12.03.2011 - 00:28
Okunma (1389)
Yorum (0)
Paylaş

Ayna....

 

Cam ayna ustalarını bir kenara atalım ve bırakalım da tarih, Fenikelilerle övünsün…

Hatta, Pamuk Prenses Masalındaki kötü karakteri de unutalım… O da feryadına “Ayna ayna, söyle bana, var mı benden güzeli?” şeklinde devam etsin, yorulmadan sorsun dursun… Peki ya “yıllar yılı dost bildiğim aynalar” diye şikayet eden şaire ne demeli? Bırakalım o da kendi vezninde inlesin…

Ayna ile ilişkilendirilebilecek o kadar çok imaj, fikir ve çağrışım var ki… Hepsine değinsek kitap, hepsini deşsek ansiklopedi olur…

Abartıldığını varsaymazsanız ısrarla eğer, hak vereceksiniz… !

Yalnızca izlediğimiz gerilim ve korku içerikli filmleri düşünelim;

Kırılan aynalar, içerisinden bir şeylerin çıktığı aynalar, çıkmak üzere buğulanan aynalar, gölgelerin saklandığı aynalar, geleceği gösteren aynalar, geçmişe götüren aynalar, hiçbir şey göstermeyen aynalar, kanlı aynalar, kana bulanmış aynalar, bir başkasını gösteren aynalar, ışığın ve suretin büküldüğü aynalar, hafızayı tazeleyen aynalar, bir kapağın kapanmasıyla dehşete götüren aynalar, kırılmış aynalar, çatlamış aynalar, çatladığından beri lanetlenmiş aynalar, şatoların biyografisi aynalar, arkamızdakini gösteren aynalar, başka bir dünyaya açılan aynalar, o başka dünyadan döndüğümüz aynalar, eriyen aynalar, muhterem aynalar,yalancı aynalar, yer değiştiren aynalar, sadık aynalar, dürüst aynalar, kâhin aynalar, bakanı değil göreni gösteren aynalar, üzerine not bırakılan aynalar, arkasında tılsım yazılı aynalar, kahramanını yönlendiren aynalar, katil aynalar, katili gösteren aynalar, sisli aynalar, bir delil olarak aynalar, deliliğin sembolü olarak aynalar, içimize bakan aynalar, içimize giren aynalar, bizi çağıran aynalar, nefret dolu aynalar, hatırası büyük aynalar, kilerde unutulmuş aynalar, çatı katında bizi bekleyen aynalar, ışıklı aynalar, ışığı emen aynalar, canlı aynalar, uçan aynalar, saplanan aynalar, yok olan aynalar, zaten hiç var olmamış aynalar, üzeri beyaz örtülerle örtülü aynalar, gümüş çerçeveli aynalar, altın değerinde aynalar, fısıldayan aynalar, çığlık atan aynalar, rüya gören aynalar, tozlu aynalar, çamur içinde aynalar, gizli bir odayı saklayan aynalar, arkasından önü seyredilebilen aynalar, bir çok yönü ayna anda gösterebilen aynalar, kaldırılması gereken aynalar, sandıkta uyuyan aynalar, gömülü aynalar, şeytan çıkaran aynalar, cin kovan aynalar, küre şeklinde aynalar, ayna olmadığı halde “ayna” gibi aynalar, boy boy aynalar da aynalar….

Devam etmiyorum saymaya, çünkü bitecek gibi değil !!

O kadar çok ki…

Her yerde aynalar…

Neredeyse egoist bir yönetmen gibi her sahnede, ya arka planda ya da bizzat meselenin önünde kendisini gösteren aynalar ve gizemli kimlikleri…

Gördükleri gibi, görünmeyi de, gözetlemeyi de seven aynaların “göstermek” gibi bir mahâretleri olduğu halde, bu merakları anlaşılır şey değildir…!!  Yalnızca  “Korku ya da Gerilim” içerikli aynalar bile sayısız vasfı ve rolü ile pek çok esrârın aktörü olarak karşımızda… Hayatımızın içerisinde yeterince işgal ettikleri duvar ve zaman yetmiyormuş gibi, her türlü gerçek-üstü kurmacanın da anahtarı onlar… asılırken çivilere bile minnet etmeyecek kadar mağrur aynaların bu kadar sayısız sırra ve gizeme anahtar sözcük teşkil etmesi tesadüf değil…!!

Çünkü ayna en başta, insanın “öteki” ile buluştuğu bir kapıdır…

Bir eşiktir…

“Öteki” ise “bilinmez” olduğundan her zaman korkulacak, çekinilecek ve bir tür gerilime itecektir bizi… Zira insan tabiatı, en çok bilmediği şeyden korkar, titrer…

Güzel olmak ya da bakımlı olmak, -en olmazsa- “acaba nasılım bugün?” sorusunun bizi götürdüğü o yüzey ve parlaklık; sadece “bizi bize” gösteren bir yansımadan ibaret değil… !! “Öteki”nin de sırrı onda…

Aynalar kadar “güzel” olanla ya da bizzat “güzellikle”, “estetikle” bağdaştırılabilir bir başka nesne olmadığı halde bu denli “gizeme”, “sırra” , “korkuya”, “dehşete” yataklık etmesi gariptir… Aynı zamanda da anlamlı… “Güzel” kadar korkutucu, dehşet verici ve sırlarla dolu bir başka şey var mıdır? Anlamların, tanımlarla böylesine uyumlu olduğu bir başka insan icadı da var mıdır? Tartışmaya açık!… Ya da bir başka “bütün zamanların en büyük icadı ve keşfi” unvanını hak edecek şey… Öyle ki ayna, aynı anda hem bir keşif hem de bir icattır… Keşfedilmiştir çünkü biri, bir gün ya da gece bir su birikintisinde kendisiyle yani “öteki” ile karşılaşmış ve kokmuştur… Ve bu ilk korku ile de “korkunun” kaynağı olmuştur belki de… Tâ bugünlere kadar…  Bir icattır aynı zamanda, çünkü biri bir gün bu korkuyu atlatmış, bizzat kendisi olan “öteki” ile barışmış, benimsemiş ve o su birikintisindeki “yansıma kaidesini” bir metal yüzeyde uygulamıştır…

Korku ve dehşet duygularıyla keşfedilen ayna, zaman içerisinde bir icada dönüşmüş, sırtı “sır”lanmış ve “güzelliğin” o hep tasdik eden danışıklı dövüş plastik oyununda “gerçek yüzümüzü” bize unutturacak kadar da yalancı bir dost olmuştur zaman içerisinde…

En çok korkmamız gereken şeyin aslında ve sadece yine “biz” olduğumuzu gösterse de her gün aynalar; yine de o ilk keşiften gelen korkunun kaynağı olarak, hem korkutuyor ve hem de “güzelsin korkma” diye yalanlar atıyor bize…

 

Henüz Yorum Yok.
İlk Yorum Yapan Siz Olmak İstermisiniz.


(Güvenlik İçin Max:750 Karakter)
Kalan Karakter Sayısı