08 Aralık 2016

Köprü ve stratejik ortak

Haber İçi Üst

Bulunduğu bölgede Türkiye’nin rolünü tasvir etmek için kullanılan iki kelime.

İktidar yanlıları Türkiye’nin ABD’nin öncülüğünde Batı’nın “stratejik ortağı” olduğunu söylerler.

Türkiye’yi bölgesinde sınama eğiliminde olan unsurlara caydırıcı olacak mesaj vermek için söylenir genelde bu.

Cari açıktan dolayı finans çevreleri üzerinde yaratacağı olumlu etkiden faydalanmak için belirli aralıklarla ekonomi yönetimi tarafından da tekrarlanır.

Son olarak da iç siyasette sınırlı da olsa yarattığı algıdan faydalanmak için söylenir. İç siyasette karşı bir oluşuma destek verebilecek yerli sermaye sahiplerine arkamızda ABD var, güçlüyüz demek için alt yazı geçilir.

Stratejik ortaklık ile köprü görevi aynı şeyi çağrıştırır belki ama ayni şey değildir.

Diplomasi gereği bu durum kamuoyu önünde gereksiz bir polemik yaratmamak adına ne ABD ne de diğer batılı “müttefikler” tarafından düzeltilmez.

Ama Türkiye’ye biçilen görev stratejik ortaklık değil, “köprü” görevidir.

Türkiye bu “köprü” görevinin dışına ne zaman çıkmaya çalışsa bir şekilde bu görevinin ötesine geçmemesi de dolaylı yoldan hatırlatılmıştır.

Türkiye’nin yakın tarihi bunlarla ilgili örneklerle doludur.

Şimdiki iktidarın “yok biz farklıyız, arkamıza içeriden aldığımız rüzgar ile farklı bir role biz soyunabiliriz” demesi belli bir süre dikkat çekmiş ve izlenmiştir. 

Stratejik ortak gibi hareket etmeyi kendinde görmek, AKP iktidarında yer alanların bölgede siyaset ötesi geçmişi olan dini ve mezhepsel bağlantılarından dolayı söylemesi kolay ama hayata geçirilmesi zor bir stratejidir.

Gücün verdiği kibirle ben yaptım oldu iç siyasette olur. Ama dış siyasette, batının sana biçtiği rolü kabullenmeyip kazasız belasız yol alacağını düşünürsen bu hesap tutmaz.

Kısa zamanda hızlı hareket ederek, bir yere varılabilir. Ama dış siyaset çok daha uzağa gitme üzerine kurulmalı. Dış siyaset adına buradan çıkarılması gereken ders de budur.

Türkiye ekonomik gücünü, özel sektör öncülüğünde geliştirirken, bölge siyasetinde taraf olmadan sessiz ve sakin yoluna devam edebilseydi bölgesel güç olma yolunda belki çok daha uzun bir zamanda ama çok daha uzağa gidebilirdi. Hedefine ulaşırdı.

Bu dengeyi kuramamakla ve mezhep üzerine siyaset inşa ederek Türkiye adına büyük ve tarihi bir fırsatı tepti AKP iktidarı

Bununla kalınmadı, büyük bir tehlikenin içine ülke atılmış da oldu.

Tehlikenin büyüklüğü, kamuoyunun hala daha bunun farkında olmamasıyla bir o kadar daha artmıştır. Sıra daha batının İran’la yapacağı hesaplaşmaya gelmedi.

Konuyu dağıtmadan iddialı bir ekleme yapayım. Atatürk ve İnönü bence bu “köprü” görevini anlayıp toplumsal gururu incitmeyecek şekilde bu rolü kabullenmişlerdir. Türkiye’nin bulunduğu bölgedeki dış siyasetini de bilinçli olarak “belirleyici” olacak şekilde hedeflememişlerdir. Bundan dolayıdır ayrı ve üniter bir devlet kurulmasına ve yeşermesine fırsat doğmuştur.

Gezi Parkı olaylarının çıkış noktası, iç siyaset gibi gözükse de, esas odak noktası dış siyasettir. Konu Türkiye’nin “köprü” rolünü Erdoğan liderliğinde giderek yeterli bulmayıp reddetmesi ile ilişkilidir.

Dikkat edin gezi parkı ile birlikte ayni anda Kuzey Irak, Suriye ve Mısır’da AKP’nin siyaseti çökmüştür. Bunların hepsinin aynı zaman dilimine denk düşmesi de bence tesadüf değildir.

Sen dışarıya değil, esas içeriye bak denilmiştir.

Batı açısından iç siyasette ve ekonomide yürütülen politikalarla ilgili herhangi bir problem yoktur. Hem yürütülen politikalar, hem de uygulayıcıları ile olan ilişkiler bulunamayacak derecede değerlidir.

Problem bu “köprü” göreviyle ilgilidir.

Köprü görevi enteresan bir görevdir.

Bilindiği gibi köprüler önemli ve stratejik yapılar olsalar da üzerinde yaşanmaz.

Üzerinde gelecek kurulmaz.

Yalnızca kullanılır.

Batı’nın bugünkü Türkiye siyasetindeki arayışı ulusal gururu incitmeden bu “köprü görevini” yürütebilecek lideri bulmaktır.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil