Livorno’dan gece geçtim…

Haber İçi Üst
Haber Yazı İçi

Kimilerinde sporun bi’siyaseti var, kimilerinde siyasetin bi’sporu var, kimileri de sporu siyasetin arka bahçesine çevirmiş tıpkı bizim gibi. Sporun siyaset tarihi boyunca topluma mal’olduğu apaçık ortada. Bizler spora sırf sportif değerler çerçevesinde ‘mal mal’ bakarken, kimileri de onu siyaseten hem sağmaya, hem de satmaya devam ediyor. “Spor barış ve kardeşliktir” klişe sözü artık kütüpanelerimizin tozlu rafları arasındaki kalın kitaplarda kaldı. Spor artık maalesef ‘kardeşlik’ değil, ‘kalleşlik’ oldu bildik. İşin ucunda siyaset de olunca spor büsbütün siyasal bir araç oldu. Spor bilimcilere naçizane bir önerimiz var; Sporun siyaseti olur ama siyasetin sporu bal gibi olur artık günümüz spor dünyasında. Örneğin İtalyan Playboy (Başbakan) Silvio Berlusconi; “Forza Milan” yerine “Forza İtalya” diyordu seçimler arifesindeki Bunga Bunga eğlencelerinde. Niye mi? Çünkü kendini ifade etmenin en etkili yolu futboldur da ondan. Ülkemizde de tarih boyunca durum aynıydı. Geçen talebelerimle spor tarihimize ilişkin küpürleri inceliyorduk. Bi’tanesi olduça ilginçti. Şöyle ki; “Ben aşağıda imza sahibi Lefkaralı Cemal Bayram, komünist kulübünde aza olduğuma dair olan söylentileri yalanlar, komünistlikle hiçbir alâkam olmadığını bildirir, temiz bir Türk oğlu Türk olduğumu açıklarım (Cemal Bayram)”. Verilen örnek sadece ‘Türk oğlu Türk’ Cemal Bey’le kalmıyor. Arkasından da Raşit Derviş bir açıklama patlatıyor; “Dolaşan şayialara göre ben hiçbir zaman İşçi Birliği’ne kayıd olmadım. Yalnız TEK Spor Kulübü’nün alelâde bir azası idim. Son zamanlarda oradan istifa edip Yeşil Ada Kulübü’ne aza oldum. Benim hiçbir zaman komünistlerle işim olmaz” diye bir açıklama yaptı ‘alelâde’ bir şekilde ‘öcü komünistlere’ karşı. Maşallah o yıllarda da gemisini kurtaran kaptan misali seve seve veya ‘seve seve’ açıklama yapan çoktu. Eee, n’apsın gençler onca can pazarı içerisinde. Mevcut durum Kıbrıs’ın güneyinde yer alan coğrafyada hâlihazırda devam ediyor. Oradaki taraftar grupları siyasi partilerin birer gençlik kolları gibi çalışıyorlar. Gerek performans, gerekse siyasi ideoloji açısından farkındalık yaratan özellikle iki kulüp göze çarpıyor. Birincisi ‘Kıbrıs Kıbrıslılarındır’ ekseninde örgütlenen AKEL’in çocuğu Omonia, diğeri ise ‘Kıbrıs Helendir’ merkezinde yer alan Apoel. Özellikle Apoel taraftarları işleri epeyce büyütmüşler. 17 Aralık 2010’da Kıbrıs Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı’na siyasi parti kuruluş başvurusunu yaptılar. Gerçi Annan Referandumu’nda her ikisi de OXI (HAYIR) oyu kullanmıştı ya, neyse. Kıbrıs’ın kuzeyinde ise bir zamanlar Türk Mukavemet Teşkilatı eksenli örgütlenen ve bugünlerde de ‘hükümet takımı’ olarak addedilen şampiyon Çetinkaya Türk Spor Kulübü yanında, sivil başkaldırının simgesi olarak addedilen Yenicami Ağdelen Kulübü’nün siyasal misyonlarının yerlerinde artık yeller esiyor. Bizde millet ekmek derdine düşmüş olsa da yaşça büyük taraftarlar ‘spor nostalji’ programlarında bunu sürekli dillendiriyor. Ya dünyada durum ne? Livorno Kulübü’ne ne demeli?  Livorno İtalya’nın kuzeyinde bir liman şehridir. Hâliyle futbol takımı da ağırlıklı olarak liman işçilerinin takımı olma özelliğindedir. Şu anda İtalya Serie B’de mücadele eden Livorno takımı, komünistlerin ve işçi hareketinin kalesi olma özelliğinde olduğundan, bir futbol kulübü olmaktan ziyade ‘ideolojik bir siyasi parti’ gibidir. Öyle ki, ikinci ligden birinci lige çıktıkları zaman kutlamalarda neofaşist parti bürosunu tahrip eden Livorno taraftarları, bütün maçlarda ‘çekiçli-oraklı’ bayraklar açmaktadırlar. Ayrıca Milan ve Lazio kulüpleri Başbakan Berlusconi’nin kulübü olduğu için bu maçlar onlar için ‘3 puan ya da bir lig maçı’ olmaktan ziyâde bir ideoloji savaşıymış gibi önem kazanmaktadır. 1921'de İtalyan Komünist Partisi'nin kurulduğu şehir olan Livorno, 16.yy'da yazılan anayasasında bulunan şu metin ile özgürlükçü bir bölge haline gelmiştir; “Hepiniz, hangi ulustan olursanız olun, Doğulular, Batılılar, İspanyollar, Portekizliler, Yunanlar, Almanlar, İtalyanlar, Türkler, Ermeniler, Persler veya diğerleri size temin ederiz ki bu topraklara tamamen özgür ve her türlü kovuşturmadan uzakta bir şekilde gelmenize, kalmanıza, aileleriniz ile geçiş yapmanıza ve yaşamanıza, geriye dönme zorunluluğu olmaksızın oturmanıza, istediğiniz zaman dönerek Livorno topraklarında yaşamanıza izin veriyoruz” diye belirtilerek yabancılara yönelik yerleşimi açıkça anayasal hak olarak vermişlerdir. İşte, Toskana bölgesinde yer alan Livorno Kulübü de bu deklereyi her müsabakada tekrarlıyor. Dillirga’dan da, Livorno’dan gece geçenler bilir. Biz geçtik ve gördük ki siyasetin sporu bu olsa gerek…

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
canlı bahis, maç tahmini, yeni giriş adresleri, bahis danışman