07 Aralık 2016

Güney Kıbrıs ekonomik krizi ve bayrak fetişizmi

Haber İçi Üst

Güney Kıbrıs halkı gaz bulduk daha da zengin olacağız derken iflasın eşiğine geldi. Bu durum hem Güney Kıbrıs’ın hem de Avrupa Birliği’nin ekonomik ve siyasi sistemine olan güveni zayıflatmıştır. Çünkü Güney Kıbrıs bugüne kadar güçlü ekonomik sistemi ile övünerek Kıbrıslı Türkler ile bir ortaklığa karşı durmuştur. Aksine Kıbrıs Türk halkının ekonomik ambargolar altında bırakılmasını sağlayarak, özgürlük taleplerinden vazgeçmelerini sağlamaya çalışmıştır. İlahi adalet tecelli etti ve daha zengin olacağız havasında iken iflasın eşiğine geldiler. Bu durumdan bir insan olarak memnun olduğumu söylemem; ancak Rumlar için bize yaşatılan ve yaşatılmaya çalışılan ekonomik baskıların anlaşılması için bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Umarım güneyli komşularımız, bu krizden sonra ekonomik baskılarla insanlara bir şeyler yaptırmaya çalışmanın ne kadar ayıp ve günah olduğunu anlarlar.
Bu kriz, Avrupa Birliği’nin yetkili kurum ve temsilcilerinin Kıbrıs sorunu çözülmeden Güney Kıbrıs’ı üyeliğe kabul etme yönünde irade ortaya koymalarının hatalı bir yaklaşım olduğunu da kanıtlamıştır. Bu hata ayrıca Türk tarafında AB’nin bir değerler topluluğu değil, çıkarlar topluluğu olduğu hissiyatının da oluşmasına yol açmıştır. Annan Planı sonrası Türk tarafının plana “evet” demesine rağmen, verilen sözlerin tutulmaması, bu hissiyatı daha da güçlendirdi. Güney’deki ekonomik krizin çözümü için devlet gücünün kullanılarak halkın yatırımlarına el konulmaya çalışılması ise AB’nin her zaman insan hak ve hürriyetlerine uygun politikalar izlemediği, Güney Kıbrıs’ın müzakere sürecini tamamlamadan AB’ye alındığı veya bu süreç tamamlandıktan sonra yeterli denetim mekanizmasının oluşturulmadığı şeklindeki eleştirilerin de yolunu açtı.
Bu krizin Rum tarafını bir çözüme zorlamak için kasıtlı olarak mı çıkarıldığı yoksa AB içinde ve dışındaki büyük sermaye gruplarının bulunan gaz rezervlerini ele geçirmek için çıkardığı suni bir kriz mi olduğu henüz açıklığa kavuşmuş değildir. Kıbrıs sorununun çözüm süreci ile gaz rezervlerinin paylaşımı süreçleri, bize bu ihtimallerin hangisinin daha doğru olduğunu gösterecektir. Bilindiği üzere askeri ve siyasi gücü zayıf ülkelerde çıkan çok yüksek değerdeki yeraltı ve yerüstü zenginlikleri o ülkelerin hedef haline getirilerek işgal edilmesini sağlar. Bu yüzdendir ki petrol zengini ülkelerinde yaşayan birçok insandan, eksik olsaydı daha iyi olurdu sözünü defalarca işittim.
Eğer Güney Kıbrıs, Annan Planı döneminde samimi bir şekilde çözümden yana irade ortaya koymuş olsaydı, bu sorun yaşanmayacak; aksine Kıbrıs bir çatışma alanı olmaktan çıkıp ekonomik bir cazibe merkezine dönüşecekti. Bu durum Türkiye’nin AB üyeliği sürecini kolaylaştırıp bölgenin istikrarı için de tarihi bir adım olacaktı. Güney Kıbrıs yetkilileri ne yazık ki tarihi saplantılara kapılarak, hem kendi, hem AB hem de bu coğrafyanın istikrarını daha da zora sokacak bir yol izlediler. Umarım ki, Güney komşularımız, bu yeni süreçte olayları tarihi saplantılar ile değil; coğrafyanın tüm siyasi ve ekonomik dinamikleri ile birlikte değerlendirir ve coğrafyanın ortak geleceğini inşan etmeye katkı sağlayacak politikalar geliştirirler.
Orta Doğu, Afrika ve Asya’da yaşanan ve din, milliyetçilik ve ideoloji perdeleri ile örtülemeye çalışılan çatışmaların esas sebebi bu tür paylaşım kavgalarıdır. Ne yazık ki insanlığın ekonomik ve siyasi bilinci henüz daha, bu sorunların çözümü için insanlık onuru ile hak ve hürriyetlerini rencide etmeyecek çözümler üretebilecek düzeye erişmemiştir. Bu sebepledir ki sorunlar bayrak, milliyet, ideoloji gibi sembolik ve manipülatif yöntemlerle örtülmeye çalışılmaktadır. Güney Kıbrıs’ta bir Fransız vatandaşının Türk bayrağı açması ve sonrasında yapılan saldırı ve yapılan yorumlar bunun açık bir göstergesidir. Bu olay Güney’de bayrak fetişizminin, hala daha siyasi söylem ve eylemlerin önemli bir enstrümanı olduğunu göstermektedir. Gazeteci Hilal Kaplan’ın Türk bayrağı ile ilgili açıklaması sonrası, ortaya çıkan söylem ve eylemler Türk tarafında da bilinçli bir bayrak algısı değil bir tür bayrak fetişizminin hâkim olduğunu göstermektedir. Çünkü bayraklar milletleri değil devletleri temsil ederler. Diyarbakır’daki nevruz kutlamaları aynı bayrak fetişizminin Kürtler arasında da oldukça yaygın olduğunu kanıtlamaktadır. İnsanların sembollere yüklediği anlam, kendi değerlerini aşarsa, o zaman insanlar sembollerin kurbanı haline gelirler. Doğru bir bayrak algısı ve bayrak fetişizmi arasındaki ayırım çizgisi bu dengenin korunabilmesine bağlıdır. Sonuç olarak Güney Kıbrıs ve Türkiye’deki ekonomik ve siyasi gelişmeleri doğru okunabilmesi için de, sembolleri değil ilişkileri tartışmayı öğrenmeye ihtiyacımız vardır. Krizler daha büyük sorunlara gebe olduğu kadar çözüm için de önemli fırsatlardır. Yeter ki, olaylara bakışta iyi niyet esas olsun.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil