03 Aralık 2016

Kadınlar Günü anlamını yitirmesin…

Haber İçi Üst

 

Bugün Dünya Kadınlar Günü.

Birleşmiş Milletler, dünyada kadınların ezilen, horlanan, ikinci sınıf görülen statüleri ile mücadele etmek için böyle bir gün saptamış. Amacını da “İnsan Hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesi, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanması” olarak belirlemiş.

BM’nin böyle bir günü tespit etmesi öyle çok eski değil, Aralık 1977’de. Oysa 8 Mart’ı belleklere kazıyan olay çok daha eski; 1857… BM tam 120 yıl sonra ciddiye almış.

Aslında 8 Mart, acı bir olayın yıldönümü. BM bu tarihi, Kadınlar Günü olarak benimsemesine rağmen, her nedense kendi web sitesinde 8 Mart’ta ne olduğunu yazmaktan kaçınıyor. 8 Mart 1857’de New York’ta kırk bin dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlıyor. Ancak polis işçilere saldırıyor. İşçiler, fabrikaya kilitleniyor ve arkasından da çıkan yangında, fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamadıkları için, çoğu kadın 129 işçi can veriyor. İşçilerin cenaze törenine 10.000’i aşkın kişi katılıyor…

Dolayısıyla 8 Mart aslında bir anma ve bilinçlenmeyi teşvik adına benimsenmiş. Kadınların toplum içinde erkeklerle eşit statüleri paylaşması, sosyal hayatta ve siyasette eşit olarak yer bulması ve tüm bunlar için bilinçlenmesi. Her yıl 8 Mart’ta dünyanın dört bir yanında kadınları bilinçlendirecek etkinlikler yapılması esas. Amaç teşvik olunca da başarılı kadınların kutlanması iyi bir vesile…

Oysa bir de bize bakın. Her konuda olduğu gibi işin kolayını seçmiş, güllü, karanfilli, demeçli, ziyaretli kutlamalardan öteye geçememişiz. Öyle bir hale gelmiş ki, sadece bir tüketim çılgınlığı olan Sevgililer Günü’nden farkı kalmamış. Acaba diyorum, kadınlar gerçekleri görmesin diye bir gözbağı mı bu…
Gerçi, vakıflar, dernekler ve üniversiteler günün anlam ve önemine binaen seminerler düzenliyorlar ama kendileri söyleyip, kendileri dinliyorlar. Bu söyledikleri, direkt olarak hükümetlere, iş çevrelerine, kadınlara uzanamıyor, pratiğe geçirilmesi ise hiç mümkün olamıyor. Oysa böyle bir günde, Kıbrıs’ın Kuzey’inde kadının durumunu ortaya seren araştırmalar görmek isterdik. Öyle araştırmalar ki, Kıbrıs Türk kadını neden politikada dolaylı olarak yer almaktadır? Neden kendisi bizzat katılmak yerine, erkekleri sırtında taşımaktadır. Ya da mesela devlette ve özel sektörde üst düzey yönetici kaç kadın vardır, bunun çalışan nüfusa oranı neden yetersizdir. Ne yapmak gerekir… Somut, rakamlarla, istatistiklerle. Veya birilerinin kadınlar için yaptığı bir şey görmek isterdik. Ya bir yasa, ya bir uygulama…

Bir başka üzüntüm, bu yıl Kadın Günü’nde ele alınan başlıca konunun, KKTC’de kadına şiddet olması. Kıbrıs Türk kültüründe asla olmayan kadına şiddet, bugün görmezden gelinemeyecek durumda. Bu kadar yaygınlaşmasını eğitim düzeyinin düşmesiyle açıklayabilirsiniz. Ancak yeterli yaptırımların olmadığı da açık.  Eğer duyarlılık olsa, devlete sığınan kadın kendi haline bırakılmasa, şiddet uygulayana ağır cezalar getirilmiş olsa, caydırıcılığı da sağlanabilir. Şiddet gören kadına sahip çıkılması ne kadar önemliyse, kocanın şiddet uygulayamamasını sağlamak da o kadar önemli. Hani adı var kendi yok bir Kadın Çalışmaları Dairesi var ya, işte bu daire çalışarak yasalar, düzenlemeler, çareler hazırlayarak katkı koymalıydı.

Benim bu 8 Mart’ta aklıma gelen bunlar. Öyle kuru kuruya kutlamalar, kadınlara işola övgüler düzmeler canımı sıkıyor… Biraz cesaret hanımlar, evlerinizde işyerlerinizde yarattığınız mucizeleri, ülke yönetiminde de yaratabilirsiniz. Onun için biraz cesaret…

***********************************************

İşte böyle…Sanayi bölgesinin durumu gazetemiz tarafından geniş şekilde duyurulmuştu. Biz de “Maksat laf ola sanayi bölgeleri yaratmak değildir. Aslolan bu sanayi bölgelerinin sorunlarıyla yakından ilgilenmek ve bu bölgeleri insan ve işçi sağlığına uygun olarak idamesini de sağlamaktır” demiştik. Bunun üzerine önce Ekonomi Bakanlığı’ndan “Temizlik bizim işimiz değil” anlamına gelen bir açıklama yapıldı. Oysa bakanlığa bağlı bir bölgede sorun vardı ve belediyenin de durumu ortada olduğuna göre, kiracıdan bir şekilde katkı alan bakanlık, “Bana ne” diyemezdi. Ertesi gün bakan Atun, bu açıklamayı yalanlarcasına aniden inisiyatif üstlendi ve “Son dönemde bölgede oluşan fiili koşullar, bölge için bir tehdit noktasına geldiği için, belediyenin el atmasını bekleyerek bu duruma bir tolerans gösteremezdik” deyip, bölgenin temizlenmesi için inisiyatif aldıklarını açıkladı. Doğrusu buydu. Keşke bu duyarlılığı, bölge çöplüğe dönmeden gösterebilselerdi…

YERİN KULAĞI VAR

CTP KURULTAY’A ISINIYOR: “Gerekirse CTP’nin genel başkanlığına aday olurum” diyen Ömer Kalyoncu, kendisinin yarışa girmesi halinde Ferdi Sabit Soyer’in girmemesi gerektiğini, onunla karşı karşıya gelmek istemediğini söylüyor. Mesaj doğrudan Soyer’e. Kalyoncu Soyer’i bertaraf ettikten sonra, mücadeleyi Yorgancıoğlu’na yönlendirecek gibi görünüyor. CTP’nin haziranda yapılacak kurultayı epey şenlikli geçecek. Aman dikkat, UBP’nin kurultay serüveni ders olsun da, CTP de birbirini kırıp dökmesin. 

UBP’NİN YENİ MARİFETİ: Polat Alemdar’ın Kültür Ateşesi olarak atanması KKTC’de tepkilere neden olmuştu hatırlayacaksınız. Ancak Girne’de uzun bir süre casino işletmeciliği yapan birisinin Kültür Ateşesi olarak atanması, UBP’nin yeni marifeti olarak değerlendirildi. Şarkıcı, dizi oyuncusu derken, bu kez de bir casinocunun kültür ateşesi olarak atanmasını nasıl izah edecekler bayağı merak ediyorum… 

BİZ ADAM OLMAYIZ: El-Sen, Elektrik Kurumu’nun zorda olmasına rağmen bazı yöneticilerin, hala daha dost-ahbap ilişkisi ile görev yaptıklarını belirterek, Sayıştay ve Kıb-Tek yönetimini göreve davet etti. Mazot alacak parayı bile zar zor denkleştiren kurumun bazı yöneticilerinin, sade vatandaşın elektriklerinin kesilmesine göz yumarken, hatırlı kişi ve kurumların, yüz binleri bulan borçları yüzünden kesilen elektriklerini bağlatması nasıl izah edilebilir…

HACZEDECEK MAL BULUNAMIYORMUŞ: Yüksek Mahkeme’nin yayınladığı geçen yılın adli istatistikleri, aslında bazı sorunların kaynağının nerede olduğuna da işaret ediyor. Örneğin geçtiğimiz yıl toplam olarak 14436 adet taşınır mal müzekkeresi dosyalanmış. Yani Mahkeme tarafından alacakları hüküm altına alınan kişiler, bu alacaklarını tahsil etmek için karşı tarafın taşınır eşyalarının haczedilip, satılması için icraya başvurmuş. İcra memurları, 10991 kişinin evinde satılabilecek taşınır mal bulamamış. “Böyle bir şey mümkün mü” diye sormayın. Mümkünmüş işte. 14436 müzekkereden yalnızca 580 adedi tahsil edilebilmiş. Ülkede ayaktan vurmaların, çek-senet mafyalarının, kişilerin yargıya güvenmek yerine alternatif tahsilat yöntemleri bulmasının sebepleri çok açık değil mi? Hükümet, adalete olan güveni temelden sarsan olaylara yasal çareler aramak yerine hala “Uluslararası Sağlık Tüzüğü” gibi kozmetik ve yarısının uygulanma kabiliyeti olmayan düzenlemeler üzerinde yoğunlaşmaya devam etsin bakalım…

PARANIN AÇAMAYACAĞI KAPI YOK: Özellikle UBP Kurultayı döneminde Ahmet Kaşif’i destekleyen ve Başbakan Küçük’e yönelik en ağır eleştirileri yapan bir internet gazetesinin, son günlerdeki tavır değişikliği gözlerden kaçmıyor. Daha dün yerden yere vurduğu İrsen Küçük’le ilgili, bugünlerde sitede tek olumsuz haber yer almaması, LTB seçimlerinde UBP adayının afiş ve broşür ihalesini almasına bağlanıyor… 

BAŞBAKAN DİKKATE ALMALI: Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Ekonomik Koordinasyon Kurulu ve Reel Sektör Danışma Kurulu’nun en kısa zamanda oluşturulması isteğini Başbakan Küçük’e iletmiş. Bence KTTO’nun bu isteğini yabana atmayın Sayın Başbakan. Önümüz seçim, ne olur ne olmaz. Özellikle seçim öncesi işadamlarından gelen bu tür istekleri, değerlendirmekte fayda var sanırım…

BOŞUNA TENEKE ÇALMAMIŞIZ: Haftalardır gazetelerde, bir iş adamından istenen 1 milyon sterlin haberlerini okuyoruz. Sonunda bu al-ver olayının taraflarının, Altınbaş Holding ile Av. Enver Öztürk olduğu iddiaları yer aldı basında. Konuyla ilgili pazarlığın yapıldığı ses bantlarının, mahkemede hakim huzurunda dinletildiği iddia ediliyor. Bu haberi okuyunca yıllar öncesine gittim. Sevgili Hasan Hastürer ile bir programda, o dönem bakan olan Av. Enver Öztürk için, teneke çaldığımız günleri hatırladım…   

ZİRVEDEKİLER: Kadınlarımız: Bugün Dünya Kadınlar Günü… Doğumdan ölüme kadar, her anımızda varlıklarını hissettiğimiz, kazanılmış çağdaş haklar ve özgürlüklerle birlikte, yaşamın her alanında başarıyla yer almış ve en önemlisi bizi biz yapan değerli kadınlarımızı, bu ülkenin yönetiminde daha büyük bir çoğunlukla görmek isterim…

DİPTEKİLER: Baraka: Bazen işin ucunu o kadar kaçırıyoruz ki, sormayın gitsin. Türkiye’den gelecek olan suyun, tüm ada halkına sağlayacağı fayda ortada dururken, bazı örgütlerin suyu bahane ederek yaptıkları eylemleri anlamak gerçekten mümkün değil. Eylem ve protestoların da içine ettik sonunda. Barakacıların yaptığı bu eylemde de, maksat üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek anlaşılan… Bu kadar kadercilik de fazla, ekolojik denge bozulmasın diye kuraklıktan kırılalım öyle mi?

GÜNÜN FOTOĞRAFI: Tepebaşılılar, 16 ve 17 Mart tarihlerinde gerçekleşecek, Lale Festivali için hazırlanıyor.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam