08 Aralık 2016

“İddia”lı olmak

Haber İçi Üst

Yurdumda kârhane ve kumarhaneden vazgeçilmez oldu. Eskiden sadece yerliler için bi’film dönerdi “piknik”li gecelerde, şimdilerde ise maşallah bol bol irili, ufaklı, saatlik, programlı, hatta ve hatta çift programlı bi’hâller ve de filmler dönüyor. Müşterisi de hem kuzeyden, hem de güneyden ver Allah Allah. “E bu’tip mekânları kapatalım da bizi mi halletsinler” diyen de var, “kepazelik” diyen de var mâlum. E bu adada çok film döner demiştik bi’yazımızda ya işte işler aynen bu yönde ceryan etmece hâlihazırda süratle ve de yan yan. Herkesin Viagra markası kendine ve de bizi çok da ilgilendirmez. Zira alan da, veren de maşallah memnun! Ya kumar işlerine ne demeli. Eskiden bi’çok kahvehanede nakit üzerinden oynanırdı oyunlar. Giderek azaldı ve bu bildik amcalar Black Label ve puro eşliğindeki salonlara kaydı. Kimisi canlı, kimisi ince ayarlı cansız makinelere esir oldu. Kazanan mı? Evrende öyle bi’canlı yok. Talebelerime de hep söylerim; “Kumarda kazanmanın tek bi’yolu var. O da oynamamaktır” diye diye dilimiz ağda ister ama nâfile. “Eşşek pokeri, mokeri, rulet, mulet, makinacık” derken mesai yoğunlukla futbola ilişkin müşterek bahislere döndü. Bunun yanında da tazı yarışları da berdevam bi’şekilde ha’bire devam. Neyse, bugünkü konumuz bildik müşterek bahisler veya diğer bir deyişle ‘bet dalgası’. Bu dalga da dalga dalga yayılıyor. Bu açılım futbolun kitle sporu haline gelmesinde önemli bir rol oynuyor. Özellikle de futbol ekonomisine katkıları müthiş. Örneğin Türkiye İddaa Şirketi’nin yaptığı açıklamaya göre sadece Türkiye’deki bahis pazarı yıllık 1,5 milyar Amerikan Doları’nı aşıyor. Şirket, programa giren her takıma ‘haftalık en az 35 Bin TL’ katkı sağlıyor. Bunun yanında kulüplere isim hakkı ve Türkiye Futbol Federasyonu’na verdiği hizmet katkı payını düşünecek olursak, Türkiye’deki futbolun gerek izlenmesine, gerekse ekonomisine katkısı yadsınamayacak kadar büyük. Nerdeyse yayıncı kuruluştan ve hediyelik eşya satışından elde edilen gelirin toplamından daha çok bir katma değer yaratma iddiasında İddaa adlı şirket. Ülkemizde de bir ‘bet’ çılgınlığıdır gidiyor. Talebelerimin kitaplarının arasından bile kuponlar çıkıyor. Özellikle adrenalin hissini daha çok yaşama yanında, ekonomik darboğazdan çıkma eğilimi ile 7’den 70’e birçok insan bu organizasyona para yatırıyor. Kimisi için heyecan, kimisi için illet bir süreç yaşanmaya devam ediyor. Hayatımda hiç duymadığımız İngiltere 9. Ligi’ndeki bir takımın puan durumunu, ligdeki son dönemlerdeki performansını, sakat oyuncularını ve ilgili maçın zorluk derecesini bahis yapan arkadaşlardan duyuyorum. Buna karşılık Kıbrıs Türk futbolu ile ilgilenen yok. Hâlbuki bizim liglerde yer alan takımlar üzerinden bahis organizasyonuna gidilse, Gerek Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu, gerekse kulüplerimizin kasasına tatmin edici bir para girecek. Daha da önemlisi siz ondan sonra görün liglerimizin makro ve mikro izlenme oranını. İddia varsa; “KKTC İDDAA” bol cevizli Karaköy Güllüoğlu baklavası olur. Bu aralar dostların köşe yazıları başlıklarında “kaymaklı kadayıf, dondurmalı ekmek kadayıfı” gibi benzetmeler görüyoruz. Unutmadan benim ki diyet olsun lütfen. “İddia”lı olmakta fayda var. Afiyet olsun a dostlar…

“Değişim mi istiyorsun? Önce sıfırla!”
Hani şu kelimeler kîfâyetsiz kalır ya bazı durumlarda, işte aynen bu vaziyetlerdeyiz yine bu aralar. Bi’yazı okursunuz ve zaten o yazıyıyla yine dejavu olursunuz sanki de siz yazmışçasına. İşte, gazeteci-yazar Can Dündar duygularımıza yine/yeni/yeniden tercüman oldu hafta içi. Üstat durumunu şöyle kaleme almış “Olgunlaşmak” başlıklı yazısında özetle; “Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım. İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun. Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını ‘Ben demiştim’, ‘ben bilirim’, ‘ben zaten anlamıştım’ sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken. Boş geçen her saniye değerli artık. Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim. Gerektiğinde “hayır” demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor. Yasamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece. Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım. Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum. Ayıp, günah yada ne derler korkuları çoktan geride kaldı.. Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun” diye konuyu kaleme aldı, daha doğrusu döktürdü! Sonuç mu; O meşhur kola reklamında olduğu gibi; “Değişim mi istiyorsun? Önce sıfırla!”.  E hadee. Haa bi’de sıfıra “etkisiz” derler ya, o da dırbaa…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil