10 Aralık 2016

Hizmet kalitesi artmadığı sürece halka ihanet devam ediyor demektir

Haber İçi Üst

Cumartesi günü yayımlanan köşe yazımda, “Halka ihanet içinde 3 parti var” demiştim…

Halen de bunda ısrarlıyım…
Neden mi?
Bu ülke, UBP’nin kurultay kavgası nedeniyle iki yıl…
İrsen Küçük- Derviş Eroğlu kavgası nedeniyle içinde “kurultay kavgasında kaybedilen 2 yıl” da dahil 3 yıl…
“Erken seçim” kararı ile başlayan “kamu kaynaklarının tarumar edilmesi” odaklı siyaset anlayışı ile de kurultay kavgasına ek olarak 5 aylık kaybetti.
Şimdi de hükümet kurulamadığı için ağustos ayının sonuna geldik…

Bir önceki hükümet döneminde ne oldu?
Ülkede arzu duyulan reformlar gerçekleştirilemedi.
Kişisel kaygılar nedeniyle…
O filan ilçeden vekil seçilecek…
O biri parti başkanlığına devam edecek…
Bu biri makamını koruyacak…
Peki toplum bundan ne kazandı?
UBP iktidarı döneminde, maalesef “kişisel ikbal hırsları” ile tüm iktidar dönemi kaybedildi.
Yaklaşık 4 yıl kavgalar, kişisel hırslar ve kişiye özel politikalarla geçti.
Çok ısrarlıyım…
Bu ülke, tarihinin en kötü günlerini yaşadı son dört yılda…
Bunu sadece kötü icraatlar anlamında söylemedim…
Yerlerde sürünen siyasal anlayış…
Toplumu yozlaştıran siyasi anlayışlar…
Vekillerin “para ve makam” için parti değiştirmesi…
Hepsi de buna dahildir…

***
Kaybeden toplum oldu…
Gelinen konakta…
Toplumun kaybı büyüktür.
Hak ettiği düzen…
Temiz bir çevre…
Sağlıklı bir ortam…
Adaletin sağlanması…
Kaliteli eğitim hizmetleri…
Çağdaş bir sağlık politikası…
Hizmetin vatandaşın ayağına gitmesi…
Bunların tümü de kısa sürede mümkün olabilirdi…
Gözümüzün önünde, dolarlar Meclis kürsüsünde uçuşurken…
Siyasi itibarımız da, tıpkı kamu hizmet anlayışımız gibi dibe vurdu…
Üstüne, yana, yandaşa çekilen kıyakları, şehit çocuğu haklarının bölgesel itibarın artırılması için kullanılması gibi konuları yaşadık…
“Yuh olsun hepimize” cümlesini tekrarladık durduk…

Daha da kaybetmeye tahammül var mı?
Peki bu toplumun daha da kaybetmeye tahammülü var mı?
Hak ediyor mu bunu? Ne yapacak daha bu seçmen..?
Sizin partileriniz içerisinde sağlayamadığınız adaleti, sandıkta sağladı…
Parlamentoyu yeniledi…
Yenilenen parlamentonun “eski yüzleri” ise, hükümet kurmak için kolları sıvadı…
Hangi mantıkla?
Eski mantıkla…
Kişisel çıkarların…
Zümresel çıkarların önünde olduğu…
Toplumu değil, partiyi düşünen…
Ben merkezci politikalarla hem de…
Uzlaşı kültürü çalıştırılamadı.
Şu parti, bu parti diye de ayırmıyorum… Ayırmayacağım… Bunu bilinçli yazıyorum…
Zira, her “hayır”ın arkasından bir “benmerkezci” adım çıkıyor.
Toplumun beklemeye tahammülü yoktur…
Toplumu bekletmeye de hakkınız yoktur…
Uzlaşmak ve reformları yapmak zorundasınız…
Birileri “siyaset adamlığı” oynayacak diye, bu toplum yeteri kadar kaybetti.
Daha da kaybetmeye tahammül yoktur.
Yenilenen, gençleşen bu parlamento, toplum için şanstır.
Toplumun eliyle yarattığı bu şansı, siyasetçinin “elinin tersi” ile itme şansı da yoktur.
Bedeli ağır olur… 

***
CTP’nin buna hakkı var mı?
Cumhuriyetçi Türk Partisi 4 yıldır muhalefettedir…
Bir gözünüzün önünde, bu dört yılda neler yaşandığını geçirin…
Sadece CTP’lilere yönelik saldırılardan bahsetmiyorum…
Toplumsal olarak…
Dört yılda, halk ciddi bir dönüşümle, CTP’ye, “İktidarın büyük ortağı ol ve dönüşümü sağla” demiştir.
Duyuyorum…
CTP’liler yorum yapıyor:
“Bırakalım UBP- DP gursun. Hatta TDP’yi de alsın. En fazla 2- 3 yılda erken seçim olur. CTP 30 milletvekili ile gelir…”
Peki CTP’nin, bu aşama, buna hakkı var mı?
Sandığa gitmişsin…
Halk sana yüzde 40 oranında destek vermiş…
Neden?
4 yıldır yaşananlar…
Geçtim dört yıldan…
Son bir yılda yaşananlar bir daha yaşanmasın diye…
Şimdi CTP, “Ben iki- üç sene daha beklerim” diyebilir mi?
Diyebilir tabii ki…
Peki toplum buna ne der?
CTP tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyadır.
Ülkenin Kıbrıs sorununun çözümünden, hakça bir düzene…
Kamunun adaletli hizmetinden, uluslararası kabule kadar çok ciddi adımlar beklediği muhakkaktır…
2 yıl…
Ya da 3 yıl daha…
CTP bekler de…
Halk da bekler mi?
CTP’nin buna hakkı var mı?
Bunun defa defa düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halk, CTP’ye sunduğu şansı, yeniden sunar mı?
CTP’nin bunu iyi düşünmesi lazımdır.
Aslolan bir “dönüşüm, icraat, devrim nitelikli kararlardan” oluşacak bir iktidardır…
CTP- DP de olur… CTP- UBP de olur…
Halkın beklentisi icraatlardır.

***

DP’nin sloganı Mersin’e taştı
Türkiye’de 2014 yılında yerel seçimler var…
Mersin ve Adana’da gördüm…
Adaylar henüz belli değil…
Aday adayları…
Altını çizeyim…
“Aday adayları”…
İki kentteki tüm reklam panolarını kiraladılar.
Bayramı da fırsat bilerek…
Vaatleriyle…
Sloganları ile halka mesaj veriyorlar…
Daha genel merkez adayları hangi yöntemlerle belirleyeceğine karar dahi vermemişken…
Ve bir reklam panosu…
Herkesin yakından tanıdığı Avukat Barış Mamalı ile yolumuz kesişti Mersin’deki tatilimizde…
Bir yolculuğumuz sırasında da bu resme rastladık…
Slogana dikkat:
“BAŞINIZA DEĞİL AYAĞINIZA GELECEĞİZ”
Mezitli Belediyesi Başkan aday adayı Serkan Akkoyuncu…
Çok sayıdaki MHP aday adayından sadece bir tanesi…
Slogana dikkat çekiyorum yeniden…
“BAŞINIZA DEĞİL AYAĞINIZA GELECEĞİZ”
Demokrat Parti, 28 Temmuz seçimlerinde, bu sloganla yola çıktı.
Bu slogandan yola çıkarak, “hizmet projesini” halkla paylaştı…
DP bunun faydasını da gördü…
Bakalım, MHP’li Mezitli aday adayı, bu sloganla “aday” olmayı başarabilecek mi?

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil