06 Aralık 2016

İNSANLAR KOBAY, DÜNYA BİR LABORATUVAR MIDIR?

Haber İçi Üst

 

Yeniboğaziçi Belediyesi Cittaslow Hareketi kapsamındaki çalışmaların en önemlisi bizim için Slowfood birliğimizin kurulmasıydı. Aslında slowfood, cittaslowun da çıkış noktasını oluşturmaktadır. İtalya’da fastfood restoranına karşı çıkışla yöresel yemeklere sahip çıkmak, GDO’ya karşı koymak, sağlıklı beslenmek, toprakla insanı yeniden buluşturabilmek, doğal tohumlara sahip çıkmak, obezite ve diyabetle mücadele etmek slowfood felsefesinin öncelikleri arasında yer alır. İşte dünya için güzel bir şeyler yapabilmek uğruna başlattığımız çalışmalarda öncelik verdiğimiz slowfood birliğimizi kurarken biz de bu amaçlarla hareket ettik ve ardından Slowfood Salamis’i kurduk. Bu birliğimiz İtalya’dan onay aldı ve şu anda ülkenin kuzeyinin tek, tüm Kıbrıs’ın ise 2. Slowfood Birliği’ni oluşturduk. Bu anlamda Türkiye’de Yağmur Böreği Birlik Başkanı Sn. Ayfer Yavi bize müthiş destek verdi. Bizzat Kıbrıs’a gelip bize eğitim verdi. Tohumdan Sofraya projesi ile İstanbul’da başlatmış olduğu eğitim için bizi bilgilendirdi ve bunu bir bayrak yarışı gibi bize de ülkemizde gerçekleştirmek üzere devredip gitti. Bundan sonraki çalışmalarımız ciddi olarak bu uluslararası birliğimizin çatısı altında örgütlü olarak devam edecektir. Bizim de en büyük karşı duruşlarımızdan birisi GDO olacaktır. Baskı unsuru yaratıp, insanlara farkındalık yaratabilmek işin püf noktası.
25 Mayıs 2013 tarihi çevreciler için özellikle dünyada bir protesto günü. Bugün dünyanın en büyük şirketlerinden ŞEYTAN ŞİRKET diye adlandırılan MONSANTOYA karşı bir yürüyüş ve protesto günü.
Amerika’da 1901’de kurulan Monsanto isimli şirket, 11 bin fazla GDO’lu tohum türünün patentine sahip. Adı ‘şeytan şirket’e çıkan Monsanto, 50’den fazla ülkede faaliyet gösteriyor. Tohumdan, tarım ilacına, veterinerlikten, eczacılığa kadar birçok alt şirketi bünyesinde barındırıyor.
Monsanto, dünyadaki GDO’lu mısır ve GDO’lu soya ekimin yüzde 90’ından, pamuk ekimin yüzde 60’ndan, kanola ekiminin yüzde 50’sinden fazlasına sahip. Patenti nedeniyle GDO’lu tohumlar ve ürünler üzerinde araştırma yapma ve inceleme hakkı da sadece Monsanto’ya ait. Yani başka bir kurum, kuruluş ya da bilim insanı bu tür tohumlar ve ürünler üzerinde araştırma yapamıyor. Monsanto’nun Türkiye’nin birçok büyük ilinde temsilcisi bulunuyor. (Internet üzerinden yaptığım araştırmada Güney Kıbrıs’ta da şirketin temsilcisi bulunuyor)

DÜNYA HEP BERABER AYNI GÜNDE MONSANTOYA HAYIR DİYOR
GENETİK RULET
Jeffrey Smith’in “Genetik Rulet” ve “Aldanışın Tohumları” adlı kitaplarında GDO’lu ürünler ve hayvanlar üzerine birçok bilimsel araştırmaya yer veriyor. GDO’lu bitkilerin yüksek alerji riski taşıdığını bilimsel açıklamalarla anlatılıyor. İşte kitaptan bazı satırlar:
– Süt verimini artırmak için ineklere verilen GDO’lu yemler, hayvanların sağlığını tehdit ediyor. Meme enfeksiyonları, rahim ve sindirim sisteminde bozukluklara neden oluyor.
– Büyüme hormonu verilmiş sığırlardan elde edilen süt, kadınların ikiz doğurmalarına neden oluyor. Amerika’da ikiz doğuran kadınların oranı İngiltere’nin çok üzerinde.
– Almanya’da Syngenta’nın ürettiği (BT176) GDO’lu mısırla beslenen 12 sığır bilinmeyen nedenle öldü.
– Monsanto’nun “Mon863 Bt” mısırı farelerde 90 gün kullanıldı. Farelerin kan değerlerinde, karaciğerlerinde ve böbreklerinde değişiklikler görüldü.
– Hindistan’da pamuk tarlalarında otlayan kuzuların yüzde 25’i öldü. Tarlada çalışan işçilerde alerjiler görüldü.
Dünya çapında en çok kullanılan GDO’lu ürünler mısır, soya fasulyesi ve şeker pancarının üretimi için 25 milyondan fazla çiftçi çalışıyor. Genetiği değiştirilmiş gıdalar, laboratuvar ortamında diğer bitkiler, hayvanlar, virüsler ya da bakterilerden alınan genlerle DNA’sı değiştirilen bitki ya da et ürünleri olarak tanımlanıyor.
Genetik mühendislik teknikleri, bitkilerin haşerelere ve ot öldürücülere karşı korunması, besleyici değerinin artırılması ve raf ömrünün uzatılması için kullanılıyor. Çin, 1992’de virüslere karşı dirençli tütünün ticaretine izin veren ilk ülke oldu. Genetiği değiştirilmiş gıda ürünlerinin satışına ise ilk kez 1994’te ABD’de izin verildi. ABD’de piyasa çıkan ilk genetiği değiştirilmiş ürün, raf ömrü uzatılmış domates oldu. Avrupa’da ticaretine izin verilen ilk genetiği değiştirilmiş ürün ise herbisite dirençli tütün oldu. 2000 yılında bilim adamları ilk kez besleyiciliğini artırmak için A vitamini ekledikleri genetiği değiştirilen pirinç üretti. En yaygın olarak üretilen genetiği değiştirilmiş bitkiler; soya fasulyesi, şeker pancarı, mısır, domates, patates ve pirinç. ABD’de üretilen pamuğun yüzde 94’ü ve yağ üretiminde kullanılan kanola bitkisinin ise yüzde 90’ı genetik değişime uğratılmış. En çok kullanılan genetik değişime uğratılmış et ürünü ise, somon balığı. ISAAA’ya göre 29 ülkede 25 milyondan fazla çiftçi, genetiği değiştirilmiş tohumlar kullanarak tarım yapıyor. Bu çiftçilerin 6,5 milyonu Çin’de, 6,3 milyonu ise Hindistan’da yaşıyor.
Dünya GDO’nun pençesindeyken Türkiye’de GDO’lu pirinç skandalı baş gösterdi. Ardından Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ise “Türkiye’de GDO’lu ürün üretimine ve ithalatına asla izin verilmediğini söyledi! Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker “Türkiye’de GDO’lu ürün üretimine asla izin verilmedi, asla verilmiyor. İthalatına izin verilmiyor ve en önemlisi bu konuda denetimler çok sıkı şekilde yapılıyor. Vatandaşımızın endişe etmesine asla gerek yok. Lütfen teyit edilmemiş, sorumlu bakanlık olarak bizim söylediklerimizin dışındaki bu tür haberlere itibar edilmesin” diye konuştu.
Bununla birlikte dünyada GDO’lu tohum üreticilerinin kanser ilacı üreticileri olduğu da biliniyor. Önce insanlar hasta edilir sonra da ilaç satılır. Televizyonlarda gördüğümüz bilim kurgu filmlerinden daha korkunç bir durumda şu an insanlık.
Türkiye’deki GDO’ya Hayır Platformu “GDO”lar tüm dünya çiftçilerini tohum ve tarım ilacı kapsamında sadece birkaç çokuluslu şirkete bağlama projesidir” diyerek bu konuda tüyler ürpertici bir gerçeği ortaya koydu.
***************************************************************************
UMUT TOHUM MERKEZİ-YENİBOĞAZİÇİ

Bir insan, bir sanatçı, yaşamın devamını sağlayacak olan tohumların korunması üzerine kafa yormaz mı? İşte buna en güzel örnek: CAN YÜCEL… İsminin sağa sola, galerilere verilmesine karşı çıkan büyük şairin vasiyeti olan TOHUM MERKEZİ bizim de artık yolumuz olan CITTASLOW kapsamında 2 yıl önce Seferihisar’da can buldu. Cittaslow yolund Türkiye’nin misyoneri, insan, yaşam, dünya üzerine kafa yoran, emeklerini acımayan müthiş insan Tunç Soyer (Seferihisar Belediye Başkanı) Can Yücel’in vasiyeti olan tohum merkezinin Seferihisar’da açılmasını sağladı. Tohum takas şenlikleri ile doğal tohumların takası yapılarak bu tohumların çoğalması sağlanmaktadır. Bu bize büyük bir feyz olmuştur. Şimdi Yeniboğaziçi’nde aynı kapsamda UMUT TOHUM MERKEZİ’ni kurduk. Türkiye’den organik tohumlarımız geldi. Buradan da oraya takas olarak gitti. Amaç çeşitliliği sağlamak ve çoğaltmak. Daha sonra bu tohumlar alınarak yeniden dağıtılacak, doğal tohumları GDO ya karşı yaşatabilmek mücadelesi bu. Tabii şöyle bir risk var ki bir yerde hem GDO’lu hem de doğal tohum kullanırsanız doğal tohumlar da bozulur. Bu denli riskli bir ortamda geleceğimiz ve çocuklarımız için GDO’ya karşı savaş açmalıyız. Bugün dünyada bu başlatıldı. 25 Mayıs’ta küresel yürüyüş ile bu şeytan şirket olarak adlandırılan MONSANTO PROTESTO EDİLİYOR. İnsanlığın kobay olarak kullanıldığı ve dünyanın kocaman bir laboratuvara döndürüldüğü bu kirlenmiş çağa hep birlikte çomak sokmalıyız. Bir şeyleri değiştirmek için hepimiz kolları sıvamalıyız. Bunu çocuklarımıza borçluyuz.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam