08 Aralık 2016

Meclis’in ilk kadın başkanı açıkladı…

Meclis’in ilk kadın başkanı açıkladı…
Haber İçi Üst

 KADIN MECLİS BAŞKANI OLMAM AVANTAJ OLDU…
Meclis Başkanı olarak kadın olmam avantaj oldu. Daha sempati ile karşılanacağı düşünüldü. Çok hassas bir dönemdi, toplumda kamplaşma gibi bir durum söz konusu oldu, Annan Planı yanlıları ile karşıtları gibi bir ayrışma oldu, ama parti yönetiminin bu kamplaşmayı giderecek yapıyı yaratmak gibi bir misyonu vardı. 2003 sonrası kamplaşmayı nasıl gideririz tartışmaları yapıldı bizim partide. Benim insani yaklaşımım o noktada da değerlendirildi.
DENKTAŞ BEY BİZİ MAHKEMEYE VERDİ…
Kamu alacalarının tahsili ile ilgili elektrik borçlarının tahsili yasası gündeme gelmişti. Bu borçların yeniden yapılandırılması gerekiyordu. Cumhurbaşkanlığının imzalama süreci tamamlanmak üzereyken, Sayın Denktaş imzalamadan yurtdışına çıkmıştı.  Biz o arada o yasayı imzaladık. Denktaş Bey geldiği zaman bizi dava etti. Kendisinin imzalamayacağı algısını yansıttığını söyledi. O yasa düştü, biz meclis nezdinde yasa yapıcılar olarak suçlu olduk

Fatma Ekenoğlu ile Lefkoşa’da Cumhuriyet Meclisi’nde konuştuk. Kendisi ilk kadın Meclis Başkanı olarak yaşadıklarını bizimle paylaştı. Fatma Ekenoğlu’na siyasete nasıl girdiğini sordum. Meclis Başkanı olurken nasıl bir Meclis hayal ettiğini anlatmasını istedim. Ekenoğlu çok zor bir dönemde Meclis Başkanlığı görevini yüklendi. Toplumun Annan Planı yanlıları ve karşıtları olarak iki kampa bölündüğü dönemde Fatma Ekenoğlu taraflar arasında ilişkilerin yumuşamasında önemli roller üstlendi. Röportajın ilk bölümünde Ekenoğlu’nun üniversite yılları ve siyasete ilk girişine ilişkin detayları bulacaksınız…
Mete Tümerkan: Siyasete ne zaman ilgi duymaya başladınız?
Fatma Ekenoğlu:
1974’te liseden mezun oldum. 74 öncesi liselerde pek fazla bir hareket yoktu. Ülkü ocaklarında bir hareket olduğu günlerdi. O dönemlerin tarih hocası da bununla ilgileniyordu. Bizim yurttan katılan bazı kızlar olmuştu. Onun dışında, benim bulunduğum dönemde,  sol hareket diyebileceğimiz bir şey yoktu.
Mete Tümerkan: Sonra üniversiteye tıp fakültesine gittiniz, siyasi olarak şekillenmeye orada mı başladınız?
Fatma Ekenoğlu: Çocukluğa dönecek olursam, okumak ve tahsilin insanın kurtuluşu olacağını düşünüyordum. Ailem çiftçiydi. Bu yönü ile baktığımda tahsil insanı birey olarak kurtarıyor gibi düşünüyordum. Okuyacağım daha iyi olacağım, ailemi daha iyi noktalara getireceğim. 1974 sonrasında öğrenci hareketleri maksimum seviyeye yükselmişti. Üniversite yıllarında sadece okumanın yetmediğini anladım. O dönemde KÖGEF vardı, öğrenciler bunun içerisinde şekilleniyordu. Önceleri onun sosyal faaliyetlerine gidiyorduk. Süreç içerisinde Barış Derneği vardı onun çalışmalarına katıldık bu arada bizim dönemimizde var olan Türkiye İlerici Kadın Hareketi (İKD) ile de temaslarımız oldu. Onların içerisinde emeğe nasıl bakıldığını, emekçi bir ailenin çocuğu olarak da o boyutu ile gördüm. O dönemde biz öğrenci gençliğinin nasıl daha iyi bir okul hayatı geçirebileceğinin mücadelesini verdik.
Mete Tümerkan: O dönemki öğrenci hareketlerine girdiniz, şimdi geriye dönüp baktığınızda sizi orada neler etkiledi?
Fatma Ekenoğlu: Ben kalabalık bir aileden geldim. İstanbul’daki öğrenci hareketinin içinde dayanışmanın, paylaşmanın önemi beni en çok çeken nokta oldu. Herkes birbiri için bir şeyler yapıyordu. Birinin zor anında diğeri bulunuyordu. Ekmeğini, paranı paylaşıyordun. Zamanı paylaşıyordun. Şimdiki öğrenciler gibi ev yaşamı değildi. Yurt yaşamı içerisindeki zorlukları paylaşıyorsun. Okuduklarımdan etkilendim. O dönemki öğrenci hareketi, sendikal hareketler, DİSK’in eylemleri, katıldığımız 1 Mayıslar bütün bunlar bende iz bıraktı. Örneğin olaylı 1 Mayıs 1977 benim hayatımda en çok iz bırakan olay oldu. 
Mete Tümerkan: Siz de oradaydınız değil mi? Nasıl oldu o olay?
Fatma Ekenoğlu:
Aslında bir şölen gibi başlamıştı. Ben Kıbrıs’tan çıkan birisi olarak o kadar kalabalığı bir arada hayatımda hiç görmemiştim. Bayram yeri gibiydi. Beşiktaş’ın Yıldız yokuşundan kortej başlamış ve Beşiktaş’ın içindeki o stadyumun olduğu yerden Dolmabahçe’den yukarıya doğru çıkmıştı. Davullu zurnalarla alana girilmişti. Biz o dönemlerde yönetimin üst kademelerde değildi. Olayların ve provokasyonların bu şekilde olabileceğini pek kestiremiyorduk. O dönem Marmara Otel’in üzerinde silahlı kişiler halkın üstüne ateş ettiler. Ama o ölümler ateşle değil halkın kaçışması esnasında bir birini ezmeyle oldu. Çok büyük bir panik oldu.
Mete Tümerkan: Siz ne yaptınız?
Fatma Ekenoğlu:
Biz KÖGEF korteji altında yürüyorduk ve oradaki yönetici arkadaşlarımız sağ olsun bu olayları olacağını önceden tahmin ettikleri için o yöreyi iyi bilenler sayesinde alanı daha rahat terk ettik.
Mete Tümerkan: Öğrenci lideri o günlerde kimdi?
Fatma Ekenoğlu:
İsmail Kemal olarak hatırlıyorum.
Mete Tümerkan: Peki siz hangi yurtta kalıyordunuz?
Fatma Ekenoğlu:
O yıl Kıbrıs Öğrenci Yurdu’nda değildim, Çemberlitaş Kız Yurdunda kalıyordum. Yurda dönüşümüz çok geç olmuştu, kendi yurdumuza dönemedik. Kıbrıs yurduna döndük. O geceyi hep birlikte oturarak Kıbrıs yurdunda geçirdik.
Mete Tümerkan: Öğrenciler tarafından organize edilen eylemelerin hepsine katılıyor muydunuz?
Fatma Ekenoğlu
: KÖGEF’in, İKD’nin ve Barış Derneği’nin yaptığı eylemelere ben de katılıyordum.
Mete Tümerkan: O dönemde CTP ile bir bağınız var mıydı?
Fatma Ekenoğlu
: Hayır o dönemde CTP ile bir bağım yoktu. CTP üyesi değildim. Kıbrıs’a gelip giden arkadaşlarımız geldiğinde o hareket içerisinde çalışmış olmaları bizi de o yöne doğru şekillendiriyordu.
Mete Tümerkan: Üniversite bittikten sonra ne yaptınız?
Fatma Ekenoğlu:
1988’de ihtisası da bitirerek yine aynı fakültede dahiliye uzmanlığı yaptım. 88’de İstanbul’a noktayı koyarak ülkeye geldim. Geldiğim zaman hiç unutmuyorum, açılan her kadroya müracaat ettim. Partizanlık o kadar had safhadaydı ki, sözleşmeli çalışmamıza bile izin verilmedi. Güzelyurt’ta mütevazı bir muayenehane açtım. Orada çalışmaya başladım. O dönem Kıbrıs’taki kadın hareketi olarak Yurtsever Kadınlar Birliği vardı. Onun üyesi oldum. CTP’nin üyesi oldum. O süreçte kadın hareketi ve parti içerisinde de çalışmaya başladım.
Mete Tümerkan: Neden hiçbir münhalde kapılar size açılmadı?
Fatma Ekenoğlu:
Görüşlerimiz ve düşüncelerimiz o dönemki yönetimle farklıydı. Çok fazla şans verilmiyordu. O dönem CTP’de, kadın örgütünde ve ilgi duyduğumuz çevre derneklerinde çalışmaya başladık.
Mete Tümerkan: Siyasette daha aktif noktaya ne zaman geldiniz?
Fatma Ekenoğlu
: 1990’lı yıllarda Yurtsever Kadınlar Birliği’nin MYK’sındaydım. Benim ilk yaşadığım seçim DMP seçimleridir. Tam böyle toplumun iki kutba ayrıldığı dönemdi. Şimdiki nesil gibi şanslı değildik. Seçim dönemlerinde adaya gelip oyumuzu kullanamıyorduk. Düşünün ben 1956 doğumluyum, ilk oyumu 1990 seçimlerinde kullandım. Tıbbın getirdiği zorluklar da vardı tabii ki. İstediğiniz zaman bırakıp gelemiyordunuz. Onun ardından 1993 seçimlerinde biz Yurtsever Kadınlar Birliği bir toplantı yapmıştık ve orada “herkes kendi bölgesinde aday olsun” diye konuşmuştuk.
Düşünün ben 1988’de ülkeye geldim, o adaylık sürecini 1993’te ancak tamamlayabilmiştim. Adaylık adaylığım için müracaat ettiğimde ilk dilekçemi verdiğimde arkadaşlar şaşırdı. Çünkü ben delegeyi tanımıyorum parti içinde yeni sayılırım, serbest bir hekim olduğum içinde bölgede çok fazla tanınmışlığım yoktu. Ama kadınlar hayatta varsa politikada da olmalıdır düşüncesi ile bu başvuruyu yaptım. Sağ olsun delegeler beni çok fazla tanımamalarına rağmen ben Lefkoşa ilçesinin son sıra milletvekili adayı oldum.
Üniversite hayatı içerisinde ve lise hayatı içerisinde yurtta kaldığım için, seçim için gezerken eski tanıdıklarımı, çevremi buldum. Güzelyurt ilçesini böyle tanımaya başladım. Seçim sonucunda 22’nci sıradan 9’uncu sıralara kadar çıktım. Toplumun doktorlara karşı bir sempatisi var sanırım bundan dolayı böyle yükseldim. Ama politikada insan olarak o dönem tanınır mıydın derseniz tanınmazdım. Benden daha iyi tanınanlar vardı.
Mete Tümerkan: Yurtsever Kadınlar Birliği’nin amacı ve misyonu neydi?
Fatma Ekenoğlu:
Karar alma mekanizmalarında kadın olmalıdır. Yasaların kadınlara verdiği hakları kullanmalıdır. Daha fazlasını zorlamalıdır. Eşitlik ilkesinden hareket ederek o doğrultuda her alanda mücadeleler verilmelidir. İlk böyle başlanmıştı. Orda kadının yükünü azaltma ve iş yaşamında karar alma mekanizmalarında var olmasını sağlamaktı. Bu yolda çok yol kat edildi.
Mete Tümerkan: Toplumdan nasıl bir tepki alıyordunuz?
Fatma Ekenoğlu
:  O yıllarda artık belli şeyler benimsenmişti. İlk kuruluş yıllarında YKB’nin belli zorlukları vardı ama sonraki dönemlerde belli şeyler şekillenmişti. O dönem Bosna Hersek Savaşı vardı ve orada savaşın şiddetinin kadınlar ve çocuklar üzerinde daha çok etkisi olduğu görülüyordu. Tüm kadın sivil toplum örgütleri bir araya gelmiş ve BM’ye bu savaşı kınadığımızı belirten mektupları vermiştik. O 1996 yılında yaptığımız bu mücadelenin sonucunda kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması yasasını KKTC Meclisi’nden oy birliği ile geçirdik. 90’lı yıllar artık dünyadaki kadın hareketinin ülkemizde de fark edildiği dönemlerdi.
Mete Tümerkan: Siz KKTC Meclisi’nin ilk kadın başkanı oldunuz. O nasıl bir duyguydu?
Fatma Ekenoğlu:
94 yılında kamuya gelmiştim ve kamuya girişim bölgede daha çok tanımamı sağladı. Bu arada işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili yurtdışında bir kursa gitmiştim.  Bu konularda önceki dokümanlar yoktu, mesleki hastalıklar konusunda iş yerlerini gezip taramalar yaptık. Haftada bir gün merkeze gelmeye başladım. Kendi meslek yaşamım içerisinde de aktivitelerim daha çok arttı. Sivil toplum örgütleri içerisinde de tanınıyordum. Artık çevrem daha bir genişlemişti. 1998 yılında, kamuda dört yıllık hekimken, bana CTP’den aday olmam için talep geldi. CTP’nin dibe vurduğu bir dönemdi. Teklif sırasında çok düşündüm aslında çünkü mesleğe daha doymamıştım ve mesleğin daha başındaydım. Eğer idealleriniz varsa çok da fazla düşünmek veya bencil davranmak gereksizdi.
Karar verdim ve seçime girdim. O dönemde seçimi kazandım. CTP’nin sayısı altıydı. Bir veya iki yıl sonra yerel seçimler olmuştu. Sümer Bey belediye başkanlığına dönünce sayımız beş kalmıştı. O süreçte sayımızın az olması yüklerimizin daha çok artırmıştı. Ancak bu dönem politika içerisinde bizi daha erken pişirdi. Ülke olarak da çok yoğun bir dönemden geçiyorduk. Partimin iktidar olması sürecinde bana Meclis Başkanlığı görevi teklif edildi. Mehmet Ali Bey bu teklifi yapmıştı. Parti Meclisi’nde ismim zikredildiğinde ben tedirgin oldum.
Mete Tümerkan: Sizin tercih edilmenizin nedeni neydi?
Fatma Ekenoğlu
: Belki de kadın olmam avantaj oldu. Daha sempati ile karşılanacağı düşünüldü. Çok hassas bir dönemdi, toplumda kamplaşma gibi bir durum söz konusu oldu, Annan Planı yanlıları ile karşıtları gibi bir ayrışma oldu, ama parti yönetiminin bu kamplaşmayı giderecek yapıyı yaratmak gibi bir misyonu vardı. 2003 sonrası kamplaşmayı nasıl gideririz tartışmaları yapıldı bizim partide. O tahlillerin yapıldığı dönemlerde ben çok üst düzeylerde değildim. Benim insani yaklaşımım o noktada da değerlendirildi. O kritik süreçte önde olan bir yer olarak ve temasların orada geçtiği bir yer olmasından ötürü tercih edildim.
Mete Tümerkan: Hiç itiraz edildi mi?
Fatma Ekenoğlu:
Hayır kimse itiraz etmedi. Ben muhalif milletvekillerinden de oy alarak, oy birliği ile seçilen bir Meclis Başkanıyım. 
Mete Tümerkan: Meclis Başkanı olmak bir yerde Cumhurbaşkanı’na vekaleti de getiriyordu. O dönem de Denktaş Cumhurbaşkanı’ydı. Onunla ilişkiniz nasıldı?
Fatma Ekenoğlu:
  Benim kadın olmam çok etkili oldu. Çoğu ülke temsilcisi ziyaretimize geldiği zaman benim meclis başkanlığıma gıpta ile baktılar. Kendi ülkelerinde kadın bir Meclis Başkanı görmek için daha çok zaman geçmesi gerekiyordu. Sayın Rahmetli Denktaş’la ilişkilerimizde hiç sorunumuz olmadı. Bizi mahkemeye vermesine rağmen, onun nezdinde de benim Meclis Başkanlığım sempati ile karşılandı.
Mete Tümerkan: Neden dava etmişti sizi?
Fatma Ekenoğlu:
Kamu alacalarının tahsili ile ilgili elektrik borçlarının tahsili yasası gündeme gelmişti. Kamu tarafından istenen öyle bir noktaya gelmişti ki yapılandırılması gerekiyordu. Cumhurbaşkanlığı’nın imzalama süreci tamamlanmak üzereyken imzalamadan Sayın Denktaş yurt dışına çıkmıştı.  Biz o arada o yasayı imzaladık. Denktaş Bey geldiği zaman bizi dava etti. Kendisinin imzalamayacağı algısının yansıttığını söyledi.  O yasa düştü, biz meclis nezdinde yasa yapıcılar olarak suçlu olduk. Daha sonra o yasa kamu alacaklarının tahsili altında geçti ve toplumda da kabul bulunca Denktaş Bey de geri göndermedi. Kendi iç dünyasında bunu nasıl değerlendirdi bilemiyorum.
Mete Tümerkan: Denktaş Bey geldikten sonra size “neden imzalandınız” diye sordu mu?
Fatma Ekenoğlu
: Hayır bu konuyu açmadı. Ben de sormadım.
Mete Tümerkan: Nasıl bir Meclis yapısında çalıştınız? Hayalinizdeki Meclis nasıldı?
Fatma Ekenoğlu:
Meclis Başkanlığı’nı hiç düşünmediğim için hayalini de kurmamıştım. O yaşadığımız süreç çok farklıydı. Hatırlayacaksınız, biz o bankalar krizi sürecinde muhalefeti ile iktidarı ile o süreci halkın yararına en iyi nasıl atlatabiliriz çalışmalarını hep birlikte yaptık. Bir şeyler ortaya yere çıkarttık. Annan Planı’ndan sonrada hep Kıbrıs’la ilgili görüşme sürecinde ilerleme olması için,  ülkemizi bir noktaya getireceğiz gayreti ile yurtdışı temaslarımızı yürüttük. Belli şeylerin bizim irademizin dışında şekillenmesi o dönemde hayal kırıklıkları getirdi.
Yarın: Annan Planı süreci sonrasında neler yaşandı…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil