06 Aralık 2016

Güney Kıbrıs ekonomisinde borç krizi…

Haber İçi Üst

Güney Kıbrıs’ta yanı başımızda meydana gelen ekonomik krizin, bu hafta Güney’de sosyal patlama ve tıkanma noktasına gelmesi, bizim de gündemimizi doğal olarak epeyce meşgul ettiği ve daha da edeceği görülmektedir. Dünya piyasalarını bile ve özellikle AB piyasalarını da bir miktar olumsuz etkilediği görülmüştür. Globalleşen ve birbiri içine giren finans dünyasında, küçücük bir ülkedeki sarsıntının tüm ülkeleri az da olsa nasıl etkilemekte olduğuna bir örnektir. Özellikle psikolojik etkileri daha fazladır.
Birkaç yıldan beri ve özellikle geçen yıldan bu yana Güney’de AB ülkeleri ve Yunanistan’daki ekonomik krizin etkileri Güney Kıbrıs’a da sirayet etmiştir. Esas Yunanistan’da meydana gelen büyük ekonomik krizden kaynaklanan ve Güney Kıbrıs’a sirayet eden kriz, Güney’in ekonomisini daha fazla sarsmıştır. Yunan tahvillerinden yüksek oranda Güney Kıbrıs Bankalarınca satın alınması ve Yunan Bankalarıyla yapılan iş birliği ve bu bankalara aktarılan paraların ödeme güçlüğüne girmesiyle, mevduatların donması ve bunun ekonomiye yansıması sektörleri vurmuştur. Finansal kesimden tüm piyasaya, ticari hayata sirayet ederek zincirleme olarak alacaklı ve vereceklilerin ödeme güçlüklerine uğraması, nakit sıkıntısı içinde işini yürütemeyen, üretemeyen, işyerlerini kapatmak durumuna düşenlerin çoğalmasına ve işsizliğin artmasına neden olmuştur… Finans sektöründe başlayan kriz tüm ekonomiyi sarmış ve genel bir krize dönüşmüştür.
Bundan bir süre önce başlangıçta Troyka tarafından, Güney Kıbrıs’a 17 milyar € yardım yapılması ve bunun önce 10 milyar €’sunun bankalara sermaye olarak, 7.5 milyar €’nun devlete borç ve bütçe harcamalarında kullanılmak üzere verilmesi öngörülmüştü. Bilahare, bu miktar 11.5 milyar€ olarak öngörülmüş, bunun 10 milyar €’su bankalar ve 1.5 milyar €’su devlet ihtiyaçları için kredi olarak öngörülmüştü. Ancak bu kredilere karşı alınması öngörülen önerilere ve bütçe harcamalarındaki kesintilere Hristofyas’ın hayır demesi ile ara verilmesi işi seçim sonrasına erteledi ve iyi de olmadı…
En son seçimlerden sonra yeni Başkan Anastasiadis’e yapılan öneri, 10 milyar € yardım ve bunun için, Güney Rum halkının da elini taşın altına koyması ve mevduatların vergilendirilmesi, olmuştur. Ancak bu vergilendirme aslında krizin faturasının bir kesime yüklenmesi, adil olmadığı gibi ağır bir vergilendirmedir.
Genel bir değerlendirme olarak her ülke için bakacak olursak böyle bir vergilendirme faizlerden değil de mevduatların aslından yani anaparadan yapılması mantıklı görülmemektedir. Faiz gelirlerinin vergilendirilmesi ve şimdikinden daha yüksek oranlarda faizlerden kesinti yapılması daha geçerli olabilirdi. Ayrıca borç daha uzun vadeye ve sadece banka mevduatlarına değil de birçok alanda vergilendirmeye gidilebilirdi. Vergi daha geniş bir ağa yayılarak yapılabilirdi ve daha makul ve gerçekçi olurdu. Bu güne kadar da böyle bir teklif krize giren diğer ülkelere yapılmamıştır.
Yalnız bir kesimi ve sadece mevduat sahiplerini vergilendirme, hem haksız hem adaletsiz bir vergi sistemi olur. Tasarruf yapan sadece geliri yüksek olanlar değildir. Orta kesimin ve tüm halkın, dar gelirlilerin de çeşitli nedenlerle tasarruf etme eğilimleri vardır. Tasarruflar bir ülkenin temel sermayesidir. Bu kaynağı korkutmak ve yalnız bu kesimi vergilendirerek cezalandırmak, kanaatimce büyük bir hatadır. Finans kesimine ve bireysel olarak kuruş kuruş biriktirip de savurganlık yapmayanlara ceza uygulamaktır ki bu ters teptiğinde ülke ekonomisi darmadağın olur, her sektörü etkiler. Ayrıca finans kurumlarından uzaklaşmayı ve güvensizliği sağlar, finans sektörünü daha da uçuruma sürükler. Peki Güney Kıbrıs’a bu kuralları koyanlar bunları bilmezler mi? Muhakkak bilmeleri gerekir.
Bu teklif, şimdiye kadar sunulan diğer teklifleri kabul etmeyen ve yıllardan beri hep karşılıksız yardım alan GKRY’ye, bir nevi ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi görülebilir. Diğeri bir neden de AB’yi rahatsız eden Rus sermayesinin ve Rus etkisinin Güney’de hakimiyet kurmaya çalışmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü AB’nin en son teklifiyle ilgili yukarıda söylediğim sakıncalar, her ekonomide olumsuz etkilere neden olabilecek hususlardır.
Nitekim bu teklifin yansımaları tüm Avrupa Birliği ülkelerini ve özellikle krizde olan AB ülkeleri piyasalarını ve finans sektörüne karşı yatırımcıları korkutmaya daha ilk günlerden yetmiştir. Ve AB piyasalarına da olumsuz etkilere neden olmuştur.
Kanaatimce AB mali kuruluşları yetkilileri, Güney Kıbrıs’taki kimilerince 20, kimilerince 30 milyar € olarak telaffuz edilen Rus sermayesinin, Rum bankalarındaki mevduatlarının, kısmen bile olsa kapsadığı rakamı tam kestirememekle beraber kara para olarak telakki edilmesinden ve bunların muhafazasından rahatsızdırlar. Bu sebeple de bu paralardan Rum halkının yararlandığı düşüncesinden dolayı, bu bedeli bir miktar da yararlananlar ödesin görüşünün ağır bastığı görülmektedir. Toplam 68.5 milyar € olan Güney mevduatları içinde, Rus mevduatlarının çok büyük bir rakam olarak % 40’ları bulduğu görülmektedir.
Rum Yönetimi’ne Rus’larla olan yakın işbirlikleri dolayısıyla gözdağı vermek istedikleri de açıkça hissettirilmektedir. AB, Güney Kıbrıs’a Annan Planı öncesinde üyelik süreci esnasında 1990’lardan sonra müktesebata uyum sürecinde alt yapı ve yapısal reformlar için epeyce maddi yardımda bulunmuştu. Hem AB’den bol miktarda yardım alan hem de Rus paralarının muhafazasını yapan ve AB’nin uyarılarına ve ikazlarına aldırmayan Rum Yönetimine bir nevi tepki gibi görünmektedir bu öneriler. Yumuşatılarak 100 bin €’ya kadar % 6.75, 100 bin € üstündeki mevduatlara % 9.9 vergi kesintisi gibi mantıklı görünmeyen bir öneriyi esasen Rum parlamentosu reddetmiştir.
Bu arada Rum Yönetimi Maliye Bakanı’nın Rusya’ya ziyareti ve görüşmelerin birkaç gün devam etmesi çeşitli spekülasyonlara neden olmuştur. Güney’in bu ziyareti bir bakıma AB’ne karşı bir tepki olduğu kadar, krizden çıkış yolu arayışında Rusya’dan belki daha yumuşak şartlar elde edilebilir şansını denemektedirler. Rusya Devlet başkanı Putin de mevduatlara uygulanacak vergiler konusunda tepkisini ilk günden belirtmişti.
Öte yandan çıkan spekülasyonlarda Rumların doğalgaz rezervleri konusunda pazarlıklara gireceği ve Rusya’dan alınacak krediye karşılık gaz rezervleri ile ilgili hisse payı veya ipotek verecekleri konusu, bölgede başta Kıbrıs halkının tümünü, Türklerin haklarını da ilgilendirdiği gibi Türkiye başta olmak üzere birçok ülkeyi ilgilendirdiği cihetle, şimdiki haliyle alınacak krediye karşılık, sağlam bir alacak olarak görülmemektedir. Meğerki bu rezervlerin işlenmesi için direkt olarak Rus’ların kontrolüne verilmesi riski göze alınsın. Bu durumda AB’nin Güney Kıbrıs’a karşı tavrının daha sert olacağı ve ilişkilerin daha da gerileceği, bu gerilimin Türkiye Rusya arasında da olacağı açıktır.
Ne Rusya’nın ne Rum tarafının ne de AB’nin göze alamayacağı gelişmelere yol açmayacaklarını tahmin etmek gerekir.
Rum Yönetiminin Euro bölgesinden çıkışı ise hiç ihtimal dahilinde değildir. Ne kadar söyleseler de şimdiki mevcut ekonomisi çökmüş durumda iken Euro’dan ayrılmaları hiç de fiili olarak mümkün görülmemektedir.
Rusya en son Cuma gün, Güney’deki krize yapacağı yardım için, Troyka’nın bu konudaki kararını bekleyeceğini söyledi. Yardım için kapıyı açık bıraktı. Saris de Rusya’dan döndükten sonra temasların daha bitmediğini ve eskiden 2.5 milyar €’luk Rusya’dan aldıkları kredinin de ertelendiğini, açıklamıştı. Belirsizlik sürmekle beraber Rusya’nın sermayesinin varlığı ve finans sektörü üzerinde etkili olduğu da unutulmamalıdır.
Şimdiki durumda kesintiye tabi olacak olan 5.8milyar €’nun bulunması için sarf edilen çabalarda bazı banka hisselerinin bir kısmının satılmasında ve sermaye takviyesinde Rusya yardımcı olabilir, kendi vatandaşlarının mevduatlarını da korumaya alma bakımından. Ancak bu dahi AB’yi rahatsız etmek için önemli bir sebeptir. Güney Kıbrıs ekonomisinde önemli ölçüde söz sahibi olmak demektir.
En son perşembe günü AB Merkez Bankası, Rum Yönetimi’ne bir teklif önererek, AB Merkez Bankası ve IMF ile anlaşmaya varmak için Pazartesine kadar süresi bulunduğunu ve Rum Yönetiminden 5.8 milyar € ödeme konusunda kendi tekliflerini sunmalarını istedi. Bunu isterken de nakit akışını durdurmak zorunda olacağını hatırlatmıştır. Bakalım Rum Yönetimi bu teklife nasıl bir öneri sunacak? Mantıklı olan her kesimin paylaşabileceği tasarruf önlemleri ve yine uzun vadeye yayılabilecek geniş ağlı bir vergi ve özelleştirme ile bazı varlıkların elde çıkarılması olabilecektir.
Ne cevap vereceklerini ve önerilen yasa tasarılarının içeriğini göreceğiz, ancak Rum Yönetiminin ne AB’den ne de Rusya kaynaklarından vazgeçeceklerini sanmamak gerekir. Bu gün Meclise bankacılık sistemine reform getirecek yasa ile 9 yasa önlem tasarısı sunulduğu bunlardan emeklilik sisteminin de devletleştirileceği öngörüldü.
Bu yazının yazıldığı esnada en son Rum Yönetimi’nin yaptığı açıklamada Kıbrıs bankalarındaki Yunan birimlerinin Yunanistan’a devri konusunda Yunanistan’la bir anlaşma yapıldığı ve gelecek hafta içinde en az iki bankanın bu işleme tabi tutulacağı öngörülmektedir. Bir haftadan beri kapalı olan bankalar dolayısıyla içine düşülen vahim durumu aşmak konusunda Rum Yönetimi adım atmaya çalışmaktadır.
Güney Kıbrıs Yönetimi mevcut durumda hem AB’yi tatmin etmeye yönelik hem de Rusya’nın önemli ölçüdeki sermaye ve mevduatlarını korkutmayacak önlemleri tercih edeceği ve AB’ni yönlendirecekleri ihtimalleri yüksektir. Çünkü AB’nin sert tavırları altında, bu stratejik bölgedeki yerini kaybetmek niyetinde olmayacağını kestirmek de zor değildir. Her ne kadar da Merkel, Güney Kıbrıs’ın AB’yi test etmesi kabul edilemez demişse de, Güney Kıbrıs Yönetimi bu stratejik avantajını her zaman her ülkeye karşı kullanmaktadır.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam