03 Aralık 2016

Gündemin dışındaki gündem

Haber İçi Üst

Çoğunuzun gündemi ne bilmiyorum. Belki LefkoşA seçimleri, belki hükümet icraatları. Ya da Güney’de ki krizin yansımaları. Belki de Ercan’ın özelleştirilmesinin yarattığı sıkıntı. Hepsinden sıkıldım. Kendi gündemimi yarattım. Hade buyurun bakalım, size anlatayım

Yangın helikopteri ne oldu?
Nisan ayına girdik. Malumunuzdur. On beş-yirmi günlük bir zaman sonrasında Kıbrıs Adasına mahsus meşhur sıcaklar başlayacak. Yanıp kavrulacağız. Bizim yanıp kavrulmamız önemli değil. Madem bu coğrafyada yaşamayı seçtik bedelini karşılayacağız. Klimalarımızı açıp elektrik paralarını ödeyeceğiz.
İnanın, sıkıntım sıcakların kapıya dayanmasından değil. Derdim, artacak ısı ile kalan az sayıdaki ormanımızın yine tehdit altında olmasıdır. Açıkçası, her sene hektarlarca yeşil alan yandıktan sonra büyüklerimizin “en kısa zamanda alacağız” sözlerini bu sene duymak istemiyorum. Kimse bana “para yok” demesin. Önümüzdeki iki yılda üç seçim planlayarak harcama yapacak devletin yüzlerce yıl geleceğine de ayıracak parası olmalıdır. Ben bilmem vallahi ama bu çevreci milleti artık uyumuyor. Bu yıl yangın çıktığında, “uçak Adana’dan kalktı geliyor, Ağrotur üssündeki helikoptere izin alınıyor” diye masal söyleyeni tele alacakları kesindir. Benden hatırlatması…

Abdullah Çavuş’un hikayesi: Kardeşini Vur!
Aral Moral’ın kaleme aldığı, bir Khora Yayını olarak kitap halinde yayımlanan, dedesi “Abdullah Çavuş’un” hikayesini ibretle okudum. Öyküyü, Kıbrıs Adası’nın en trajik döneminde yaşanmış dramatik hayatlardan birinin kağıda dökülmesi olarak değerlendiriyorum. Ada üzerinde daha ne kadar çok toprağı, vatanı, ulusu için çalışmış da, kıymeti bilinmemiş hatta aşağılanmış insan olduğunu zaten biliyoruz görüyoruz. Evet “silahları biri getirmeseydi kim neyi kurtaracaktı?” Çoğu milli mücadelelerde isimsiz kahramanların sırtından sahte kahramanlar yaratıldığı bilinen bir gerçektir. Bu sadece bize mahsus bir şey de değildir. Ne var ki zaman içinde gerçeklerin ortaya çıkması için de yazılan tarih kimseyi affetmemektedir.
Evet. Çok ilginç bir hikaye olmuş. Zaman zaman heyecanla ne olacağını merak ettim, zaman zaman “yok da be bu kadarda olmaz” dedirten olayları okudum… Hepsi bir solukta bitti. Ama özellikle SON SÖZ kanımı dondurdu. Gözlerim doldu.
Tavsiye ediyorum. Mutlaka okuyunuz…

Kapalı alanda sigara içilir mi?
Bu ülke de kapalı alanda sigara içilir mi içilmez mi? Kanun nazarında içilmez. Ama pratikte kanunu yapan meclis içinde dahil, her yerde içilir…
Peki bu ülkede çocukların bakkallardan maketlerden sigara satın alması normal midir ? Zinhar! Yüce Meclis’in yaptığı “Yasa” ya göre bu ciddi bir suçtur. Gel gör ki takan yok. Denemesi bedava. İsteyen hemen bebesini bakkala yollasın. On dakika sonra paketle geri dönmezse ne isterseniz yapmaya hazırım…
Yasa var. Uygulayan yok. Neden? Çünkü vizyon yok.
Sonra da “Ülkede kanser arttı, kalp hastalıklarından ölüyoruz” diye ağlıyoruz. Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim. Son zamanlarda elektronik sigaraya doğru bir yöneliş var. Açık ve net belirteyim: Sigara olan her muhteva ÖLDÜRÜR.
Bıçak kemiğe dayanıyor ey yetkililer, gereği arz olunur… Yoksa…

Doğanköy Cami
Öyle dini bütün bir adam değilim. Namaz kılmam, oruç tutmam hatta doğru dürüst kelime-i şehadet getirmeyi bile bilmem. Tanrıya inancım vardır da dinsel bir bağlılığım yoktur. Sanırım Tanrı ile arama bir şeyler sokmayı hiç istemedim.
Din çok etkilemez beni de nedense dini yapılara karşı özel bir ilgim vardır. İstanbul’da Ayasofya, Sultan Ahmet ve Ortaköy Camileri favorimdir. Barselona’nın simgesi, bitmeyen kilise olarak da anılan La Sagrada Familia (Kutsal Aile) Kilisesi yanı sıra Paris’teki ünlü Notre Dame Kilisesi de benzerlerinden farklı etkilemiştir beni. (Vatikan’ı gezerken ki hissiyatımı hiç kategorize edemem).
Hal böyleyken ülkemizde yapılan yeni dini eserlere camilere üzülürdüm hep. Lego gibi görünürler gözüme. Neden sanatsal yönden de dikkate alınmazlar yapılırken diye hayıflanırım. Aradan bunca yıl geçmişken hala daha Lala Mustafa Paşa yada Selimiye Cami’ni bir kenara bırakın, Laleli Cami kadar dahi güzel bir ibadethane yapılmamasına üzülürdüm.
Ama şimdi Doğanköy’e Bellapais yoluna bir cami yapılıyor ki inanamazsınız. Etraftaki yüzlerce yıllık ağaçlar korunarak arsaya oturtulmuş olan bu cami daha bitmeden, yanından geçeni içine ibadete çağıracak kadar güzel yapılıyor. Sanırım beş yüz yıl sonra insanlar Bellapais Manastırı kadar, bu camiyi de ziyaret için ülkemize gelecektir. Emeği geçenlerin eline sağlık…

Anlayamadıklarım
Rum mudiler kalabalık kuyruklar halinde bankaların önünde beklerken aralarına gelerek Türk bayrağı açan Fransız turist kimdi?
Orada ne yapıyordu ya da ne yapmak istedi? Güney Kıbrıs’ta Türk bayrağı ile ne işi vardı? Böyle bir eylemin olumsuz sonuç doğuracağını bilmiyor muydu? Bu zat, delimiydi yoksa bir ajan provokatör mü? Bu soruların cevabı yok. Anlamadığım şeyse bunları soran da yok…

 

Ve Şiir…

GECEYDİ…
Geceydi…
Yaprağından düştü menekşe
Mor oldu
Tuz oldu
Kan oldu…
* * *
Geceydi…
Hiçbir yerde ve hiçbir zaman öylesi yaşanmamış sevinçler bıçaklaştı
Bıçak yüreğe battı
Yardı
Yarılan yürekten aktı acı…
* * *
Geceydi…
Bir telefon çekildi fişten
Çok arandı
Kitaplara sığmaz bir inattı
Hiç açılmadı
Açılmayan telefon, bir sigara içimi aralarla arandı…
* * *
Geceydi…
Gecenin karmaşık gözlerinden bir film şeridi geçti
Seyretti
Dramatolojisi çok siyah-beyaz
Az gülüşleri renkli…
* * *
Geceydi…
Sordu:
– Neden?
Dipsiz uçurumların ağzından, sessizliğin, o dehşetengiz yankılarıyla geldi yanıt:
– Neden?
Titreyişlerle çoğaldı soru:
– Neden? Neden? Neden? Ne… n….?
* * *
Geceydi…
Gece, camdan bir küreydi
Düştü 8’gen bir gezegenden
Düştü bütün hızıyla
Kırıldı
Her parçası bir kuytuya savruldu
– Kim duydu?
* * *
Geceydi…
Gecenin bekçisiydi
Nöbet bitmezdi
Felaketti…
* * *
Geceydi…
Gecede zaman topaldı
Bardağından dökülen su donmuştu
Akmazdı
Bir şiiri kesmişlerdi ortadan
bir şarkıyı yakmışlardı
Gecenin bıyıklarına ne çok tütün bulaşmıştı
Gecenin bıyıkları nikotin kokardı…
* * *
Geceydi…
Bir telefon fişten çekilmişti
Fasılalarla arandı
Açılmadı
Bir dinamit yığınıydı gecenin göğsü
Patladı…
* * *
Geceydi…
Gecenin içinde ne varsa kederdi
Bekledi…
Bekledi…
Bekledi…
Beklemek…
Beklemek felaketin ta kendisiydi…
Geceydi…
   Bülent FEVZİOĞLU
   “BİR YANIM YAZI BİR YANIM ŞİİR” isimli kitabından…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam