03 Aralık 2016

Kamu, silkin ve kendine gel

Haber İçi Üst

Birilerinin kalbini de kıracağım ya bugün…
Oh olsun…
Gündemim bürokratlar.
Birileri, liyakata bakılmaksızın, münhalsiz, parti kimliği öne çıkarak…
Devlete bürokrat oluyor.
Bürokrat olanların da tek bir hedefi var…
“2 yıl görev yapayım, emekli olana kadar evde otururum…”
Aksini düşünen varsa… Ben buradayım, tartışırız.
Kamuda bürokrat olmayı başaranlara bir çift lafım var.
“Bu ülkede, kamunun bu kadar kötü olmasının tek nedeni sumak dayı gibi davranan, siyasetçiye de “Evet efendim, sepet efendim” gibi yaklaşan bürokratlardır.
Kimse, olmayacak işe “hayır” demiyor.
“Hayır” diyen de, bakıyor, iki yılı doldu mu, dolmadı mı?
O zaman başlıyor “hayır” demeye.
Yan tarafa da dönüp diyor ki, “Alsınlar beni görevden, bana ne. Zaten emekli olana kadar müşavirim…”
Kimse kamuyu düşünmüyor.
Oysa, gidin 25-30 yıl önceki bürokratlara…
Bakandan daha bilgili…
Yasalara sıkı sıkıya bağlı…
Gerektiğinde yasayı değiştirebilecek kadar, yasa hazırlamayı bilen…
Kamuda disiplini sağlayan…
Personeli kendisine bağlayan…
Dediği kanun yerine geçen…
Şimdi öyle bürokrat var mı?
Siyaset darmadağın etmiş kamuyu…
Personeli de ilçe yönetim kurulundan geçerek geliyor, müdürü de, müsteşarı da…
Böyle bir ortamda, kamudan hayır mı gelir?
Milletvekili aday adayı ol…
Ama aday olma.
En karlısı bu…
Zira, böylelikle partili olduğunu ispat edersin.
Sonra da bir daireye müdür ol.
Çok değil, iki sene sık dişini…
Eskiden, böyle miydi?
Eski bürokratlar böyle miydi?
Siyasiye yalakalık yapmayan…
Yasaları iyi bilen…
Gerektiğinde “kamu yararına” siyasilere karşı gelecek, kalemini bırakıp gidecek, gerekirse müşavirliği de reddedecek bürokratlara ihtiyacı var bu devletin…
Ama nerde?

Çözüm, üçlü kararname siteminin değişimindedir
Çözüm bellidir.
Bu üçlü kararname sistemi ile daha iyisi olmaz, olmayacaktır.
Siyasetin insafına terk edilen her iş gibi, bürokrat atamalarında da siyasi kaygılar, devlete işleme geleneğinin önüne geçiyor.
İş bilenler gelecek göreve…
Partiyi iyi bilenler değil…
Üçlü kararname sistemi daraltılacak.
Müsteşar dahil, o bakanlığı çok iyi bilenlerin bu görevlere gelmesi gerekiyor…
Liyakata önem vererek…
Partili oluşuna değil, yaptığı işlere bakarak…
Geçmişteki başarıları taşıyacak insanları makamlara…
Siyasi yakınlıkları değil…

Şimdi kendinizi sorgulayın…
Ben içimdekileri yazdım…
Şimdi bürokrat olanlar…
Sorgulasın kendini…
İçi rahat olanlar, rahat olmaya devam etsin…
Partisinden başka bir şey düşünmeyenler ise…
Bir kez daha düşünsün…
“Devlet bana neden bu kadar maaş ödüyor?” diye…

 

///////////////////////////////////
İhtiyat Sandığı hiçbir şey yok

“Yönetim Kurulu Başkanı yok” demiştik ya İhtiyat Sandığı için…
Düşünün ki kurumda avukat yok…
Lefkoşa’da şube müdürü yok…
Kurum içinden arayan bir arkadaş dedi ki, “Kurumun başındaki müdür, kurum müdürü mü, şube müdürü mü, avukat mı belli değil. Müdürümüz Mehmet Metçaoğlu’nu öldürecekler…”
Maalesef, işçinin en büyük güvencesi konumundaki İhtiyat Sandığı’na hükümetlerin “para deposu” noktasındaki bakış açısı, bugünleri hazırladı.
Kurum devlete dünyanın borcunu vermiş.
Devlet bu borcu ödemiyor…
Kurumun elinde çevirdiği para giderek azalıyor.
Tabiri doğru kullanalım: Para suyunu çekiyor.
Kimin parası?
İşçinin…
İhtiyat Sandığı’na vizyon lazım…
Enerji lazım.
Ekonomik akıl lazım…
Kim yürütecek bu işleri?
Elbette ki vizyonu olan…
Emeğini harcayan…
Kurumun gelirini artıran…
Şimdiki tabloya bakıyoruz…
İhtiyat Sandığı’nda o yok, bu yok…
Bu kafayla…
Vah işçimin haline…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam