11 Aralık 2016

İnanç: AB Türkiye’yi kapıda oyalamıyor

Haber İçi Üst

MÜZAKEREYE AÇILAN BAŞLIK SAYISI BİR GÖSTERGE… Müzakereye açılan başlık sayısına seneler bazında bakıldığında Türkiye-AB ilişkilerinin düşüş trendi ortaya çıkıyor. 2007 yılında 5 fasıl müzakereye açılmış, 2008’de 4, 2009’da 2, 2010’da ise 1 başlık müzakereye açılmış. 2012 yılında Sarkozy’nin seçimleri kaybedip Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrılmasıyla Türkiye için daha umutlu bir sürece girildi. Yeni Cumhurbaşkanı Hollande ile işlerin düzeleceği düşünülürken 2012’nin ikinci yarısında Güney Kıbrıs’ın dönem başkanı olması ile süreç donduruldu

AB SÜRECİ ASKER-SİVİL VESAYETİNİ KALDIRDI… Demokrasi herkese gereklidir. İnsanların özgürce tercihlerini kullanmaları ve bu tercihlerini uygulamaya geçirmeleri son derece önemli. Bir devletin vatandaşlarına bu tür bir özgürlük ortamını sağlaması koşulsuz ve mecburi bir görevdir. AB sürecinin asker-sivil vesayetin kaldırılmasında olumlu etkisi olduğu söylenebilir. Ancak AKP’nin AB politikasının gerekçesini yalnızca buna bağlamak doğru olmaz. Süreç içerisinde yaşanan pek çok unsur siyasi partilerin yaklaşımlarını şekillendiriyor

MERKEL TOPU TACA ATTI… Merkel Türkiye ziyaretinde kendisinden beklenen cevabı verdi aslında. Çifte vatandaşlık ve vize muafiyeti gibi konularda topu hep AB’ye attı. Ama güvenlik, ekonomi gibi meselelerde Türkiye ile iş birliğinin çok önemli olduğunu belirtti. Türkiye ile Almanya arasındaki ticaretin geliştirilmesi, Orta Doğu’da yeni ticari ve ekonomik yapının beraber kurulması gibi konularda Türkiye önemli. Dolayısı ile bu anlamda Türkiye’yi iş birliğine yakın tutmak istiyorlar. Ama toplumsal meselelere geldiğimiz zaman Merkel hep “bakarız, hallederiz” diyerek topu taca attı

Zeynep Songülen İnanç AB konusunda uzman. Türkiye-AB arasındaki ilişkileri ve gelişmeleri yakından izliyor. Bu arada Ankara’daki Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne de katkıda bulunuyor. Kendisi ile Ankara’da konuştuk. Türkiye’nin 1959 yılında başlayan AB serüveninin geldiği aşama ile ilgili sorular sorduk. Zeynep Hoca, “Türkiye’deki hükümetler, her fırsatta Türkiye’nin yönünün AB olduğunu ve bu ilişkinin Türkiye için vazgeçilebilir bir şey olmadığını belirtiyor. Ama öte yandan bu siyasi perspektif iki tarafı bir araya getirecek yakınlığı bir türlü sağlamıyor” dedi.
Mete Tümerkan: AB-Türkiye ilişkilerinde yeni bir hareketlenme olacağına dair işaretler gelmeye başladı. Bazı fasılların da açılacağı bilgileri geliyor. Siz gelinen aşamada AB-Türkiye ilişkilerini nasıl görüyorsunuz?
Zeynep Songülen İnanç:
Fransa’nın bloke ettiği beş başlıktan bir tanesinin yani “Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu”, İrlanda’nın dönem başkanlığı sırasında müzakereye açılması bekleniyor. Buna ek olarak Türkiye, yılın ikinci yarısında “Sosyal Politika ve İstihdam” başlığını müzakereye açmak için girişim başlattı. Ancak AB’nin bu faslı açmaya şimdilik pek razı olmadığı söylenebilir. Fransa’nın sessiz sedasız başlıklardan bir tanesi üzerinde veto yetkisini kaldırması önemli bir gelişmeye işaret ediyor. Her ne kadar süreç beklendiği ölçüde hızlanmasa da psikolojik olarak engellerin kaldırılması sürece olumlu yansıyor. Bir de şunu eklemek gerek. Güney Kıbrıs’ın dönem başkanlığını devralmasının ardından Türkiye-AB ilişkilerindeki tıkanmanın nedeni dönem başkanlığı ile yaşanan sorunlar gibi göründü. Oysa Türkiye-AB ilişkilerindeki kopukluk 3 Ekim 2005’te müzakerelerin açılmasını takip eden süreçte başladı.
“Türkiye küçük bir Asya ülkesi”
2006’nın sonbaharında tarama süreci bitti. Bunun bitmesiyle beraber AB, Katma Protokol’ün yeni üyelere teşmil edilememesi dolayısıyla gümrük birliğiyle ilgili sekiz başlığı askıya aldı. Buna ek olarak Fransa, üyelikle doğrudan ilgili olduğu gerekçesi ile 5 başlığın müzakereye açılmasını hükümetler arası konferanslarda veto edeceğini açıkladı. Bunun arkasından 2009’da Rumlar da altı başlığı veto edeceklerini bildirdiler. Ardından Avrupa’daki Türkiye karşıtı havaya paralel olarak özellikle Fransa’nın yaklaşımında görüldüğü gibi Türkiye-AB ilişkilerinde tıkanma sürecine girildi. Sarkozy açıkça “Türkiye küçük bir Asya ülkesi, dolayısı ile de Avrupa’ya ait değildir” dedi. Düşüş grafiği izleyen müzakere süreci de 2010 yılında gıda güvenliği başlığının müzakereye açılmasının ardından durdu. Özetlemek gerekirse aslında 2006 yılında tarama süreci bittiğinden beri Türkiye-AB ilişkileri pekiyi gitmiyor.
“Türkiye AB karşıtlığını savunan Sarkozy  gitti”
Mete Tümerkan: Sarkozy’nin gitmesi bir şeyleri değiştirmedi mi?
Zeynep Songülen İnanç:
Müzakereye açılan başlık sayısına seneler bazında bakıldığında Türkiye-AB ilişkilerinin düşüş trendi ortaya çıkıyor. 2007 yılında 5 fasıl müzakereye açılmış, 2008’de 4, 2009’da 2, 2010’da ise 1 başlık müzakereye açılmış. 2012 yılında Sarkozy’nin seçimleri kaybedip cumhurbaşkanlığından ayrılmasıyla Türkiye için daha umutlu bir sürece girildi. Yeni cumhurbaşkanı Hollande ile işlerin düzeleceği düşünülürken 2012’nin ikinci yarısında Güney Kıbrıs’ın dönem başkanı olması ile süreç donduruldu. Hollande ile çok hızlı bir değişim yaşanmadığı belirtilmeli. Dinamik ve hızlandırılmış bir sürece girildiğini söylemek pek kolay değil.
Mete Tümerkan: Türkiye’nin AB’ye katılma iradesi hala devam ediyor mu?
Zeynep Songülen İnanç:
Bunun test edildiği aşikar. Toplumsal desteğin bu konuda düştüğünü görüyoruz. Siyasi alana baktığımız zaman ne iktidarın, ne muhalefetin gündeminde AB ana başlık olarak yer almıyor. AB konusu Türkiye gündeminin üst sıralarında yer almıyor.
Mete Tümerkan: AB’nin Türkiye’deki asker-sivil vesayetinin kaldırılması için iktidar tarafından bir araç olarak kullandığı şeklindeki iddialara bakışınız nedir?
Zeynep Songülen İnanç:
Demokrasi herkese gereklidir. İnsanların özgürce tercihlerini kullanmaları ve bu tercihlerini uygulamaya geçirmeleri son derece önemli. Bir devletin vatandaşlarına bu tür bir özgürlük ortamını sağlaması koşulsuz ve mecburi bir görevdir. AB sürecinin asker-sivil vesayetin kaldırılmasında olumlu etkisi olduğu söylenebilir. Ancak AKP’nin AB politikasının gerekçesini yalnızca buna bağlamak doğru olmaz. Süreç içerisinde yaşanan pek çok unsur siyasi partilerin yaklaşımlarını şekillendiriyor. AKP’nin bu anlamda ilk iktidar döneminde daha özgürlükçü bir çizgi izlediği biliniyor. Ardından yaşanan süreç maalesef hem Türkiye içerisindeki sorunlar bağlamında hem de AB ile ilişkilerde önemli kırılmalar yarattı. AB meselesi hem toplumsal hem de siyasi seviyelerde gündemin alt sıralarına geriledi. Bunda hükümetin değişen bakış açısının da etkisi var, AB içerisindeki Türkiye ile ilgili tavrın da etkisi var. Örneğin Merkel’in açıklamaları, Sarkozy’nin Türkiye’ye olan kategorik karşıtlığı. AB’nin iki güçlü devleti Türkiye’ye karşı olunca mesele iyice çıkmaza sürüklendi.
Mete Tümerkan: Ama şimdi o koşullar değişti değil mi?
Zeynep Songülen İnanç: Merkel’in tutumu ve tavrı yumuşadı. Sarkozy’nin gitmesi ile arkasında hissettiği o güçlü destek gitti. Hollande ile de ne kurtarma planları ve krizden çıkış önlemleriyle ilgili ne de AB’nin geleceği vizyonuyla ilgili pek anlaşamıyorlar.
Mete Tümerkan: Türkiye’ye Avrupa’da bir rol biçiyorlar mı? Avrupa’da yaşanan ekonomik kriz ve Türkiye’nin kendi dinamiklerinin iyi gidiyor olmasını nasıl değerlendiriyorlar?
Zeynep Songülen İnanç:
Aslında Merkel’in gezisi biraz da bunu gösterdi. Başbakan her defasında “bize samimiyetlerini göstersinler” diyor, Merkel de bir cevap verdi aslında. Çifte vatandaşlık ve vize muafiyeti gibi konularda topu hep AB’ye attı. Ama güvenlik, ekonomi gibi meselelerde Türkiye ile iş birliğinin çok önemli olduğunu belirtti. Türkiye ile Almanya arasındaki ticaretin geliştirilmesi, Orta Doğu’da yeni ticari ve ekonomik yapının beraber kurulması gibi konularda Türkiye önemli. Dolayısı ile bu anlamda Türkiye’yi iş birliğine yakın tutmak istiyorlar. Ama toplumsal meselelere geldiğimiz zaman Merkel hep “bakarız, hallederiz” diyerek topu taca attı.
“İmtiyazlı ortaklık şeklinde dile getirilmedi ancak…”
Merkel gezisinde “biz devletlerarası iş birliğine devam edelim, toplumsal konuları bu işe çok fazla bulaştırmayalım” gibi bir yaklaşım sergiledi. Dolayısı ile bu tam da Türkiye’nin Avrupa entegrasyon sürecinden ayrı tutulması çabası. İmtiyazlı ortaklık şeklinde dile getirilmedi ancak Türkiye ile ilgili planlanan işbirliği modelinin uygulamasında Merkel’in aklında bu tür bir plan olduğu görülüyor. Çok yakın bir iş birliğinden bahsediyoruz ancak bir bütünleşme perspektifinden değil. Merkel daha çok uluslararası işbirliği perspektifinden meseleye yaklaşıyor. Dolayısı ile ısrarla samimi misiniz, değil misiniz derken Merkel kibarca cevabını ortaya koydu. Türkiye ile ilişkilerden beklentisini işaret etti. 
“Merkel’in kafasındaki Türkiye şekli değişmedi”
Mete Tümerkan: Yani Merkel özetle ne dedi?
Zeynep Songülen İnanç
: Merkel “ben Türkiye’nin üyeliği ile ilgili çok şüpheciyim ama geçmişte bu yola girilmiş, artık bir vefa borcu var, yoldan çıkamıyoruz” gibi bir sözler sarf etti. Dolayısı ile Merkel, Sarkozy gibi kabaca söylemiyor ama daha nazikçe ifade ediyor. Bunu nazikçe söylemesinin nedeni sonbaharda seçime girecek olması. Bunun bir nedeni Türk kökenli Alman vatandaşlarının oy kullanacak olmaları diğer nedeni ise Merkel’in rekabet ettiği siyasi partilerin Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyor olmaları. Dolayısı ile bu oy kaygısının ötesinde rakipleri ile durduğu yeri belirlemesi açısından da Türkiye meselesi önemli bir mesele haline geliyor. Bu gezide Merkel’in kafasındaki Türkiye yaklaşımının da değişmediğini iyice anlamış olduk.
“Türkiye’nin yönü AB”
Mete Tümerkan: Fransa ile durum nasıl?
Zeynep Songülen İnanç:
Fransa tarafında şu anda ciddi bir siyasi kriz var. Fransız siyaseti, yalancı bir politikacının ve genel anlamda politikanın itibarsızlığını tartışıyor. Fransa’da her gün iç gündemle ilgili yeni maddeler ortaya çıkıyor. Son derece karışık bir dönemden geçiliyor. Ekonomik kriz, siyasi yönetememe, sosyal sorunlar derken Fransa iç gündemiyle son derece meşgul. Dolayısıyla Fransa bir operasyon düzenlenmesi söz konusu olmadığında etrafına bakmaya pek fırsat bulamıyor. Fransa’daki iktidarın değişimi ile birlikte Türkiye ile ilişkilerin hızlı bir şekilde gündeme gelmesi bekleniyordu. Ancak bu yönde bir değişim yaşanmadı. Burada asıl önemli olan; siyasi irade meselesi. Siyasi irade iki tarafta da güçlü olduğunda ilişkilerin seyrinde yükselme yaşanması beklenir. Türkiye her fırsatta Türkiye’nin yönünün AB olduğunu ve bu ilişkinin Türkiye için vazgeçilebilir bir şey olmadığını belirtiyor. Ama öte yandan bu siyasi perspektif iki tarafı bir araya getirecek yakınlığı bir türlü sağlamıyor.
“Avrupa’da Türkiye karşıtı olanların sesi daha fazla çıkıyor”
Bu bakış açısı bir türlü uygulamada Türkiye-AB ilişkilerini yeni bir aşamaya geçirmiyor. Hem Türkiye’nin kendi iç meselleri ile ilgili böyle bir gündemi yok, hem de Avrupa tarafında da böyle bir heyecan yok. Halen Avrupa’da Türkiye karşıtı olanların sesi daha fazla çıkıyor. Dolayısı ile o momentum oluşmuyor.
Mete Tümerkan: Bu durumda Kıbrıs sorununun eskisi kadar önemi kalmıyor mu?
Zeynep Songülen İnanç: Kıbrıs’ta biliyorsunuz Anastasiadis seçildiği zaman Türkiye’de çok olumlu bir hava oldu. Ancak Rum Kesimi krizle boğuşuyor. Kriz iktidarları çok zor durumda bırakıyor. Dolayısıyla Kıbrıs meselesinde nasıl ilerlenir kestirmek çok kolay değil. Davutoğlu’nun girişimleri olduğunu biliyoruz ancak somut bir unsurdan bahsetmek şimdilik mümkün değil.
Mete Tümerkan: Türkiye için AB üyeliği 2023’te olur mu?
Zeynep Songülen İnanç:
2023 hedefleri konulduğu için bunu da aradan çıkartalım deniyor ama tarih tahmin etmek hiç kolay değil. AB üyeliği meselesi sadece sizin iç siyasi koşullarınızla ilgili bir şey değil. Aynı zamanda AB’nin kendi iç değişimleriyle ve sistemsel konjonktür ile ilgili bir şey. Doğu Avrupa ülkelerinin ne koşullarda AB’ye üye yapıldığını unutmamak lazım. Romanya, AB üyesi ama herhangi bir entegrasyondan söz etmek mümkün değil. Dolayısı ile AB üyeliği uluslararası konjonktürle son derece ilgili bir süreç. Türkiye’nin AB üyeliği için pek çok değişkenin bir araya gelmesi gerekiyor. 10 sene içerisinde bunların bir araya gelmesini hakikaten ben de çok isterim. Ama biz daha başlıkları düzenli olarak müzakere edecek momentumu yakalayamadık. 2023 üyelik için çok iyimser bir tarih olabilir.
Mete Tümerkan: Peki bir kırılma yaşanır mı?
Zeynep Songülen İnanç: Türkiye’nin toplumsal, siyasi ve ekonomik yapısı Avrupa ile o kadar bütünleşik bir vaziyette ki arkanızı dönmeniz çok zor. Bu bütünleşme seviyesi o zeminin kırılma ihtimalini azaltıyor. Uluslararası sistemin değiştiği her aşamada Türkiye yönünü Avrupa’ya döndü.  İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’ya olan istikametini daha net bir şekilde ortaya koydu. Türkiye’nin AB ile ilişkileri dediğimiz zaman her ne kadar 1959 yılında yapılan üyelik başvurusuna atıfta bulunulsa da aslında Türkiye’nin, AB ile tam üyelik merkezli bir ilişki kurması 1999 Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin aday ülke ilan edilmesiyle başlıyor.
“1959’dan beri bizi kapıda oyalıyorlar cümlesi doğru değil”
O süre içerisinde Türkiye ile AB ilişkilere baktığımızda 60 darbesi, 80 darbesi, Türkiye ile siyasi ilişkilerin kesildiği dönemler var. 70’lerde Yunanistan’ın Avrupa’ya yakınlaştığı dönemde Türkiye’yi de üye olarak kabul etme isteği Avrupa’da oluşmaya başlıyor. Ancak 1970’lerde Türkiye Avrupa meselesine yalnızca ekonomik açıdan bakıyor. Üyelik meselesi söz konusu değil. 1987 yılında yeniden bir üyelik başvurusu yapılıyor ama ciddi bir sonuç alınamıyor. 1999 senesine gelene kadar o 40 senelik süreçte ne Türkiye’de ne Avrupa’da böyle bir tam üyelik perspektifi yok. Biz ancak 1999’da aday ülke statüsünü aldığımızdan beri gündemimizde AB ile tam üyelik var. Bundan önceki süreç aslında Türkiye’nin fiili olarak entegre olduğu bir süreç. Yani 1959’dan beri bizi kapıda oyalıyorlar cümlesi çok doğru değil.
Yarın: AB ve Şangay farklı şeyler

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil