10 Aralık 2016

KKTC’de bu hafta herkesi derinden acıtan olaylar ve seçim süreci…

Haber İçi Üst

KKTC halkını derinden üzen ve isyan ettiren güzelim KKTC sahillerinin ihmalkarlık sonucu uğradığı çevre felâketi olmuştur.
Deniz suyunun temizliği ile dibi görülen o güzelim sahillerin uğradığı felâket, hiçbir maddi tazminatla ölçülemez. Bu ihmalde kusuru tespit edilecekler kim isterse olsun en ağır şekilde cezalandırılması gerekir. Bir defa bu konudan sorumlu olanların görev ihmali olduğu açıktır. Tedbirsizlik, ciddiyetten, sorumluluk duygusundan uzak, umursamazlıkla patlamaya neden olacak şekilde yıpranmış veya zayıf dirençli borularla denizin içinden gelişigüzel ve kuralları sarfınazar ederek kontrolsüz sevkiyat yapılması bir cinayettir. Bir de felaket yaşanırken olayın geç fark edilmesi ve geç yardım istendiği açıklamaları ise bu konuyla ilgili yetkililerin sorumluluk duygusunun zafiyetini göstermektedir. Devletin denetiminin olmadığı ve koruyucu güvenlikte, ilgili yetkililerin, asgari  koşulları dahi ilgili firmaya sağlattıramadığı bu olayla ortaya çıkmıştır.
Felaket sonucunda denize aktığı açıklanan 100 ton akaryakıt miktarı ise çok aşırı bir rakamdır. Standartlara uyulmadığı, anında önlem alınmadığı ve bu korkunç olay yaşandıktan sonra tesisin hazır bulundurması gereken koruyucu aksamların ve ekibin bulunmadığı acı gerçeği de beyanatlardan ortaya çıkmıştır.
Devletin ilgili kurumlarınca, denetlemenin ve asgari koruyucu koşulların ilgili işletmeler üzerine konması ve sürekli kontrol edilmesi bu kadar zor ise devletin fonksiyonu nedir? Geminin tonajı, yaklaşma mesafesi, boşaltmaya izin nasıl ve kimler tarafından verilmiştir? Bu konuda bütün tarafların, doyurucu açıklamaları halka yapmaları gerekir. Ülkeye yarattığı çok yönlü tahribat, direkt olarak zarara uğrayan ve uzun vadeli geleceği etkilenen vatandaşlar söz konusudur.
Bu ülke, halkın tümünündür. Bu sahilleri şimdiki haliyle görmek yürekler acısıdır. Yasadaki 60 asgari ücret cezası, normal bir kirletme olayı olmayan bu felâket karşısında, 70-80 bin TL tabii ki gülünçtür.  Bu konuda ihmali olanlar taraflara, zararların tümü için maddi ve manevi ibret olacak tazminat yürütülmesi ve tazmin konusunda ciddi teşebbüs ve yargı yolunun Devlet kurumlarınca süratle kullanılması gerekir. Ayrıca sözleşmenin AKSA ile tekrar gözden geçirilmesi şarttır.
Yaratılan çevre felâketi ile turizm hareketine, çevre ve doğaya uzun vadeli vereceği zararı hesaplamak, KKTC’ye korkunç bir maliyet getirir. Bu maliyet en son halkın ve suçu olmayanların başına kalmamalıdır. Görevli ve yetkililerin sorumluluğuna gidilmesi ve sonuçlarına katlanmalıdır. Aksi halde ülkemiz yaşanmaz duruma getirilecektir.
Çevre felaketi yaratacak kirli sanayinin, bir turizm bölgesi içinde genişletilme çabalarının ne kadar ters politikalar olduğu, zaten halkın ezici çoğunluğu tarafından kabul edilmiş ve reaksiyon görmüş bir konudur. Bu hususta birçok vatandaşlar kurum ve kuruluşlar gibi bir çevreci olarak benim de yazılarım ve söyleşilerim olmuştu. Çevre bilincinin geliştirilmesi konusunda halka eğitimden bahsederken, KKTC’nin turizmle, eğitim sektörü ile kalkınacağını programlarımıza koyarken, temiz sahillerimiz ve güzel hava koşullarımızla turist çekmeye çalışırken, milyarlarca paralar harcanırken, bu bölgelerin ortasına kirli sanayi kurulması anlaşılır gibi değildir. İleride daha fazla felaket yaşamamak için halkın tepkisinin bundan böyle daha sert olması gerekecek demektir.   
Devletin ilgili mercilerince, bugüne kadar sevkiyat esnasında kaza halinde, gerekli acil önlem ekipmanlarının ve malzemelerinin hazır olup olmadığı, derhal duruma müdahale etmesini sağlayacak önlemlerin bulunup bulunmadığının kontrolünün yapılmadığı görülmektedir. Bunlara ilaveten daha geniş kapsamlı organizasyonun da, önceden planlanmadığı ve gerekli uzman şirketlerle süratle önlem alacak bağlantıların kurulmadığı yapılan açıklamalardan ve olaya 24 saat sonra müdahale edilmesinden açıkça anlaşılmaktadır.    
Şimdi ilgili firma tarafından, Türkiye’deki bir şirketle anlaşma yapılarak 100 kişilik bir ekiple temizlenmeye başlandığı ekipmanların malzemelerin geldiği yetkililerce beyan edilmektedir. Keşke bu, anında ve zamanında yapılabilseydi de dibe çökmeler asgari seviyede tutulabilseydi. Şimdi yüzeysel temizleme süratlendirilebilir, ancak dibe çökmelerle deniz dibi ve canlılar mahvolacaktır. Yazık ki ne yazık.
Diğer bir felaket de aynı bölgede orman yangını olmuştur. Burada da yangın söndürme araçlarının yeterli olmadığı yıllardan beri ortada iken, yeterli ölçüde takviyeye önem verilmesi öncelik almalıdır. Ülke servetlerinin korunması Hükümetlerin öncelikleri olmalıdır.
2- Seçimler; milletvekili seçimlerinin bu dönem farklı bir yapıda sürdüğü kamuoyunda genel bir kanaattir. Bir defa seçmenlerde, genel olarak eski seçimlerdeki heyecan henüz yoktur. Bu temayül her seçimde daha da artmaktadır.
Seçimlere bir hafta gibi kısa bir zaman kaldı ve tansiyonun kamuoyunda istenildiği seviyede olmadığı görülmektedir. Ayrıca tüm partilerde olmasa bile adayların çoğunun davranışları, konuşmaları bu seçimlerde daha bireyselleşmiş görülmektedir. Aynı parti içindeki gruplaşmalar ve ayrışmalar da çoğalmıştır. Seçmenlerde karma oy eğilimi, bu yöndeki propaganda ve sloganların etkilerinin adaylara yansımasından dolayı, adayların çoğunluğunda bireysel çalışmalar ve kendilerini partilerinin önüne koyma çabaları da gözden kaçmamaktadır. Daha ziyade şahsının tanıtımını ön plana alan, parti programlarından ziyade kişisel tercihleri ve hedeflerini ön planda göstermeye çalışanların sayısında oldukça yükselme vardır. Özellikle görsel medyada, televizyon programlarında bu açıkça görülmektedir. Esasen bazı adaylar aday oldukları partileri, kendi seçimleri için vasıta olarak kullanmaktadır. Bunlar da biliniyor.
Halbuki seçim dönemlerinde parti programları ve ekip olarak yapılması planlanan icraatlar konusunda verilecek izahatlar ve mesajlar, seçmenin ikna yoluyla yönlendirilmesinde, önem taşıması gerekir.
Bireysel faaliyet ve bireysel ağırlıklı konuşmalar vatandaşı da şaşırtmıştır. Zaten adaylarda yer değiştirenler de bu dönemde çok fazla olunca, seçmende karma oya doğru eğilimin şu aşamada geçmişe göre çok fazla olduğu bir gerçektir.
Bu hafta son haftaya girilmektedir. Son hafta önemlidir. Rüzgârı yönlendirme partilerin ve adayların çalışmalarına da bağlıdır. En önemlisi de seçmenin seçime katılım oranının ne olacağı henüz kestirilememektedir. Bu defa halkın nabzını tutmak için kamuoyu yoklamaları, anketler de daha az yapılmıştır. Veya yeterince yayınlanmamıştır. Bir sükûnet var. Güven bunalımı var. Birçok seçmen daha kararsızdır veya belli etmek istememektedir. Seçim sistemine olan güveni sarsılmıştır. Halkın beklentisi olan seçim ve siyasal partiler yasalarının değişmesi inşallah gelecek seçimlerde gerçekleşir ve demokratikleşmede daha ileri adım atılır.
Ancak sandığa gitmemek büyük hatadır. Seçmen iradesini, sandığa giderek ve en yakın tercihini yaparak, göstermesi gerekir.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil