08 Aralık 2016

Hani ilkeler önemliydi..?

Haber İçi Üst

CTP-DP-UG görüşmelerinin neden kesildiği konusunda komplo teorileri muhtelif. Ama benim, sade bir vatandaş olarak, aklımın takıldığı başka…

Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından, CTP kanadından çıkan tek bir ses vardı. Koalisyon çalışmalarında esas olanın bakanlık paylaşımı değil, parti programı, ilkeler, prensipler olduğunu vurguluyorlardı. Aslına bakarsanız, Serdar Denktaş’ın da söylediği buydu. Kamuoyundaki “kim, hangi bakanlığı alacak” tartışmalarının öncelikli olmadığını, prensiplerde uyuşup, uyuşmayacaklarına bakacaklarını söylüyordu…

İlk günler, tarafların “ilkeler, prensipler” konusunda bir ihtilafa düşmediklerini ortaya çıkartmıştı. DP’nin, Kıbrıs konusunda “Çözüm olmazsa” ihtimali sonrasına ilişkin görüş farklılığı dışında, anlaşamadıkları bir konu duymadık. Fakat biz yine de, önceki günkü yazımızda görüşmelerin bakanlık paylaşımında kilitlenebileceğini yazdık. Zira aldığımız duyumlar, masada prensiplerin değil, yoğun olarak bakanlıkların konuşulduğu yönündeydi…

Ama ne olduysa oldu, görüşmeler, bakanlık paylaşımından koptu.

Gelen haberlere bakıldığında, CTP’nin bakanlık isimleri konusundaki ısrarının, yine de parti programı ile ilgili olduğu anlaşılıyor…

Her ne kadar tartışılan konular arasında sayılmasa da, CTP’nin Dışişleri Bakanlığı’nı elinde bulundurmak isteyeceğini düşünürüm. Cumhurbaşkanlığı makamı ile Kıbrıs sorununa bakış açıları farklı. CTP müzakerelerde bire bir yer almak amacında. Bunu şu an Eroğlu ile hiçbir görüş ayrılığı bulunmayan DP’ye bırakmak istememesi de doğal…

Gelelim Maliye’ye. CTP’nin ilk günden beri “vazgeçilmez” dediği bir konu, Türkiye ile imzalanan ekonomik protokole getirilecek revizyon, tasarruf tedbirleri ve şeffaflıktı. Geleneksel olarak Maliye’nin büyük ortakta kaldığını da düşünürsek, ısrarını yine makul karşılamak lazım…

İçişleri derseniz, özellikle UBP’nin son döneminde, partizanlık kapısı haline gelen İçişleri Bakanlığı, devlet kaynaklarının en yoğun bulunduğu yer. Buna bir de vatandaşlık, belediyeler, kumarhane izinleri gibi konuları de eklediğinizde, hem temel politikalarınızı uygulayabileceğiniz bir yer, hem de diğer yandan başarılı olması halinde partiye güç kazandıracak bir makam…

Peki acaba DP bu bakanlıklarda neden ısrar etmiştir? Güç kaynağı ve asıl icracı bakanlıklar olmalarından tabii. Onlar da buralarda kendi politikalarını uygulamayı amaçlamış olabilirler. Ancak işin biraz daha derinine inildiğinde, DP ve peşindeki UG’nin pazarlık sırasındaki ısrarlarının kişilerle ilgili olduğu kanısı hakim. Örneğin, Meclis İçtüzüğü’ne bağlı olarak ve belli bir puantaj usulüne göre belirlenen Meclis Başkan Yardımcılığı makamını istemiş olduğu iddiaları, bize bunu düşündürüyor. Şu an için böyle bir değişiklik mümkün olmasa bile, İçtüzük’te bu değişikliğin yapılmasını talep etmiş olması manidar.

Nereden nereye… Konu ülkenin daha iyi yönetilmesi değil miydi..? Çalışanı, çiftçisi, üreticisi, esnafı dört gözle yeni hükümeti beklerken dertleri bakanların kim olacağı mıydı yoksa? Eğer partilerin değil, devletin ve toplumun çıkarları konusunda konsensüs sağlanabilseydi, gerisi teferruattı. İspatı mı? İşte yine aynı partilerin kurduğu Sibel Siber hükümeti…

 

YERİN KULAĞI VAR

PES…:
Zeki Çeler, hani şu Meclis’e oyuncağıyla giden milletvekili, “Meclis’i kreşe çevirdi” diyenlerin ağzının payını vermiş ve demiş ki, “Daha önce huzureviydi”… Aslında bu cevap üzerine pes etmek lazım değil mi..??? Bunun üstüne yorum da yapılmaz ama, iktidarı yangın helikopteri almaya zorlamanın yolu “Baba bana helikopter al” demek değildi herhalde…

CTP AZINLIK HÜKÜMETİ:
DPUG ile olmadı, bu gidişle UBP ile hiç olmaz. O zaman son günlerde sıkça yazılan ve UBP’nin dıştan destek vereceği CTP azınlık hükümeti, en mantıklı çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Zaten CTP’nin de başka çıkış yolu yok gibi görünüyor. Böylece seçim öncesi topluma verdiği sözleri yerine getirmesi için de önünde hiçbir engel kalmayacak. CTP azınlık hükümeti de 2015 yılında cumhurbaşkanlığı seçimleriyle birlikte ülkeyi yeniden bir erken seçime götürecek… 

CTP ESKİ CTP DEĞİL:
Bu sütunlardan birçok kez yazdık. CTP’de parti disiplini kalmadı diye. Eskiden öyle miydi? Şimdi bakıyoruz da, önüne gelen istediğini söylüyor. Örneğin Doğuş Derya, UBP ile hükümet kurulmasına karşı olduğunu yönünde basına açıklamalarda bulunabiliyor. Kişisel olarak fikrinizi beyan edebilirsiniz, ancak partinin yetkili organları dururken, milletvekili bile olsanız çıkıp bu şekilde partinin bütününü bağlayıcı demeçler vermek ne kadar doğru olabilir sizce..?  

TAŞLAR YERİNE OTURMALI:
Son açıklamalarıyla bazı CTP’lilerin sert eleştirilerine maruz kalan Mehmet Ali Talat, bir müddet konuşmama kararı almış. Uzun yıllar CTP içerisinde aktif rol almış, cumhurbaşkanlığı makamına kadar yükselmiş birisinin, sadece kendi düşüncelerini paylaştığı için kendi partisinden gördüğü tepki sanırım sınırı biraz aştı. Bu nedenle bir müddet konuşmama kararı alması, taşların yerine oturması bakımından doğru bir karar oldu…  

DEVLET OLMANIN GEREĞİ:
Şartları ne olursa olsun, adalet sistemleri de, demokrasileri de tıkır tıkır işliyor. Rum eski İçişleri Bakanı Dinos Mihailidis’in, Yunanistan’la Rusya arasındaki bir silah ticaretinde rüşvete adı karışalı daha 2 ay. Yunanistan, Mihailidis’i yargılanmak üzere istedi. Limasol Kaza Mahkemesi de, yasaları henüz Avrupa tutuklama emrinin icra edilmesine ve Yunanistan’a iade edilmesine izin vermemesine rağmen, takdir hakkını kullanarak Mihailidis’i gözaltına aldı ve iadesine yeşil ışık yaktı. Hesap sormak, adalet, eşitlik bu işte…

SAĞDUYU LÜTFEN:
YÖDAK Başkanı Hasan Ali Bıçak’tan açıklama gelince, tarafları sağduyuya çağırdığı düşüncesiyle okuduk. Onu da yapmış ancak, açıklamanın büyük bir kısmını, bir gazetecinin sözlerini çarpıtmasına ayırmış. Maksatlı yayın yapanlar, siz ne derseniz deyin, söylediklerinizi maksadına uygun olarak çekiştirecek. Onun için, üniversitelerin en tepesindekileri bir masa etrafında toplamak daha doğru olacak sanırım…

İZLEYİCİ KOLTUKLARI SATILSIN:
Yeni oluşan Meclis’te son yaşananlar üzerine yaptığım “çocuk bahçesi” benzetmesine Hasan Hastürer’den ilginç bir öneri geldi. Hastürer, “Meclis’in arka kısmındaki izleyici koltukları gelenlere para ile satılsın. Böylece tiyatro özlemi ile yanıp tutuşan sanatseverler haftada iki gün, “ne olacak memleketin hali” oyununu izleme fırsatı bulurken, Meclis de önemli bir gelir elde edecek ve vekillerin yaptığı showları yerinden izleme fırsatı bulacaklardır” önerisini yaptı. Ne dersiniz, sizce de olur mu..?   

ZİRVEDEKİLER
Sivil Toplum: Toparlanıyoruz Hareketi, Halkın Adalet Konseyi, KT İşadamları Konseyi ardı ardına bildiriler yayınladılar. Hepsinin ortak bir noktası var, “Ülke çıkarlarının ön planda tutulması”.  Kişisel kavgalardan çektiğimiz ortadayken, hala, yeni, temiz, şeffaf diyerek kurulacak hükümet için çalışmaların koltuk kavgasıyla başlaması,  hepimizi korkutuyor. Sivil toplum, son bir kaç yıldan beri duyulmaya başlayan sesini ne kadar yükseltirse, siyasileri toplumsal çıkarlara çekmek o kadar kolay olacak…

DİPTEKİLER
Hafız Esad: Yeni bir Saddam olma yolunda. Saddam’ın akıllardan çıkmayan Halepçe katliamında 5 bin sivil ölmüştü. Esad’ın Şam yakınlarında düzenlediği ve kimyasal silah kullandığı yönünde kanıtlar bulunan saldırısında da şu ana kadar çoğu kadın ve çocuk 1300 sivil insan hayatını kaybetti.  Görüntüler hiç bir insanın dayanabileceği türden değil. Lanet olsun…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil