08 Aralık 2016

İslamiyet ve Arap milliyetçiliği

Haber İçi Üst

Araplar, Müslüman nüfusunun %20’nden daha azını teşkil etmektedir. Osmanlı dönemi ulemasından olan Said Cemil, Kuran-i Kerim’i Türkçe’ye tercüme etme gerekçesi olarak, Türkçe konuşan Müslüman nüfusun Arapça konuşan nüfustan daha fazla olmasını zikreder. Bu yüzden İslam ile Arap milliyetçiliği arasında doğrudan bir bağ kurmak mümkün değildir. Arap milliyetçiliği ile İslamiyet arasında doğrudan bir bağ kuranlar, İslamiyet’i Arap milliyetçiliğinin bir eseri olarak görürler. Bu anlayışın kökenleri daha çok ulus devletlerin ortaya çıktığı ve dinin tamamen tarihsel bağlamda değerlendirilmeye başlandığı 18. Yüzyılda ortaya çıkan akımlara dayanmaktadır. Bu anlayışta olanlar zamanla dini metinleri siyasi metinler olarak yorumlamaya başladılar. Bu ise zamanla, Arap milliyetçiliği fikrinin gelişmesine yol açtı. Arap milliyetçiliği ise zamanla din karşıtlığına dönüşerek yeni bir çatışma alanı yarattı. Arap milliyetçiliği akımları, Araplar arasında milli ortak bir kimliğin oluşmasını sağlasa da, bu kimlik ortak bir siyasi akıma dönüşememiştir. Ekonomik kaynakların paylaşımı sorunu ile kabile ve mezheplere dayalı anlayışlar bunun önündeki başlıca engeller olmuştur.
Arap milliyetçiliği akımları zamanla Arap ulusçuluğu fikirlerinin oluşmasına zemin hazırladı. Arap ulusçuluğu fikrinin gelişmesi ile birlikte, Arap ulusçuları arasında İslamiyet ile ilgili farklı yaklaşımlar ortaya çıktı. Bu yaklaşımlar, üst ve alt kimlik sorununu gündeme getirmeye başladı. İslamiyet’i ve inancı esas alanlar Arap ulusçuluğu projelerine karşı çıkmaya başladılar ve Arap ülkelerindeki İslami hareketler sorunu ortaya çıktı.
Arap ulusçuları zamanla Hz. Muhammed’i dini misyonundan soyutlayarak milli bir figüre dönüştürme gayreti içerisine girdiler. Ancak Hz. Muhammed’in dini bir misyon taşıması, milli bir figüre dönüştürülmesini zorlaştırdığı için değişik ülkelerde daha seküler siyasi figürler siyasi sistemin merkezine yerleştirilmeye çalışıldı. Bu ise din ve siyaset arasındaki ilişkilerin daha da karmaşık hale gelmesini sağladı. Klasik İslam Tarihi kaynaklarında İslamiyet, Tüm insanlığın ortak inancı olarak ele alınmaktadır. Bu ise dar milliyetçi ve ulusalcı akımların öğretilerine ters düşmektedir. Bundan dolayı da bazı Arap milliyetçileri ve ulusalcıları, İslamiyet’i milliyetçiliğin ve ulusçuluğun önündeki bir engel olarak görmeye başladılar. Çünkü Kuran-i Kerim’de hiçbir milletin başka bir milletten daha üstün olmadığı, üstünlüğün takvada (yanlışlardan korunmada) olduğu ifade edilerek evrensel bir ilke ortaya konmuştur. Ayrıca Hz. Muhammed, Arapların başka milletlere bir üstünlüğü olmadığını Veda Hutbesi’nde açık olarak ifade etmiştir.
Hz. Muhammed’in Arap olması ise yaşadığı coğrafya ve kültür itibari iledir. Yoksa Arap diye bilinen bir ırka tabii olduğundan değildir. Çünkü İslam düşünce sistemi ırkçılığı reddetmektedir. Bu yüzden Kuran-i Kerim’in değişik yerlerinde Araplar tenkit edilmiştir. Bir ayette ise Arapların diğer milletlere göre küfür, nifak ve Allah’ın sınırlarını tanımamada çok daha aşırı oldukları ifade edilmektedir. Bu ayeti tefsir eden bazı alimler, Arap kelimesinin birlikte yaşama kültürü zayıf olan insanları ifade ettiğini ileri sürdüler. Bu yoruma göre “Arap” kelimesi isim değil, birlikte yaşama kültürü zayıf olan insanları ifade eden bir sıfattır. Buna bağlı olarak bazı dil ve siyaset bilimcileri Arapları iki farklı guruba ayırarak Kuran’da eleştiri konusu edinilen Arapların, göçebe bedeviler olduğunu iddia ettiler. Bunu da “Erab” ve “Arap” kelimelerinin birbirinden farklı olması ile açıklamaya çalıştılar. Kuran’ın ahlaki öğretisi, bir toplumu köken itibari ile tenkit etmeyi hoş görmediği için, bu yaklaşım daha makul gözükmektedir.
Milli ve ulusal kimlikler varlıksal (ontolojik) değil, kurgusaldır. Bu yüzden de toplumların karizmatik liderleri etrafında şekillenirler. Bu şekillenmeleri sağlayan, sosyal, siyasi ve kültürel şartlardır. Bu yüzden de milli kimlikleri varlık temelinde açıklamak mümkün değildir. Kurgusal olan milli kimlikler insan ruhu ve aklı üzerinde egemen olduğu için kitleleri sürükleme ve yönetmenin bir aracı olarak işlev görmektedir. Bu durum, kimliklerin siyasi açıdan önem kazanmasını sağlamaktadır. Arap milliyetçiği ve ulusçuluğu akımlarını da bu bağlamda ele almak lazım.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil