10 Aralık 2016

Loizidou’nun elindeki

Haber İçi Üst

Dünkü yazımızda biraz siyaset, biraz da olimpiyatlara giriş yapmıştık; bur’dan devam edelim müsâdenizle. Dönemin Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Kasulides, 24 Aralık 2000 tarihinde, Simerini gazetesine verdiği demeçte; “Türkiye, Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmazsa, Kıbrıs, çözüm olmadan AB’ye üye olacak. Diğer yandan Türkiye'nin üyelik süreci ilerleyeceği için bir gün, Kıbrıs sorununu önünde bulacak ve Avrupa hedeflerini başarmak amacıyla çözmek zorunda kalacak” demişti efendi. Galiba da adamcağız haklı çıkmak üz’re. Eee, Amerika sahibim Kıbrıs adasında biraz doğal gaz, biraz da petrol buldu ya, bu süreç daha da hızlandı. Hatırlarsınız; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Tatiana Loizidou adlı bir Rum vatandaşın, Lapta’daki evine dönmesinin Türk ordusu tarafından engellendiğine hükmetmiş ve Türkiye’yi ağır para cezalı tazminat ödemeye mahkûm etmişti. İşte bu saatten sonra Kıbrıslı Rumlara kumar, Kıbrıslı Türklere de Ayia Napa yolları taştan olarak açıldı. Sonuçta da mevcut durum ortaya çıkmış oldu. “Herkesin elindeki”, pardon Loizidou’nun elindeki meşaleyi bilmem hatırlar mısınız? Hani şu 2004 Atina Yaz Olimpiyatları’nı simgeleyen mavi saplı olimpiyat meşalesi. Mavi saplı olan sap, Yeşil Hat’ta teğet geçerek sadece Kıbrıs’ın güneyinde boy gösterdi. Bizimkiler de bu durumu sorunca; “İşte or’da kapı ve bu da sapı” diyerek dalgalarını geçtiler. Neymiş? Olimpiyatlar sevgi, barış ve kardeşlikmiş! Bir yanda sporun kucaklama veya sevgiyle kucağa oturtma fasılları, diğer yanda ise Tatiana Loizidou gibi politik bi’simgeye meşale taşıtmalar. Dile kolay tam 25 yıldır sporda da fair-play geyiği yapanların boykotu altında geçti gençliğimiz. Helal olsun be! Bordeaux şaraplı resepsiyonlarda “Hiç kimseye dininden, dilinden, ırkından ve milliyetinden dolayı ayırımcılık yapılamaz” gevezeliği ile hariçten gazel dinledik yıllarca. “Dört neslimizi kuruttunuz. Sıra diğerlerinde. Ha gayret!” dersek sanırım fazla abartmış olmayız. Spor tarihimizdeki ilk önemli uluslararası spor organizasyonuna iştirak, 1980 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni temsilen ve İzmir’in ev sahipliğini yaptığı İslam Ülkeleri Spor Oyunları mâlumunuz üz’re. Kimilerimiz küçümsedi, kimilerimiz dikkate bile almadı. Tabii aslolan ilgili müsabakalara katılan sporcu ve yöneticilerin hissettikleri. Günay Caymaz, Erbay Gönelli, Tözün Tunalı, Enver Kaya, Salih Tarcan, Hüseyin Özgürgün ve birçok sporcu ve yönetici gurur, keyif ve mutluluk yaşadıklarını hâlâ daha anlatırlar. Bu motivasyon sonraki dönemlere maalesef yansıtılamadı. Gönül isterdi ki olimpiyat oyunları, dünya kupaları ve diğer uluslararası spor organizasyonlarına katılsın genç yetenekler ama nerdeeee! Dahili ve harici bedbahlar sürekli engel teşkil ediyorlar. Neymiş? AB kurallarıymış. AB’nin bir diğer kuralı ise “sorunlu ülkeleri AB içine almamaktır” güya. Gördük ne yaptılar sorunlu Kıbrıs adasında. Avrupa’nın şımarık çocuğu veya bir başka deyişle tatlı su balıklarını sürekli beslediler, bize de sürekli kırmızı kart. Neymiş? damsız girilmezmiş. Kıbrıs sorunu ile özdeşleşen meşhur Loizidou yengemize bile Atina 2004 Olimpiyat Meşalesini taşıtan ve meşalenin kuzeye geçmesini engelleyen zihniyetle sporumuza bahar gelir mi? Sanırım mümkün değil. Sevgili okuyucum, yukarıda yazdıklarımı okuduğunda belki de aklından geçecek olan “Ma bu Nazım da amma kafatasçıymış ha” şeklindedir. Tabii buna hakkın var ama inan gerçekler acıdır, tıpkı biber gibi.

Batsın bu dünya

Hayatımızın büyük bir kısmı kaygı, korku, endişe ve özellikle yoğun stres (baskı) altında mâlum. Özellikle yoğun stres altında müsabakaya hazırlanan sporcular; “Kaybedersem yanarım, hata yapmamalıyım, hayatım bu maça bağlı, ne olursa olsun kazanmalıyım, yeterli değilim, sanırım rezil olcağım, kimseyi üzmemeliyim” gibi gereksiz konularla telef oluyorlar. Sonuç ise genellikle hüsran ve hayalkırıklığı. Stres atılamayacağına göre onu nasıl yönetebiliriz? Vaktiniz varsa özetle strese karşı temel yönetim stratejilerini birlikte inceleyelim: “Kendini ve sınırlarını çok iyi tanı… Yapılabiliri hedefle… Olumlu düşünmeyi alışkanlık haline getir… Galibiyet veya mağlubiyeti sindirmeye çalış… Hiçbirşey dünyanın sonu değil, unutma… Sorunla birlikte çözümün de oluştuğunu bil… Mizah yönünü geliştir… Hobiler edin… Keyif randevularını erteleme… İbadeti ihmal etme…”. Sonuçta kendine iyi bak. Çünkü hayatının geri kalan kısmını kendinle yaşayacasın. Sen sevgiyle kal değerli okuyucum, gerekirse bu dünya batsın ya da cayır cayır yansın bu Kıbrıs!

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil