08 Aralık 2016

LEFKOŞAMIZI GERİ ALABİLECEK MİYİZ?

Haber İçi Üst

Lefkoşa’yı terk edip gitmek ve sadece iş yeri olarak kullanmak.
Binlerce Lefkoşalı yaptı bunu. Son 3 senedir hızlandı bu “göç.”
Çünkü Lefkoşa yaşanır olmaktan çıktı.
Bugün Lefkoşa’nın kader günüdür.

Ya göçü tersine çevirecek Lefkoşa sevdalıları göreve gelecek ya da Lefkoşa terk edilmeye devam edilecek.
26 Mart 2006 tarihinde kaleme almıştım aşağıdaki yazıyı. Eminim Haşmet Gürkan’ın ruhu sızlıyordur şimdi.
Bize öğrettiği Lefkoşa bu değildi.
Lefkoşamızı geri alabilecek miyiz?
İşte bugün yanıtlamamız gereken soru budur…

“YÜRÜYEREK ÖĞRENME”
Mart güneşinin kırmızı kiremitlerden yansıdığı ve ışık hüzmelerinin gizemli bir serap gibi gökyüzüne yükseldiği Lefkoşa ikindisinde buluşmuştuk.
Şimdi sadece birkaç nüshası kalan Lambousa Krallığı kitabı ikinci baskısı üzerinde çalışıyorduk.
Lambousa Krallığı’ndan, Venedik-Lüzinyan kırması şehre, farkında olmadığım dolu dolu bir tarih eğitiminden geçiyordum.
“Yürüyelim” dedi.
Sağlığından endişe ettim ve “siz iyi misiniz” diye üsteledim.
Yaşamının bir parçası haline gelen bisikletini kullanmıyordu.
Bir o kadar nefret ettiği arabanın eline kalmıştı.
“Bu meret bana göre değil” diye şikayet ediyordu her defasında beyaz Reno arabaya bakarak.
“İyi misiniz?”
Bu soruya aldığım yanıt ne yazık ki hiçbir zaman doğru olmayacaktı ve ben bu acı gerçekle kısa bir süre sonra tanışacaktım.
“İyiyim” dedi, “hem de çok iyi.”
– “Hade yürüyelim, bir şehir en iyi yürünerek öğrenilir.”
Şimdi banka binası olan eski taş evlerinden çıktık.
O zamanlar harabeden farksız olan Lüzinyan evine gittik. 
Kıbrıs’ın kralı Guy De Lusignan’nın Kudüs’te Selahaddin Eyyübi önünde bozguna uğrandığını o gün öğrenmiştim. Selahaddin Eyübi’yi “büyük Türk komutanı” olarak belletmişlerdi bize. Oysa Müslümanlığı ağır basan Kürt kökenli bir komutanmış.
– “Bak bu Alparslan Türkeş’in doğduğu ev.”
Lüzinyan konağının hemen bitişiğinde dört-beş merdivenle çıkılan kapısı yeşile boyanmış demir, sarı taştan yıkık-dökük bir bina.
Bugün hala öylece duruyor.
Türkeş öldükten sonra üç hilalli bayrak asmışlardı kapısına ve restore edilip müze yapılacağı söylenmişti.
Niye yapılmadı bilmiyorum ama Lefkoşa’nın çocuklarındandı Türkeş ve o ev müze yapılmayı hak ediyor çünkü geriye bir müzeyi dolduracak kadar miras bıraktı o evde doğan çocuk.
Çarşıya yürüdük ve oradan Arapahmet’e.
Sınıra paralel daracık sokaklardaki çeşmeleri inceliyordu.
Elindeki haritadan tek tek işaretliyor ve çeşmelerin üzerindeki kargacık-burgacık yazıları kaydediyordu.
Lefkoşa’nın çeşmelerine ilişkin bir kitap hazırlığı vardı.
Bu hazırlığını bitiremedi.
Ömrü vefa etmedi.
Bana “iyiyim” demişti ama 3 gün sonra kalp krizine yenik düşecekti.
Lefkoşa’ya veda etmişti mart güneşinin ısıttığı o ikindi vaktinde.
Büyük bir sevgiyle bağlı olduğu şehri son kez yürüyerek dolaşmıştı.
Belki de fırtınalı bir yaşamdan ibaret kişisel tarihinde son kez dolaşmıştı adım adım. Haşmet Gürkan bu toplumun “tayin edilmemiş” öğretmeniydi.
Hep “seçilmiş” hissederim kendimi. Onun öğrencisi olduğum için.
     

***

 

Bir şehir en iyi yürüyerek öğrenilir.
Kinaye ve serzenişle bahsetsek de başkent Lefkoşa keşfedilmeyi bekliyor, tarafımızdan.
Çocuklarımızın elinden tutup adım adım kendi tarihimizi öğrenmeyi ve öğretmeyi.
“Tayin edilmemiş” öğretmenler olmayı.
Bir şehir en iyi yürüyerek öğrenilir ve öğrenilerek vatan yapılır.
“Kanını, terini ve gözyaşını akıtanların vatanını…”

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil