05 Aralık 2016

Koltuk kavgası…

Haber İçi Üst

Bitti kurtulduk derken, işin aslı hiç de öyle değil… UBP’de küllenen koltuk aşkı, yeniden alevlendi. Aylarca toplumun gündemini meşgul eden kurultay sürecinde yaşananlar, karşılıklı suçlamalar artık bitti, sorunlarını daha demokratik bir şekilde halledecekler diye düşünürken, toprağa gömülen savaş baltaları yeniden çıkarıldı…

Yaklaşık 8 ay memlekette başka sorun yokmuş gibi UBP’ye kim başkan olacak kavgasını dinledik. Tüm toplum ve biz gazeteciler de dahil, mal bulmuş mağrubi gibi, her gün onlar için uzun saatlerimizi harcadık. Tahminler yaptık, maç sonuçları gibi toto oynadık. Evlerde kahvelerde tek konu, “Ahmet mi, İrsen mi kazanır?” tartışmalarıydı. Ama hiçbirimiz Ahmet veya İrsen kazanırsa, toplum ne kazanır tartışmasını yapmadık. Takım tutar gibi adam tuttuk ve heyecanla “maçın” neticesini bekledik. Sanki birinin ötekinden farkı varmış gibi.

Sonuçta 701’e 708 oyla, sadece 7 oy farkla bile olsa, kurultayın galibi İrsen Küçük oldu. Ardından o bildik, “birlik, beraberlik, tek yumruk” mesajlarını dinledik, her iki taraftan da… O günlerde yine yazmıştık, “İKİ UBP” diye. Bu kavganın öyle göründüğü gibi bitmeyeceğini, şimdilik bir “ateş kes” imzalandığını belirttiğim 26 Şubat tarihli yazımda şu görüşlere yer vermiştim; “Şimdi gözler İrsen Küçük’ün, kazanması halinde parti içerisinde yapmayı düşündüğü tüzük değişikliklerinde. Delege sisteminden, genel başkanın görev süresine kadar birtakım reformlara imza atmak istiyor Sayın Küçük. Bunları yaparken de elinin güçlü olması şart. Parti içinde bu reformlar konusunda bir konsensüs yaratabilmesi için, yapacağı en akıllıca iş Ahmet Kaşif’le birlikteliği sağlamak olmalı. Kaşif’in yanında hasbelkader bulunan, aslında körü körüne Eroğlu destekçisi olanları saymıyorum. Ancak Kaşif’in görüş ve düşüncelerine değer verdiğini göstermeli, eğer gerçekten yeni UBP’ye soyunuyorsa, bu yolu kendisiyle birlikte yürümeye ikna etmelidir. Yoksa, kurultay sürecinde yaşananların daha da kötüsüyle karşı karşıya kalabilir…”

Bu yazımın üzerinden iki ayı aşkın bir süre geçti. Öyle görünüyor ki, ne İrsen Küçük, ne de Ahmet Kaşif yaşananlardan ders almamış. Lefkoşa Belediye seçimleri için ara verilen kavgaya yeniden başladılar… İstedikleri kadar kavgalaşsınlar, burada benim canımı sıkan, verdikleri bu kavganın ülke, toplum ve hatta kendi partileri için değil de, tamamen kişisel çıkarlar için olmasıdır.

İrsen Küçük ve kabinesi bu ülkeyi doğru dürüst yönetemiyor, kabul, bir itirazım yok. Herkesin bildiğini kuldan niye saklayasınız ki? Ama diğer kampın daha iyi yöneteceğine dair de kuşkularımız var. Veya ısrarla istedikleri kabine değişikliği ile ülkeye ne gibi atılımlar yaptıracaklar ki? Onlar da denenmiş değil mi? Hem de çok yakın bir geçmişte…

Ahmet yerine Mehmet, Ali’nin yerine Veli gelince ülke huzur ve refaha mı kavuşacak Allah aşkına… “Bizim derdimiz ve sevdamız koltuk değil” diyorlar ama o koltuk için nasıl yanıp tutuştuklarını görmediğimizi sanıyorlar…

Genel başkana verilen muhtıranın süresi doldu. Derdi siyaseti kilitlemek veya makam kapmak olmayanlar, verdikleri sürenin hemen sonunda ilk iş olarak, Mecliste nisap krizi yaratıyor, ardından da “nisap krizinin sebebi biz değiliz” diye açıklama yapıyor. Belki Ahmet Kaşif’in şahsi olarak böyle bir niyeti olmayabilir ama onunla yola çıkıp, İrsen Bey’le tüm köprüleri yakan, olası bir seçimde kazanma şanslarını tehlikeye atan arkadaşları için de aynı şeyleri söyleyebilir miyiz?

Partinin yarı gücüne hakim bir siyasetçi olarak Sayın Kaşif’in, hem kendisi, hem de arkadaşları için birtakım menfaatler talep etmesi siyaseten doğru olabilir. Ancak bu talepleri toplum önünde değil de, kapalı kapılar ardında yapmasını etik bulmuyorum. “İstemem ama arka cebime koy” misali kaçak dövüşmek yerine çıksınlar, o kendilerinde hak gördüklerini bir bir sıralasınlar buna bir diyeceğimiz yok. O talepleri bir de biz görelim bakalım. Bakanlık mı, genel sekreterlik mi, yaklaşan seçimlerde adaylık sırası mı, yoksa Cumhurbaşkanlığı seçimleri için erken bir güç gösterisi mi? Kimse kimseyi enayi yerine koymasın…

YERİN KULAĞI VAR

DERDİ BİTMEDİ: UBP’de meğer kavga daha yeni başlamış da haberimiz yok. Herkes “tamam artık başkan seçildi, ortalık durulacak” derken, küllenmiş kavga yeniden alevlendi. Muhalif gurup “kabine değişsin, biz de koltuk isteriz” derken, Başbakan Küçük ise bu tehditlere karşı, seçim kartını kullanıyor. Öyle anlaşılıyor ki, bu kavga daha çok sürer… Zira seneye hem yerel, hem genel seçim, ondan sonraki seneye de Cumhurbaşkanlığı seçimi. Kavgalaşmadan memlekete bakamayacaklar yine.

SANER’İN KAŞIĞI: Ersan Saner basını “Bir kaşık suda fırtına kopartmak”la suçluyor. Ne var, işte gitti uçak şirketleriyle anlaştı, Değirmenlik Belediyesi’nin hakkını elinden alıp onlara verdi, Taşyapı da zaten alacağını almaya devam edecek, oldubitti. Değirmenlik zaten CTP’nin elinde, bağırsın dursun!.. Basından da öyle yalandan efelenenlerden bir kaçını kafaya aldın mı, iş tamamdır. Hangi kaşık sayın bakan? Batırdığınız KTHY’den mi, batan KTHY’nin bile kaymağını yiyenlerden mi, uçmayan hava yolu projenizden mi bahsedelim. Ne kaşığı, okyanus oldu…

SEBEBE BAKIN: Başbakanlık Müsteşarı Hüda Aksoy’la ilgili şikayetler yeni değil. Kaşif grubunun da daha önceleri bu konuda ısrarcı olduğu biliniyor. Şimdi Başbakan’a yakın milletvekilleri de aynı şeyi söylemeye başladı. Demek ki hesap kesildi. Savundukları sebep, vatandaşa iyi davranmamasıymış. Normal bir devlette Başbakan Müsteşarı’nın işi vatandaşın işini halletmek değildir. O makam plan, projelerin, bakanlıklarla koordinasyonun götürüldüğü yerdir. Oysa bizde hangi Bakanlıkla işiniz varsa, sorunun tek çözüleceği yer olarak görülür. Popülist, partizan devlet yapısının en çarpık göstergesi… Öyle başa, öyle tıraş.

KAVGA SEYRETMEK İSTEMİYORUZ: Kamu hizmeti bir bütündür değil mi? Yok değil işte. Dibine kadar siyaset… Bakan belediyeyi “entrika yapmakla” suçluyor, belediye, “Bakanlık anlaşmaya uymadı” diyor. Bizler, hizmet bekleyen halk da seyrediyoruz. Sen-ben kavgasının, ya da ucuz kahramanlığın ne kendilerine, ne partilerine, ne de halka faydası var. Girne Limanı yine berbat, yine mezbelelik, yine leş gibi. Oysa işin gerçeği, sonuçta diğerini daha fazla suçlayan değil, iş yapan kazanacak…

ÇAĞDAŞLIĞIN ÖLÇÜSÜ: Parlamenterler Birliği Genel Sekreteri Lütfi Özter, “KKTC çalışma hayatına ilişkin mevzuatın çağdaşlık açısından dünyanın en geri kalmış ülkelerinden biri konumunda kaldığı görülmektedir” yorumunda bulundu. Demek ki, Çalışma Bakanlığı’na kadın bakan atamakla çağdaş olunmuyormuş…

TEK DERDİMİZ BU HERHALDE: Meclis’te neredeyse kadük olma noktasına gelmiş 85 soru önergesi, 23 yasa tasarısı dururken, vekillerimiz nelerle uğraşıyor bakar mısınız? UBP Milletvekili Mehmet Tancer, “Eğer AB’ye üye olmak istiyorsak insanları kısıtlayan uygulamaların kaldırılması gerekiyor” diye buyurmuş. Sanki AB’nin tüm kriterleri ülkede uygulanıyordu da, bir bu kalmıştı. Madem bu yasa ile AB’ye girebilecektik, bunca yıldır aklımız neredeydi?..

DEVİR DEĞİŞTİ: Halen yürürlükte olan yasada, iki erkek arasındaki cinsel ilişki “Doğaya aykırı cinsel münasebet” suçu sayılıyor ve bu suçu işleyenlere, 5 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Ama Meclis Genel Kurulu’na sunulan yeni yasa tasarısı ile bireyin cinsel tercihlerine özgürlük getirilirken, eşcinsellere yönelik hakaret ve aşağılayıcı davranışta bulunanlara ise 3 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Eskilerin dediği gibi, devir değişti herhalde…

ZİRVEDEKİLER

Parlamenterler Birliği: Birliğin, sendikacı Lütfi Özter’in özverileriyle ortaya koyduğu “Çalışma Raporu”, KKTC kurulduğundan beri yasama ve yürütmenin çalışma yaşamıyla ilgili umursamazlığını ortaya koydu. Raporda, Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun benimsediği kriterlerden sadece 15’inin yürürlükte olduğu belirtiliyor ve “Çalışma hayatına ilişkin mevzuatın çağdaşlık açısından dünyanın en geri kalmış ülkelerinden biri konumunda kaldığı görülmektedir” deniyor. Yasallaşanların ne kadarının uygulandığı da ayrı bir soru. Örneğin işçinin örgütlenmesi yasası var ama örgütlenmeye kalkanı koruyacak olan iktidarlar yok…

DİPTEKİLER
Ersan Saner: Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ersan Saner, başarısızlığını bir kez daha gösterdi. KTHY ve hayali yeni hava yolu konusunda tutarsız açıklamaları ile asla unutulmayacak olan bakan Saner, şimdi de dişinin kesmediği özel hava yollarının önüne, Değirmenlik Belediyesi’ni atarak başarısızlığını örtmeye çalışıyor. Nasıl olsa bir kurban lazımdı, Değirmenlik oldu, bu kadar basit…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam