07 Aralık 2016

Kıbrıs sorunu ile uçak korkum arasındaki benzerlik

Haber İçi Üst

Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili bir bahar havası estirilmeye çalışılıyor.

50 yıllık bu sorun ne baharlar gördü sonunda yalancı çıkan diyesim geliyor.

Ama inanmasak da hadi varsayalım ki bu tespit doğrudur ve bu yıl anlaşma sürecine gireceğiz.

Anlaşmanın içeriği kadar çözümü hayata geçirecek yöntem de önemli.

Niye mi?

Kendimden bir örnek vereyim.

Kıbrıs sorununun çözüm sürecini uçakla seyahat etme korkumla yaptığım mücadeleye benzetiyorum.

Uçak korkumun üzerine gittikçe anladım ki aslında bendeki uçakla seyahat etme korkusu değilmiş.

Çalışarak yakaladığımız hayat standardını kaybetme ve çocuklarıma kaybettirme endişesiymiş bendeki.

Düşündüm de benim bu uçak korkumun kök sebebiyle Kıbrıs sorununun çözülememesinin ortak sebebi her iki taraf için de ayni değil mi?

Her iki taraf da anlaşma ile kazanabileceğini inandırıcı ve gerekli olduğuna rağbet etmiyor.

Anlaşma ile kaybetme ve gelecek nesillere kaybettirme endişesi daha ağır basıyor.

Çözümün önündeki en büyük engel her iki halk nezdinde ileriye yönelik olarak ‘’kaybetmeyim de ne olursa olsun’’ görüşüdür.

Bu görüşün her iki toplumda kökleri o kadar derin ve sağlam ki herhangi bir örgütlenme ve propagandaya bağlı kalmadan kendiliğinden bir tavır olarak ortaya hemen çıkıyor.

Biz anlaştık dayatmasıyla değiştirilmesi çok zor olacağı için masadaki liderler de liderliğin genel kabul görmüş minimum gereklerini ayni sebepten dolayı yerine getirmekten kaçınıyorlar.

Marjinal unsurları bir kenara bırakın, her iki taraftaki halk nezdinde anlaşma sonucunda daha fazlasını elde etme hırsı olduğu görüşünde değilim.

Her iki tarafta da daha defansif bir durum söz konusudur.

Varsın iki ayrı araçta yollarımıza devam edelim görüşü, içgüdüsel olarak bilinmeyenle karşı karşıya kalmaktan ve toplamda kazanma ihtimalinden daha ağır basıyor.

Rum ağırlığını koyarak bizi içeri bile almadıkları ‘’dükkandan’’ bir otomobil aldığı ve bizi bir kez daha cezalandırdığı için mutluydu. O mutluluğu bir süre sonra borçla devam ettirme şımarıklığına çevirdi.

Şimdi bedel ödeyecekler.

Bunun için sokaktalar.

Anlaşma olmadan da kaybetme durumunu yaşıyorlar.

Biz bindiğimiz vasıtanın hiçbir zaman sahibi olamadık ama çok istekli olduğumuz için hoyratça da kullansak sürmemize izin verildi devlet dediğimiz bu vasıta.

Ama artık vasıtaya yakıt alırken bile ne yapacağımızı nereye, ne zaman gideceğimizi gerekçeleriyle anlatmamız gerekiyor. Eskisi gibi her zaman da izin vermiyorlar vasıtayı kullanmamıza.

Haklı sebepler var ama yine de bu çok ağrımıza gidiyor.

Bu gidişat bu iki toplumu sonunda farklı bir vasıtaya, uçağa, bindirir mi?

Böyle bir şey olacaksa, olası çözümün içerikle birlikte uygulamadaki yönteme de bağlı olması gerektiği düşüncesindeyim.

Anlaşmayı tümüyle değil, öncelikli olarak anlaşılanları aşamalı bir şekilde uygulamaya koymak ve gerekirse bunun sonunda aşamalı bir şekilde referanduma sunmak bana daha akılcı bir yaklaşım olarak geliyor.

BM’nin veya diğer ülkelerin bambaşka sebeplerden dolayı dayatmasıyla karşı karşıya kalınsa da yöntem olarak anlaşmanın aşamalı bir şekilde uygulanması bence referandum ve sonrası açısından en rahatlatıcı faktör olur.

Niye böyle düşündüğümü yine uçak korkumu nasıl yendiğimle açıklayayım.

Uçak korkumu ben havanın müsait olacağını düşündüğüm ilkbahar ve yaz aylarında gündüz gözüyle ve kısa mesafeli uçak yolculuklarıyla yendim.

Bunu da kendimden ziyade çocuklarımın yaşadığımız ortamın ötesindeki dünyayı görmeleri, anlayabilmeleri için birlikte seyahat ederek yaptık.

Kendimce çok büyük risk aldım.

Hala daha uçakla seyahat etmekle ilgili tereddüdüm ve stresim var ama çocuklarım o kadar mutlu oldu ki…

Ama yine yeri gelmişken söyleyeyim, bana göre uçakla seyahat etmekten korkmayan da yalan söyler.

Allahtan ‘’zanax’’ var.

Siz bu yazıyı okurken eğer her şey yolunda gitmişse, ailecek Dubai’de olacağız.

Tabii ki uçakla deveyle değil.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil