04 Aralık 2016

İrsen Küçük’ün saçları ve Aziz Yıldırım’ın “Fenev” meselesi

Haber İçi Üst

Son bir haftadır medyanın ve insanların gündemini çokça meşgul eden bir konu var: Eski Başbakan Sn. İrsen Küçük’ün saç rengi. Efendim bu konu üzerine hemen hemen her yerde espriler yapıldı. Elbette ki siyasi kişiler her zaman eleştiri okları üzerinde olan insanlardır. Bu kişiler devamlı karikatürlerde, mizah dergilerinde başrolde olan kişilerdir. Parodilerde, skeçlerde sık sık yer alırlar. Almaları da doğaldır. Ülkenin en uzun süreli iktidarı olan UBP’nin ülkenin bu hale gelmesinde en büyük başrolü oynadığını herkes biliyor. Eee hal böyle iken tarihin nerdeyse en çok eleştirilen siyasetçilerinden birisi de sansasyonlu, kavgalı, mahkemeli kurultaydan sonra Başbakanlık koltuğuna oturan İrsen Bey oldu. Kıbrıs siyasetini sakız gibi her gün yazan insanlar var zaten, temcit pilavı gibi bunları tekrarlamayacağım. Ama şu bir gerçek ki Kıbrıs’ta siyasete atılıp temiz kalabilmek çok zordur. Çark öyle hızlı dönüyor ki dişlileri arasına önüne çıkan her şeyi alıyor. Şu anda umudumuz kirlenmemiş, temiz isimlerin seçilebilmesi. Herhangi bir konu için ortaya çıkan herkesin sinirlerini de biraz aldırması gerekmektedir. O kadar çok eleştiri okları üzerinize gelir ki hangisini nereden savuşturacağınızı bilemezsiniz Herkesçe tanınıyorsanız da mutlaka sinirlerinizin çelikten olması gerekmekte çünkü sık sık başınızın ağrıması mümkündür. İrsen Küçük’ü severiz, sevmeyiz, ülke tarihinin en kötü dönemlerinden sonra ona kızarız, beğenmeyiz ve eleştiririz tamam ama bu eleştirilerin kişisel haklara kadar dayandığını da unutmamalıyız. Bir insanın saç rengi, saçını boyaması ve bunun üzerinden alay konusu olması çok yersiz. Kızdığınız veya beğenmediğiniz bir kişi olsa da kimse kimsenin bu anlamdaki özgürlüğüne kadar uzanmasını gerektirecek bir haklılıkta olamaz. Şiir yazan birisi olarak Edip Cansever’in dediği “sözcükleri biçimli tutmak” meselesinden çok uzak olduğumuzu biliyorum. Her gün kafama vura vura anlatılıyor bana. Sıradan bir sohbet, TV programları, pek çok yazar bunu her gün hatırlatmaktadır. Ne birbirimize karşı, ne iş, ne de kamu ilişkilerimizde sözcükleri biçimli tutamıyoruz. Her şey enflasyona uğramış. Bir kişinin görüntüsü ile alay etmek ne derece etiktir? Ha bu sürede etik olmayan çok şey var ancak herkes birbirinin insan olduğunu unutmasaydı sanırım her şey çok daha güzel olurdu. İrsen Küçük de herhangi bir insan gibi saçını boyar hem de istediği renge boyar, bu onun seçimidir. Tıpkı benim saçımı kızıla boyadığım gibi sıradan ve önemsizdir. Artık bazı konuları kadın örnekleri ile desteleyip küçümsemeyi bıraksak? Özellikle de aydın kesim. Bunu yapmak belli kalıplar ve yargılar üzerinden bir başka insanı yargılamak demektir.  Seviye git gide düşüyor. Birinin saç rengi, boya yapması ile alay edilebilecek bir haklılığa kimse sahip değildir. O insana kızabilir, eleştirebilirsiniz ancak bunu dosdoğru şekilde yapabilirsiniz. Saçı ile bıyığı ile uğraşmak başka insana yakışır mı? Hem bundan kime ne?
Aziz Yıldırım ve FENEV meselesi
Kıbrıslıysanız mutlaka iki takım tutarsınız, hatta eğer Avrupa takımlarına da sempatiniz varsa bu üç bile olabilir. Doğduğunuz yerin takımının yanı sıra Türkiye’deki üç büyüklerden birinin taraftarı olmak her Kıbrıslı için gelenektir. Türkiye endeksli yaşamlarımız için bu zaten doğal bir sonuçtur. TV kanallarımızın 1974 öncesinde olmaması, hala bile yeterli seviyeye ulaşmaması dolayısı ile medyasının yönlendirmesi ile bizim gündemimiz de belirlenir, tarafımız da!
Evet benim için de çocukluğumda durum buydu. Kendi takımımız Mormenekşe’nin yanı sıra ikinci takımımız Fenerbahçe oldu. Bu aileden gelen bir gelenekti. Hep sarı lacivert renkleri sevdim. Liseden sonra bu takıma olan sevgim yine sürse de daha çok kendi takımımla ilgilendim. Türkiye’deki büyük büyük takımların arasındaki gündem, izleyici kitlesindeki seviyesizlik, yozlaşma, medyanın bu konudaki tutumları özellikle de Türkiye takımlarına karşı ilgisizliğime yol açtı.
Hem Türkiye’de, hem de Kıbrıs’ta şike konusunun bir yılan gibi futbolu zehirlediğini biliyoruz. Bizdeki namus anlayışı ne yazık ki içler acısıdır. Yakalanmadığı sürece çok kişi bundan utanmaz,  ortaya çıkmadığı sürece ise namuslu sayılır. Kimsenin haberi yoksa masumsunuzdur, ta ki ortaya çıkana kadar. Bu durum Fenerbahçe’nin de başına geldi. Ne yazık ki yıllardır Türk futbolunun içini kemiren şike davasında olay Fenerbahçe’nin başına patladı. Durumu herkes biliyor.  Fenerbahçe’nin karizması sarsıldı, Avrupa Kupalarından men edilebilir. Medyanın ve insanların alay konusu olması cabası. Fenerbahçe’nin şikesinin resmiyet kazanmasının ardından diğer takımlar ve taraftarları sanki sütten çıkmış ak kaşık gibi davranmaya başladılar. Nasılsa yakalanılmadığı zaman namuslu olunuyordu. Tıpkı diğer takımlar gibi. Neyse mevzu bu değil.
Bu kirlenmiş ortamda Fenerbahçe Başkanı’nın “r” harfini söyleyememesi ile ilgili bir espri çıktı ortaya. Neymiş adam “r” harfini söyleyemediği için “FENER” yerine “FENEV” diyormuş. Türk insanının kusurları yüze vurmadaki mahareti yine ortaya çıkıyordu. Buyurun! Kendini en akıllı zannedeni, herkesi eleştireni, insanlık konusunda her gün ahkam keseni de uydu bu modaya. Neymiş “Fenev”miş. Bir insanın kusurları ile alay etmek yalnızca zayıfların ve acizlerin işidir. Hepimizin alay edilecek bir yanı mutlaka bulunur. Hepimizin güçlü, zayıf, beğendiği, beğenmediği tarafları da. Anne karnından dünyaya merhaba dediğimizde yaşamda nelerle karşılaşacağımızı bilmeyiz. “R”yi mi söyleyemeyiz, “Ş” harfini mi? Bir uzvumuzda bir aksaklık mı var? Başka insanlara göre kromozom sayımız fazla mı? Gözümüz, saçımız başka mı? Dünya yüzünde ne çok farklı insan vardır değil mi? Ne çok güzellik ve ne çok kusur.
Bir şey unutmuyor musunuz? Her ne kadar hatalı da olsa, eleştiriyi de hak etse bu insanlar da birinin çocuğu, babası ya da kocası. Bir yanlış diğer bir yanlışla örneklenemez. Kusurlar üzerinden oh çekilemez, alay edilemez, dalga geçilemez. İster saçı, ister saç rengi, ister konuşması ile yargılanamaz. Toplumun gözünün önünde olduğu için sadece bir siyasi figür, sadece nefret edilesi bir spor adamı olduklarını düşünsek de bizim insani tavırlardan veya düşüncelerimizden uzaklaşmamızı ne kızgınlığımız açıklayabilir ne de karşıdaki insanın hata yapması. Ne ülkenin torpil düzeninde olması, adam kayırma, vatandaşlıklar, Kıbrıs halkının aşağılanması, ne batan Hava yolları, özelleştirilen kurumlar, çevre felaketleri, pahalılık, listenin kaldıramayacağı kadar ülkenin zarar görmesi hiç biri bir insanın saçı ile konuşmasındaki kusur (bence kusur da değildir insanlara ait farklılıklar) ile alay edilmesi hakkını vermez kimseye. İnsanlık yalnızca bize göre olan bir kumaş değildir. Onu kendimize göre biçip giyemeyiz. Büyük çoğunluk böyle olsa da her durum karşısında tavrını insanca gösterebilenlerdir samimi olanlar. Düşmanınıza, sevmediğiniz, hatalı bulduğunuz insanlara da gösterdiğiniz tavırdır aslolan. Bir insanı utanılacak duruma düşürmek insanı iyi hissettirmemeli. Karşıdaki insan utanılacak duruma düşürmekten kaçınmasa bile!..

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam