04 Aralık 2016

İdare etmek!

Haber İçi Üst

Oldum olası bir şeyleri “idare etmeye” çalışmaktan hoşlanmam.
Tez canlıyım biraz.
Meselelerin üzerine gitmeyi severim.
Zarar görecek olsam da doğruları arayıp bulmayı…
Doğrusu bu yönlerimi hiç sevmem.
Çünkü böyle olmakla günün sonunda kendi kendime zarar veriyorum.
İnsan bazen gözünü kapayıp bazı şeyleri görmemeli ya da duymamalı.
Her şeye öyle takılıp kalmamalı.
“Bu memlekette bir şey değişmez” diyenleri anlamaya çalışmalı.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” sözünü çerçeveletip görebileceği bir yere asmalı.
Ama yaradılış işte…
Bana göre, “İdare etmek” üzerine kurulu yönetim anlayışlarının olduğu yerlerde başarı olmaz.
Birileri bir şeyleri idare ettiğini zanneder ama aslında idare edilen bir şey yoktur.
Birileri “idare etme” anlayışı ile belki oturduğu koltuğu bir süre korur o kadar.
Günün sonunda ülke kaybeder.
Önemli olan ülkenin kazanmasıdır.
Geleceğin kazanılmasıdır.
Toplumun daha güzel yarınlara taşınabilmesine katkı yapılmasıdır.
Bunun için de popülizm terk edilmeli, acı da olsa doğru adımlar atanların arkasında durulmalıdır.
“İdare-i maslahatçılık” bir yana bırakılmalı, kişisel hesapların yerini toplumsal çıkar ve hedefler almalıdır.

Bu arada kurumsallaşmaya özen gösterilmeli, kurumların dünyadaki değişim ve dönüşümlere ayak uydurabilmelerini sağlayacak düzenlemelere gidilmelidir.
Bu yapılırken kurumların rekabete açık olmaları ve kendilerini sürekli yenileyebilmeleri sağlanmalıdır.
Rekabet sevdiğim sözcüklerden biridir.
Bir toplumun gelişmişlik düzeyi rekabet edebilirliği ile doğru orantılıdır.
Bunun için de toplumlar iyi eğitilmiş, başarıya odaklı gençler yetiştirecek bir yapılanma içerisinde olmalıdır.
Ve meselelere başarı odaklı yaklaşılmalıdır.
Sorun çözme yeteneği gelişmiş, araştırıp sorgulayan, analiz yapabilen, liderlik yeteneği olan, vizyon sahibi yöneticilerin önü açılmalıdır.
Yönetim kademelerine hesap verebilirlikle şeffaflığı getirerek.
Memleketin iyi idaresi ancak bu şekilde sağlanabilir.
Beyin göçü topyekun bir anlayış değişimi ile ters çevrilebilir.
Yoksa beyin göçü devam edip gidecek,  kötü yönetim sonucu yaşanan sorunlar bizi daha çok ezecektir.
Gelinen aşamada ülkede birçok kurumun çökmesinin, devletin sıkıntılar yaşamasının altında kötü idare yatmaktadır.
Ya da “idare-i maslahat” anlayışı…
Bu anlayışla devlet yönetilemez.
Yönetici pozisyonlarında olanlar, gerçekçi olmak, bulundukları yerlerde sorunlara doğru teşhisler koyup, acı da olsa bunlara çözümler üretmek ve popülizmden uzak durmak zorundadırlar.
Ama mevcut koşullarda Kuzey Kıbrıs’ta yöneticilerin “başarılı” olmasından çok “iyi” olmaları öne çıkmıştır.
“İyi” yönetici suya sabuna dokunmayan yöneticidir.
Geleceği değil günü kurtaran olduğu pozisyonda mahiyetindekilerini bir şekilde “idare edebilen” yönetici…
“İyi” olmak tek başına yetmez.
Üretken olmalısınız…
Bizde bilgi ve birikim ya da vizyon sahibi olmak önem taşımaz.
Biat etmek her şeyin üzerinde tutulur.
Araştıran ve sorgulayanlar sevilmez.
Üretenler de…
Üretmeyeceksiniz, çünkü çoğunluk üretmez.
Üretmeye kalkarsanız ötekileştirilirsiniz.
İşte sorun da buradadır.
İyi şeyler yapanlar ötekileştirilirse başarı elde edilemez. Ülkede değişim gerçekleşemez.
Önemli olan ülkede iyi şeyler yapanların, doğruları söyleyenlerin cesaretlendirilerek sayılarının artırılmasıdır.
Suya sabuna dokunmayanların başarılı sayıldığı yapılar başarısızlığa ve çökmeye mahkumdur.

Bozuk yapılar kötü yönetimlerin eseridir.
Ve bozuk yapılar bir gün gelir çöker, yok olup gider.
Onlar yok olup giderken de o yapıdan beklentisi olanları yok oluşa sürükler.
Bunun için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde “idare etme” anlayışı değişmek zorundadır.
Hem siyaset düzeyinde, hem de bürokraside…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam