08 Aralık 2016

Güney Batı Kafkasya gezisi -2

Haber İçi Üst

Sarp sınır kapısından geçip Batum’a doğru harekete geçer geçmez farklı bir ülkede olduğumuzu hissediyoruz. Gürcistan Türkiye’nin kuzey -doğusunda Karadeniz’in yeşili ile içli dışlı olmuş doğal güzelliklere sahip beş milyon nufusa sahip ilginç bir ülke. Biz önce “Acarya” özerk bölgesinden geçiyoruz. Bu bölgenin başkenti de olan Batum’a doğru ilerliyoruz. Osmanlıdan kalma “Genio Apsaros Kalesini” de geçtikten, kısacası sınırdan 20 kilometre sonra Gürcistan’ın ikinci büyük şehrine ulaşıyoruz.
Daha önce de yazdığım gibi gerek özerk bölge, gerek merkezi hükümetler bu yöreye özel önem gösteriyorlar. Yirmi üç kilometrelik sahil şeridini plajlar olarak düzenleyip ciddi bir turizm potansiyeli yaratmışlar. Nitekim Rusya ve Türkiye den başka, Avrupa ve Kafkas ülkeleri, Arap diyarları da buraya çok miktarda turist göndermeye başlamışlar. Sahillerdeki insan sayısındaki fazlalığı görmek, bu konudaki başarılarının delili gibi duruyordu.

 

Batum
Türkiye’de doğup Gürcistan’da denize açılan Çoruh Nehri üzerindeki eski “Genio Köprüsü’ne” bakarak şehre giriyoruz. Batum gerçekten çok ilginç bir şehir. Burada Avrupa’da bulunan birçok tarihi sanatsal yapının kopyasını görmeniz mümkün. Örneğin Venedik’teki San Marco Meydanı,  St. Petersburg’da ki Hermitage, hatta İzmir’deki saat kulesi bunların başında geliyor. Rehberimiz Serkan’ın dediğine bakılırsa, Gürcüler bu şekilde kendilerini Avrupalı oldukları yönünde gayrete getiriyorlarmış… Gerçi “Possedion heykeli”, “Medea heykeli” gibi kendi efsanelerini simgeleyen yapıtlarda var ama nedense diğer “çakmaları”  daha ön plana çıkarmışlar. Avrupalılık onları öylesine sarmış ki şehrin en geniş meydanını özel olarak düzenleyip “Avrupa Meydanı” adını vermişler.
Batum’un bir başka özelliği ise her yerde kumarhane bulunması. İnanmayacaksınız ama benzin istasyonlarında bile kumarhaneler vardı. Tevekelli değil ya, şeker bayramı boyunca Türk tarafından Batum’a günde elli bin kişi geçmesinin ardındaki sebep bu olsa gerek. Batum’da genellikle Müslüman Gürcüler ve Türkler yaşıyor. Aslında gezdiğimiz her yerde Türk etkisini gözledik. Hemen her yerde Türklerin açtığı restoranlar ve iş yerleri vardı. Özellikle “Orta Cami” olarak bilinen Osmanlı’dan kalma cami etrafında bunların daha yoğun olduğunu fark ediyoruz.
Gürcistan ekonomisi şimdilik dış yardıma bağlı. Başta Fransa olmak üzere Avrupa Birliği’nin ciddi katkıları var. Yakında AB üyesi olmayı bekliyorlar. O kadar ki daha şimdiden her yere AB bayraklarını çekmiş durumdalar. Rehberimiz Serkan Sayar’ın verdiği bilgi ile biraz daha şaşırıyorum. Aylık maaşların 150 dolar civarında olduğu bir ülke Avrupa Birliği’ne nasıl girer diye iyice afallıyorum. Gerçi yatırımlar arttıkça ekonominin de gelişeceği beklentisi var. Bunun ilk sinyalleri de turizmde alınmaya başlamış ama bu yönde daha çok yol almaları gerekiyor.
Şarapçılık da çok gelişmiş. Şaraplarının dünya piyasasında çok değerli olduğunu da belirteyim.
Standart bir daireyi şuan 80-90 bin TL’ye alabiliyormuşunuz ama birkaç yıl sonra bunun olasılık dahilinde olmaması bekleniyormuş. Bu nedenle rant beklentisi içindeki yabancılardan dahi çok sayıda insan gelip Karadeniz kıyısında mülk edinmeye başlamış.
Bu bilgileri de aldıktan sonra sahilde bir lokantaya yerleşiyorum. Bizdeki peynirli pideyi andıran Gürcü Milli yemeği “Khachapuri’yi” bir bira ile birlikte mideye indirip yol için hazırlıklarımı tamamlıyorum. Onu hazmetmek için deniz kenarında muhteşem organize edilmiş devlet parkını dolaşıyoruz. Gerçektende bu park Avrupa’daki birçok ünlü parka güzellik ve aktivite yönünden fark atmış şekilde düzenlenmiştir.
Birde botanik bahçesi varmış ama gezmesi saatler alırmış. O da çok önemliymiş. Ama biz zaman darlığından giremedik.

Tiflis
Sonuç olarak Batum’a doyamadan Tiflis’e doğru yola çıkıyoruz. Yol boyunca ülke ekonomisinde özellikle büyük baş hayvancılığın önemli yer tuttuğunu anlamak mümkün oluyor. İnekler ve öküzler başıbozuk ovalarda otlanıyorlar. Arada yollara da umursuzca çıkıp trafiği durdurabiliyorlar. O kadar ki bir ara kendinizi Hindistan’da zannedebilirsiniz. Gerçekten de Gürcistan’da bu hayvanların adeta dokunulmazlığı var. Trafiği tıkadıklarında kimse onları hareketlendirmek için dürtmüyor. En olmadık yerlerde, mesela şehirler arası yollardaki tünellerin içinde yola uzanmalarına kimse ses çıkarmıyor…
Yollar standart, yeşil orman arazileri arasından yaklaşık altı saatlik bir yolculuktan sonra çok geç saatlerde Tiflis’e giriyoruz. Hafiften karnımızı doyurup şehri gezmeyi ertesi güne bırakarak yatıyoruz.
Sabah erken kalkıp şehri tanımaya başlıyoruz. İki milyonluk nüfusu ile Tiflis tipik bir Sovyet şehri. Klasik yapıları ile Batum’dan çok farklı. Eski ipek Yolu üzerinde bulunması nedeniyle tarih boyunca önemini korumuş olan şehir, şimdilerde de Bakü-Tiflis -Ceyhan petrol boru hattının geçtiği yer olması nedeniyle eko-coğrafik değerini korumaktadır. Şehir Kura nehrinin iki tarafındaki havzaya yayılıyor. Petrol çok ucuz. Bunun sonucu olarak en uzak mesafeye dahi beş Lari’ye gidilebiliniyor. Bir Türk lirası, 0,8 Lari’ye tekabül ediyor.
Jardam Caddesi’nden geçerken burada hala daha Türk Azeri, Ermeni ve Gürcülerin iç içe dostça yaşadığını öğreniyor, bunu başka coğrafyalarda neden başaramadıklarını sorgulayıp hayıflanıyoruz. Tarihi “Sioni Kathedrali”, “bit pazarı” ve “Mtatsminda tepesinde” ki milli parkı geziyor şehrin panaromik resimlerini alıp yola koyuluyoruz.

Gori- Ahiska
Sonraki durağımız Gori. Burası bir dönem dünyanın yarısına hükmetmiş Sovyet başkanı Stalin’in doğduğu kent. Dolayısıyla ona adanmış geniş bir müzeyi gezmeden geçmiyoruz. Açıkçası Stalin hakkında bilmediğim birçok şeyi bu müzede öğrenmiş bulunmanın mutluluğunu da yaşadım. Ayrıca dev Sovyet sanayinin fabrikalarının nasıl atıl vaziyete gelip ahıra dönüştüğünü de bu şehirde bizzat görerek ciddi bir şaşkınlık yaşadım.
Buradan Ahiska’ya (Athaltsike) yöneliyoruz. Rehberimizin bize anlattığı, Stalin tarafından Sibirya’ya sürülen Ahiska Türklerinin hazin hikayesini dinlerken, Ahiska kalesi, onun söylemini doğrularcasına kasvetle birden önümüze dikildi. Fazla acıdan mıdır nedir, orada durmak nedense kimsenin içinden gelmedi hızla yola konulup, Türk Gözü Sınır Kapısı’na ulaşıldı.
Bu kapı daha ziyade Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ulaşımı sağlamak amacı ile açılmıştı. Geçişimiz Sarp’taki gibi oldu ve hızla sınırın karşı tarafına geçtik. Kars’a doğru yola çıkıldı…

Yarın: Kars-Ani- Sarıkamış- Erzurum

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil