10 Aralık 2016

Loğoğlu: KKTC’yi kimse tanımayacak

Loğoğlu: KKTC’yi kimse tanımayacak
Haber İçi Üst

KKTC’Yİ KİMSE TANIMAYACAKTIR…  “Size daha önce söylediğim KKTC tanınmayacaktır söylemimin biraz üzüntü yarattığını anlıyorum. Orada kastedilen AKP Hükümeti’nin KKTC Hükümeti’nin tanınması için bir politikası olmadığıdır. Vardı da, biz ona karşı çıkıyor değiliz. Tanınmak bir hedef olarak seçilirse, onu götürmesi gereken de iktidar partisidir. O nedenle olmayan bir politika sonucunda kimse KKTC’yi tanımayacaktır”
ÇÖZÜMSÜZLÜK DURUMU KABUL EDİLEMEZ…  “Çözümsüzlük her ne kadar da 1963 yılından bu yana değişik şekillerde egemen oluyor ise de, çözümsüzlük durumu kabul edilebilir bir durum değil. Güney Kıbrıs Rum kesiminde yapılan Başkanlık seçiminde daha önce Annan Planı’na ‘evet’ dediği için, sanki müzakere sürecine daha olumlu bakabilecek bir lider gelmiş algısı var. Ben bunun ne kadar doğru olduğunu kestiremiyorum doğrusu…”
 

Türkiye’deki ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu, Kıbrıs’ta çözümsüzlük durumunun kabul edilemeyeceğini söyledi. Güney Kıbrıs’ta yapılan Başkanlık seçimleri sonrasında yeni bir başkanın seçilmesini yorumlayan Loğoğlu, “Seçilen kişinin çözüme yakın bir lider olması çözüm olacak anlamına gelmez…” ifadelerini kullandı. Faruk Loğoğlu ile Havadis’in Ankara Bürosu’nda konuştuk. Loğoğlu, AK Parti Hükümeti’nin KKTC’yi tanıtma politikası olmadığını belirtti ve “AKP hükümetinin KKTC hükümetinin tanınması için bir politikası yoktur. Vardı da, biz ona karşı çıkıyoruz diye bir şey söz konusu değil” diye konuştu. AKP Hükümeti’nin KKTC Hükümeti’nin tanınması için bir politikası olmadığını da vurgulayan Loğoğlu, çözümden yana duruşlarıyla ilgili olarak ise, “Biz her hâlükârda Kıbrıs’ta, iki halkın kabul edebileceği, eşitliğe dayalı, tarafların hem birbirlerine karşı, hem birbirlerinden ayrı haklarını koruyan, kalıcı, adil, iki devlet esasına dayanan bir çözüm istiyoruz” diye konuştu.       
Mete Tümerkan: Kıbrıs konusunda gelinen aşamaya CHP nasıl bakıyor?
Faruk Loğoğlu:
Çözümsüzlük her ne kadar da 1963 yılından bu yana değişik şekillerde egemen oluyor ise de, çözümsüzlük durumu kabul edilebilir bir durum değil. Güney Kıbrıs Rum kesiminde yapılan başkanlık seçiminde daha önce Annan Planına ‘evet’ dediği için, sanki müzakere sürecine daha olumlu bakabilecek bir lider gelmiş algısı var. Ben bunun ne kadar doğru olduğunu kestiremiyorum doğrusu. Daha önce de çözüme yakın liderler olmuştur ama çözüm olmamıştır. Bunu unutmamak lazım. Verilen mesajların arkasının getirilmesi lazım. Herkes söz vermiştir. BM Genel Sekreteri söz vermiştir. AB söz vermiştir. Çeşitli Rum liderleri sözler vermişlerdir. Ama maalesef sonuca bir türlü varılamamıştır. O bakımdan biz yumuşak, barıştan yana bir söylemin, Rumlar tarafından kullanılmasından rahatsız değiliz. Ama bunun fiiliyata geçmesi lazım, bunun için de beklemek lazım. Kıbrıs meselesinin çözülebilmesi için iki şeyin aynı anda olması lazım. Bir, BM Genel Sekreteri ve Özel Temsilcisinin konuyu biraz gündemde öne çekmesi lazım. İkincisi de, AB’nin TC ve Kıbrıs Türk tarafı üzerinde koyduğu ağırlığın, hiç olmazsa o kadarını, aynısını Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan üzerinde de koyması gerektiğini düşünüyoruz.
Mete Tümerkan: O zaman şu andaki mevcut statükonun, sürdürülebilir olmadığı noktasında mı duruyoruz?
Faruk Loğoğlu:
Hayır, sürdürülebilir değil sonucu çıkmaz benim söylediklerimden. Sürdürülebilir olmadığını söylemiyorum, sürdürülmemelidir diyorum. İkisi bir birinden çok farklı şeyler. Yani biz çözümün bütün ada halkları için, Türkiye için, Yunanistan için, Doğu Akdeniz için, her ülkeden daha fazla barışa, istikrara katkı yapacak bir alternatif olduğunu düşünüyoruz. Yoksa zaten mevcut durum kendini sürdürüyor. Onun için bu durum sürdürülsün diye benim bir şeyim yok, gereği de yok. O durum kendini sürdürüyor.
Mete Tümerkan: Peki, bu durum bir çözüm olabilir mi?
Faruk Loğoğlu:
Bu durum çözüm olmadı yani karşılıklı mutabakatla bir çözüm olmadığı takdirde bu durum zaten çözülür. Fiili de facto bir durum var. Bu de facto durum, de jure bir duruma hukuki bir duruma zaten içerisinde dönüşür mü diye soruyorsanız, doğrusu bilemem. Bunun çok uzun bir vakit alacağı kesin. Çünkü Çin Halk Cumhuriyeti bile yıllarca BM ye giremedi hatırlarsanız. Çok uzun yıllardan sonra girebildi. Koskoca Çin, bu kadar yıl bekledi. Tabii KKTC BM’ye girmese bile bir hukuki varlıkla vardır. Çünkü neden. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınıyor, Türkiye Cumhuriyeti ile her türlü ilişkisi var. Büyükelçileri var karşılıklı. Bunun geri kalan tarafından tanınmamış olması bu hukuki gerçeğini değişmiyor. Ama tanınmamış olması diğer ülkelerce, onun beraberinde getirdiği bir takım pratik sonuçlar var. Onlardan rahatsızlık duyuyoruz. Onlar da zaman içerisinde, aşılıyor tabii. Bugün KKTC’nin birçok ülke ile teması var. Birçok ülkede temsilciliği var. O nedenle bu durum daha uzun süre devam edebilir adada bir çatışma durumu yok, gerginlik yok. İki toplum arasındaki ilişkiler her şeye rağmen, geçmiş yıllara nazaran daha yumuşak ama birbirini tanımayan, hiç birbirini görmemiş yeni nesiller var adada. Niçin, bu da avantaj mı, dezavantaj mı çözüm açısından onu da doğrusu bilemem.
Mete Tümerkan: Peki, AB süreci önümüzdeki günlerde Türkiye açısından yine hareketlenir mi? Çünkü bazı fasılların açılacağını biliyoruz.
Faruk Loğoğlu:
Fasılların açılması, AB sürecinin canlanacağı anlamına gelmiyor. Çünkü canlanması konusunda en ufak bir ilgi duymayan bir siyasi iktidar var Türkiye’de AKP… Onlar için bir fasıl açılmış, açılmamış çok fazla umurlarında değil. Çünkü artık AB umurlarında değil. Ama biz CHP olarak AB’ye katılım hedefinin bir stratejik hedef olduğunu düşünüyoruz. Bu sürecin devam etmesini ve bu sürecin önünde Türkiye’nin mutlaka AB’ye üye olacağını düşünüyor ve buna inanıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti bugün AB üyesi olsaydı Kıbrıs meselesi açısından ağırlığı ve etkisi çok daha fazla olurdu. Bunu da bilelim. Ama dışarıda olduğumuz için ve AB de Kıbrıs meselesinin çözümü açısından önemli bir aktör olduğu için, AB üzerinde yeterince etkili olamıyoruz.
Mete Tümerkan: Hükümetin özellikle Orta Doğu’ya dönük politikalarını nasıl değerlendiriyor partiniz? Suriye meselesindeki yaklaşımlarını nasıl buluyorsunuz?
Faruk Loğoğlu:
Orta Doğu’ya yönelik Türkiye Cumhuriyeti’nin politikalarını çok olumsuz, yetersiz ve tehlikeli buluyoruz. Özelikle bizim tüm komşularımızla İran, Irak ve Suriye ile dargın ve kavgalı hale getirmiştir. Bu elbette tek taraflı bir olay olmamakla birlikte, bu konuda çok iddialı bir çizgide yürüdüğünü ileri süren bir iktidarımız var. Bir de Dışişleri Bakanımız var. Irak’ın içişlerine karışan bir iktidarımız var. Suriye’ye meydan okuyan, savaş hazırlıkları yapan, körükleyen bir iktidarımız var. İran’la bir türlü ilişkileri rahatlatamayan bir iktidarımız var. Bütün bunları biz yanlış ve tehlikeli buluyoruz. Türkiye soğuk savaş döneminde bile komşuları tarafından, hatta Rusya tarafından tehdit edilen bir ülke değildi. Bugün İran Kuzey Irak nedeni ile Irak, Kuzey Irak nedeniyle, Suriye içteki gelişmeler nedeniyle Türkiye için bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Bunların farkında olmayan, bunları görmezden gelen bir iktidarımız var.
Mete Tümerkan: İktidar kanadı Türkiye’nin bugüne kadar hep fırsatları kaçırdığı düşüncesinde, proaktif bir dış politika ortaya koyduğu görüşünde… “Biz bölgesel bir güç olmak ve bölgedeki tarihsel, kültürel, sosyal ilişkileri de kullanmak suretiyle etkin bir şekilde söz sahibi olmak istiyoruz” yaklaşımı ile hareket ediyor. “Orta Doğu yeniden şekillenirken bunda bizim de söz söyleme hakkımız olduğunu düşünüyoruz” diyor.
Faruk Loğoğlu:
Buradaki temel yanlış, Türkiye Cumhuriyeti oyunlarını büyük oynuyor. O tarihi derinliği kültürel derinliğine ters bir rol oynamaktan dolayı, Türkiye Orta Doğu’yu şekillendiren bir ülke değil ama bu gidişle Orta Doğu Türkiye’yi şekillendirecek bir ülke haline gelebilir.
Mete Tümerkan: “Barış sürecini” veya Kürt sorununa dönük çözüm için başlatılan süreci nasıl yorumluyorsunuz?
Faruk Loğoğlu:
Biz baştan şiddetin sona ermesi, erdirilmesi ve bu Öcalan süreci dediğimiz süreçle varılan sonuçların, TBMM’de bulunacak daha geniş bir mutabakatın bir parçası olması kaydıyla bu süreci desteklediğimizi söyledik. Bu şiddetin sona ermesi halkımızın ortak beklentisi. PKK’ya evlatlarını veren insanlar için de geçerli, şehit veren insanlar için de geçerli. Tüm Türkiye bu şiddetin sona ermesini istiyor. Ama şunu bilemiyoruz. Yani hükümet bu müzakere sürecinde neyin karşılığında ne vaat ediyor. Varılan mutabakatlar bizi nereye götürecek. Halkımızın kabul edebileceği türden bir tablo mu ortaya çıkacak bilmiyoruz. İki, bu iktidarın, AKP’nin geçmişteki benzer açılımlarının sonuçlarına baktığımızda da burada biraz kaygılıyız. Başaramadılar şimdiye kadar. Acaba bu sefer de hüsranla mı sonuçlanacak diye bir endişe içindeyiz.
Mete Tümerkan: Son olarak ne eklemek istersiniz?
Faruk Loğoğlu:
Bir önceki mülakatımızda KKTC tanınmayacaktır söylemimin biraz üzüntü yarattığını anlıyorum. Orada kastedilen AKP Hükümeti’nin KKTC Hükümeti’nin tanınması için bir politikası olmadığıdır. Vardı da, biz ona karşı çıkıyor değiliz. Tanınmak bir hedef olarak seçilirse, onu götürmesi gereken de iktidar partisidir. O nedenle olmayan bir politika sonucunda kimse KKTC’yi tanımayacaktır. Onu da bilelim o nedenle, çözümden yana duruşumuzun aksini de söylemiyorum. Biz her hâlükârda Kıbrıs’ta, iki halkın kabul edebileceği, eşitliğe dayalı, tarafların hem birbirlerine karşı, hem birbirlerinden ayrı haklarını koruyan, kalıcı, adil, iki devlet esasına dayanan bir çözüm istiyoruz.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil