nerede ise yıkılmak üzere olan bir sinemayı, el birliği ile emekle, özveriyle Artam Kültür ve Sanat Merkezi olarak hayata geçirdiler.
Demek ki imkansız değil, olabiliyor. Hadi KKTC sıra sende. Değişebilirsin. Çocuklarını düşünerek başarabilirsin. Ama yeni söz söyleyecek, vizyon sahibi, memleketini seven, emekçiden yana; hak yemeyen, yedirtmeyen, sözünün eri siyasileri Meclis’e göndererek. Son dönemde sayıları iyice artan yalancı maskaralarla değil.

Bugünleri de gördüm ya?
İnanın çok mutluyum, ayrıca artık çok da huzurluyum. Köyde bugünleri gördüm ya… Demek ki değişim olabilirmiş. Konservatuvarda, ikinci sınıf olmuşum. Tiyatro kanı damarlarımda deli akıyor. O zamanlardan yönetmenlik duygularım kabarmış olacak ki, köyde kapı kapı dolaşıp, bir oyunda arkadaşlarımızı oynatmak için ailelerinden izin almıştık.
O yılları mutlaka hatırlayanlar çıkacaktır. Hatta ilkokulda birkaç prova bile yapmıştık. Ama olmadı. Gün bugünmüş, ne mutlu. Yıllarca yazdım, Gönendere’deki Hürriyet Sineması’na sahip çıkılmasını istedim.
Hatta Sinema’nın yıkık dökük fotoğraflarını çekip, memleketin durumu ile karşılaştırdığım bile oldu. Sevgili Yaşar Artam abimizle her karşılaştığımızda, hatta telefon konuşmalarımızda aynı duyguları hem paylaştık, hem de sinemanın o muhteşem yıllarını anıp gözlerimizden yaşlar aktığı da oldu. Geçen yıl Yaşar abimizin açılış gecesi heyecanına tanık olmuştum, bu akşamı yine düşünemiyorum. Ne güzel değil mi Yaşar abi? İnan bu bir rüya değil, gerçek. Yakında sinemada filmleri yine yıllar önce olduğu gibi göstermeye başlayacaksın. Sana çok teşekkür ediyorum, böyle bir güzelliğe ön ayak olduğun için. Sen yine, o ilk gece, film perdede oynamaya başlayınca, yıldızların altında filmi izlemeye başlayınca…
Söz bitti burada… Ara… Buradan tekrar tekrar Nuri dayımızı ve kahveci Hasan dayımızı ve tüm bu dünyadan göçen büyüklerimizi rahmetle anıyorum. Bu akşam eminim ki hepsi yerlerini alıp, kendilerini Hürriyet Sineması’nın perdesinin önünde seyredeceklerdir. Ne mutlu onlara ki, böyle evlatlar yetiştirmişler. Ayakta alkışlayanlar arasında onlar da olacaktır.

İnanmanın önemi
Geçen yıl, Gönendere Hürriyet Sineması’nı, Artam Kültür ve Sanat Merkezi olarak “Hüseyin Köroğlu ile IŞIĞA YÜRÜTEN ADAM” gösterisi ile açtığımızda, inananlar kadar inanmayanlar da vardı. Ama, o kadar içten ve özveriyle çalışan arkadaşlarımız ve dostlarımız da var ki, bir ekip ruhu ile herkesi kucakladılar ve siz bu satırları okuduğunuz günün akşamı, yani bu akşam sizleri Gönendere’de Artam Kültür ve Sanat Merkezi’nde bekliyor olacaklar. Gidin Gönendere’ye, katılın aralarına.
Mesarya’nın göbeğinde ışıldamaya başladı Gönendere’deki fener. Bir ülkeye bundan daha büyük bir ders verilebilir mi? Aydınlanma köylerden başlayacak dedik hep. İşte kanıtı. 

Sanat ve yine sanat
Tabii ki, yine yıllardır neyi söylüyoruz? Sanat… Evet, sanatın gücünü keşfedin. Bir ülkeyi tiyatro, müzik, opera, bale, sinema, resim, heykel, spor, tarihiniz ve hatta moda ile temsil edebilir, siyasilerin saatlerce nutuk atarak, kapalı kapılar arkasında toplantılar yaparak yapamadıklarını, sanatla etkili bir şekilde oluşturabilirsiniz. İşte Gönendere’den, Artam Kültür ve Sanat Merkezi’nden bir ders daha. Avrupa Birliği destekli “Emeğin ve Zeytinin Çağrısı” ile sanatın gücünün nasıl etkili olduğunu da anlatacaklar. Siz de uyun bu çağrıya…
Gönendere’den yetişen ender insanlardan biridir kıymetli dostum Ahmet Gulle. Alçak gönüllüdür, ahkam kesmeyi pek sevmez. Mevlana’nın dediği gibi, ne ise odur yani. O da Artam Kültür ve Sanat Merkezi için büyük emek harcayanlardan birisidir. Evet doğrudur, o da siyasi oluşumun içinde, ama o bence görmesini bilenler için farklı işte. Onun gibi insanlar ülke geleceği ile ilgili söz sahibi olmalılar ki, tıpkı Gönendere’de olduğu gibi ülkenin vizyonu gelişsin. Sevgili Ahmet gibi kıymetli insanların o ülkede var oluşu, benim için umudun hala var olduğunun kanıtıdır. O ve onun gibiler ile ailem olmasa, memleketin değeri çocukluk anılarımdan öteye geçmezdi. İyi ki varsın Ahmet’ciğim.
Biliyorum ki çok büyük emek ve özveri var.
Şu anda Gönendere’de hayat durmuştur herhalde. Düşüne biliyor musunuz yıllarca göç vermiş bir köy, terk edilmiş duygusunu yaşayan insanlar, adeta küllerinden yeniden diriliyorlar. Ve bu dirilişi de, köy halkı, bizzat kendi kendi ve kendi çocukları ile gerçekleştiriyor. Bu o kadar anlamlı ve kıymetli ki. Emeği geçen herkesi tekrar tekrar can-ı gönülden kutluyorum. Eminim tüm Gönendere halkı ve çevre köyler artık dünyaya başka türlü bakmaya başlamışlardır. Oralarda güneş, kültür merkezinin oluştuğu geçen yıldan beri daha büyük umutlarla doğmaya ve batmaya başlamıştır bile. Sanat anadır, sevgiyle kucaklar, birleştirir, umutla yön verir insanlara.
Emeğe saygısı büyüktür sanatın. İnanın ilerde daha da güzel etkinlikler gerçekleştirileceğine inanıyorum. Sonuçta neden, bir süre sonra önce ulusal, sonra da uluslararası bir festivale doğru, tüm bölge köylerinin de katılımı ile yelken açılmasın? Demedi demeyin.

Alkaş ve Tezcan’a teşekkürler
Ve tabii ki, yazan ve yöneten Sayın Osman Alkaş abime, köydeki hikayeleri dinleyerek “Emeğin ve Zeytinin Çağrısı”nı Osman ağabey ile yazan, aynı zamanda da yardımcı yönetmen olan sevgili Hatice Tezcan’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Onlar da, biliyorlardır ama hikayeleri dinlediklerinde; bizim nasıl bir dünyada doğup büyüdüğümüzü daha da iyi anlamışlardır. En son Lefkoşa Belediye Tiyatrosu ve İstanbul Şehir Tiyatroları ortak projesi olan “Canavar Sofrası” adlı oyunda yıllar önce beraber çalışmıştık. Onları doğduğum topraklarda, Gönendere’de görmek beni çok mutlu etti. Çok zor bir görevin altından başarıyla kalktıklarına eminim.
Büyük emek ve sabır isteyen böyle onurlu bir göreve omuz verdikleri için de onlara tekrar tekrar bir sanatçı olarak çok teşekkür ediyorum.

Avrupa Birliği’nin desteğinin bu noktada ne kadar önemli olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Umarım bu tür sanatsal etkinlikleri desteklemeye devam ederler.
Bu projeye onay veren Avrupa Birliği yetkililerine de sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Şimdiki hükümeti tenzih ederek, KKTC’yi yönettiğini iddia edenlerin yapamadığını yaptıkları için, ayrıca teşekkür ediyorum.
Biliyorum ki sanata gelince bütçemiz yok, ama başka işlere bütçe çok. Her şeye rağmen, sabırla, inançla çalışmaya devam dostlar… Yılmak yok…

Orada olamasam da
Evet, geldik bence işin zor kısmına. Vedaya. Öğrendim ki çocuk Hüseyin Köroğlu da var “Emeğin ve Zeytinin Çağrısı”nda. Öncelikle bu onura beni layık gördükleri için meslektaşlarım olarak Osman ağabeyime, sevgili Hatice’ye ve tüm köy halkına, emeği geçen herkese ve tabii sahnede beni oynayacak olan kardeşime teşekkür etmeyi bir borç bilirim.
Orada olmayı, eminim kimse benim kadar istememiştir, ama ne yazık ki bu akşam orada olamayacağım. Hayat işte. Hayat sahnesi perde açacaksa, bazen istediğin yerde olamıyorsun, kaderinin istediği yerde oluyorsun. Emin olun ki, benim bedenim aranızda olmasa da, yüreğimi avucunuzun içine koyup Artam Kültür ve Sanat Merkezi’nde oturuyor olacağım. Hatta sahnede beni görebilirsiniz, geçen yıldan benliğinizde kalan duygularla. Bizler yüreklere yazı yazanlardanız, suya değil. Belki de çocukluğumu oynayacak olan kardeşim, gelecekte benim yolculuğuma çıkacak olan kişi? Ve yine eminim ki, “Emeğin ve Zeytinin Çağrısı” nı izleyen birçok çocuk Hüseyin’ler, bakalım o gece ne düşler kuracaklar gelecekle ilgili. Ben Hürriyet Sineması’nın perdesine bakarak hayaller kurdum, hepsi de gerçek oldu. Hatta şu anda hayallerimin de ötesindeyim diyebilirim. Bu kadarını da beklemiyordum doğrusu.
Evet dostlar, son söz büyük düşünür Mevlana’dan olsun:
“DediIer ki: Gözden ırak oIan gönüIden de ırak oIur. Dedim ki: GönüIe giren gözden ırak oIsa ne oIur.”
İçimden geldiği gibi yazdım. Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperim. Ayağa kalktım, hepinizi alkışlıyorum. Memleketime, doğduğum topraklara; Gönendere’ye benden selam olsun…
Bakın, yanınızda oturuyorum… Yüreğim avucunuzda, dikkat edin…
Dostlukla…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil