03 Aralık 2016

“Görünca elektrik çarpmışa döndüm”

“Görünca elektrik çarpmışa döndüm”
Haber İçi Üst

 Yapımcılığı ve yönetmenliğini yaptığım bir yastıkta 50 yılın bu haftaki konukları Girne’den. 53 yıllık evli Mübeccel-Hasan Kutay çiftinin belgesel tadındaki yaşam hikayesini keyifle okumanız dileğiyle.

Ali Atamer: Mübeccel teyze Leymosun doğumlusunuz ama Alehtorada ve Lefkoşa’da geçen yaşam serüveninde anlatacak daha çok şeyin vardır mutlaka
M.K.:
Alehtora doğumluyum. Bayanlar yaşını söyler mi ama 1940 doğumluyum. aile nedenlerinden dolayı 3 yaşından sonra Lefkoşa’ya taşındık. Bu arada köye bağ bozumuna, zeytin, harnup toplamaya her sene giderdik.
Ali Atamer: Bağ bozumu nedir?
M.K.
: Bildiğiniz gibi Alehtora üzümleriyle bağlarıyla ünlü bir yerdir. Herkes gibi bizde orda kendi çabalarımızla bağ bahçe yapmıştık. Şarap yeni yeni yapmaya başlamıştık köyde. Paluze ve guru üzümleri bundan yapardık. Zaten Köyün bütün ürününü Leymosun’a köye satarlardı.
Ali Atamer: Güzel paluze nasıl olur?
M.K
.: En güzeli benim için sultanı üzümden yapılandır. Tadı da rengi de daha güzel olur. Bir bardak şira üzüm suyuna, bir müddet özel toprakta bekletin ki üzüm suyunun yeşilliğini acılığını alsın. Sonra süzersiniz hiç şeker koymadan nişasta koyarak muhallebi kıvamına getirisiniz. Ve ondan sonra köfter ve sucuk olur. Bağın hem yaprağından hem kuru üzümünden hem de sucuğundan faydalanırsınız.
Ali Atamer: Mübeccel teyze değirmen var mıydı köyde?
M.K.
: Eski değirmenlerin görüntüsü hala daha gözümün önünde. Hayvanlar çekerdi o değirmeni. Ve herkes ilk yağ çıktığında ekmeğini alıp oraya gider gabira yaparlardı ve balınan, zeytinyağıyla bir güzel yerdik. Köyümü çok severdim. Dedem mutlaka beni eşekle gezdirirdi. Çok özledim oraları. Ama şimdi evimizi yıktılar çok yabancı gelir bana o yerler artık.

Ali Atamer: Köyün adı nereden gelmekte? Bilginiz var mı?
M.K.:
Alehtora horoz demekmiş. Eskiden İslam liderleri vardı ve onlar bizim köye girerken Pisuriye çıkmışlar ve onunda anlamı karanlık demekmiş. Yakın köylerdi zaten. Ve bizim köye geldikleri zaman artık gün ağarmış horozlar ötermiş. Ve adı öyle kaldı.
Ali Atamer: Peki Mübeccel teyze atalarınızın nerden geldiğine dair bilgi var mı?
M.K.:
Benim babam Finikelyidi . Hacı dervişlerden. Babam ayakkabı tamiri imalatçısıydı ve Kıbrıs’ta hazır ayakkabılar pek yoktu İngiliz hükümeti zamanında da ilk ödülü vermişlerdi tahtadan kalıp yaptığından dolayı.
Ali Atamer: Mübeccel teyze güzel anlatımından zaman tünelinde yolculuk yaptık. Dilersen şimdi de Hasan dayımızı tanıyalım.
H.K
.:İşimize geldiğinde Karpazlı işimize geldiğine Meseryalıyık.
Ali Atamer: Sonuçta adalıyız değil mi?
H.K.
: Evet doğru. 1937 Kilitkaya doğumluyum. Biz Arnavutlardan gelmeyik. Oldukçada geniş bir aile yapımız var. Eski adı Gıritya. İlkokulu köyde bitirdim. Ortaokulu Mağusa’da okudum. Lise hayatımı Lefkoşa Türk lisesinde geçirdim.
Ali Atamer: Köyde doğup büyüdüğünden ötürü için köy işlerinin içindeydin değil mi dayıcığım?
H.K.:
Babam köyün şirket katibiydi ve muhtarıydı. Harup ve zahre alımları yapardı. 7 kardeşdik ve diğer kardeşlerim tarlaya giderken ben babamın yanından ayrılmazdım. Aklımda kalanlarıyla zahreler yığın olurdu ve onarlı mühürlerdik biri almasın diye. O mühürleri babam bana yaptırırdı. Babama yardımcıydım. Köyün bakkaliyesinde de yardımcı olurdum ona.

Ali Atamer: Küçük bir ada olmamıza rağmen çok zengin ve birtakım farklılıklar gösteren bir kültüre sahibiz diye düşünüyorum. Sence neydi bu farklılıklar veya benzerlikler?
H.K.:
Çok benzerlik var eşimin köyüyle. Alehtora ve Kilitkaya köylerinin tabiatı hemen hemen aynı. Gonuşmalarda aynıdır. Baflıların gonuşması aslında daha farklıydı. Mehmetcik ve Ziyamet köyündeki gonuşmalarda bize göre farklıydı. Ben molohiyayı Lefkoşaya gelene gadar bilmezdim. Geldim burada yedim. Nohutlu ekmek bizim köyde yapılmazdı. Hanımınan tanıştıktan sonra yedim. Bizde şinno bitta, zeytinli hellimli yaparlardı. Otlu ekmek derlerdi bizde.
Ali Atamer: Okula gidebilme imkanın var mıydı Mübeccel teyze?
M.K.:
2 sene kız lisesine gittim. Fakat bir öğretmenle tartışmamız olunca St. Joseph Okulu’na gittik ve devam ettik orda. Ya ölüm ya taksim diye bağırdığımızda valiliğin önünde işte o milliyetçi duygularla gittim Fransız kız okuluna. Farklı bir kültür vardı orda ama öğretmenler yabancılık çektirmedi bize. Rum tarafında bir okuldu. Lisanımız çok gelişti orda.

Ali Atamer: Yasemin kokulu şeher desek…
M.K.:
Onu da söyleyeyim size. Biz onları hurma dalına ve ipliğe dizer boğazımıza asardık. Yasemin görürkenden ilk aklıma gelen Lefkoşa. Çocukların ellerinden satılması gözümün nünden gitmez.
Ali Atamer: Hasan dayıcığım yüzyıllarca bu adayı dini dili ırkı kültürü farklı olan iki toplum paylaştı. Ama bu paylaşımlar 1955’lerden sonra bitti. Bu konuyla ilgili bir şeyler söylemek ister misin?
H.K
.: Köyüm Türk köyüydü. Gomşu köyde Büyükkonuk’ta Türk ve Rum yarı yarıyaydı. Aklı başında Rumlarda vardı. Babamın çok yakın dostları vardı ama onlarda azınlıktaydı. Gayet düzgündü ilişkiler. Benim gızgardaşım evlendiğinde düğüne en az Türkler gadar Rumlar da gelirdi. Öyle iyi ilişkilerimiz vardı. Nisanda paskaları vardı ve pilavuna yaparlardı muhakkak bize de yollarlardı. Ama sonradan bozuldu ilişkiler.
Ali Atamer: Eskiye özlem var mı?
M.K.
: Vallahi ben sıcak komşuluk ilişkilerini özledim.
Ali Atamer: Hasan dayım tanışma faslının iki ayrı hikayesi olduğunu söyledi. Türk filmlerini andıran bir aşk hikayesi herhalde.

M.K.: Hasanın akrabası vardı. Bizim gomuşumuz olurdu ve annemle çok samimiydiler. Biz köyden geldiğimiz için tutucuyduk sağa sola bakmadan yürürdük. Hasanda halasına geldiği için orda tanıştık. Kız lisesinde özle günler olurdu. Ben da spora çok meraklıydım. Okul kaptanıydım. Orada devamlı benim fotoğrafımı çektirirdi Hasan. Benimde hoşuma giderdi tabi. Annem Hasan’ın akrabasına devamlı gitmemde rahatsız olduydu. Canı sıkılmaya başladıydı.
H.K.: “54” senesinde ben liseye başladım Lefkoşa’da. Bir akrabamız olduğunu bilirdim. Akrabamın gomşularının Mübeccel olduğunu bilmezdim ama. Okulda oynarken bir gün bir gadıncık geldi der bana “dışarıda duran bir bayan var seni ister”. Gittim baktım “Hasan beni tanıdımın ben halan” dedi. “Ne gelmen oğlum oyandan bana”. Ben tabi yurtta galırdım. İlk orda gördüm Mübeccel’i. Hani şimdi derler ya elektrik çarptı bizim öyle oldu. Gittim arkadaşımın yanına dedim “bana bişeyler oldu halamın gomşusunun gızını görünca.” “Be kerata aşık oldun” falan dedi bana. Okuldan gaçar gider görürdük Mübeccel’i… Başladık bu sefer halama da sık gitmeye. Şimdi sezerim bizim hanımın annesi başladı bir çıkışır Mübeccel’e biz utanırık gaçardık.
Ali Atamer: Mübeccel teyzeciğim içten içe olsun güzel duygucuklar besler miydin Hasan dayıma?
M.K.: Yakışıklıydı yani Hasan.
H.K.: Mübeccel Hanım ilk aşkımdı.
Ali Atamer: Düğün gelenek göreneklerimiz her bölgeye göre küçük farklılıklar gösterir diye bilirim.
H.K.:
İki kısımda oldu düğün. Köyden gelenler tez ayrılacağı için evimizde yaptık yemekli . Öğleden sonra da çağlayan gazinosunda yaptık.
M.K.: Cemaliye Hanım gelin etti bizi. Ama gelinliğimi şimdiki TDP Başkanı Çakıcı’nın annesi diktiydi. İpekci kızlar derlerdi onlara. Tacımı da kimde olduğunu unuttum. Gelin resmimizi Foto Ümit çektiydi. Davul zurnaynan telli duvaklı gelin olacak demişti annem nitekim öyle oldu.
H.K.: Zurnacı bizim köylüydü. Mehmet dayı vardı davulcu. Hepsi bizim köylüydü. Eşim bebek gibi görünürdü gelinliğin içinde. Bizim düğün olacağımız günde çağlayanda bir muhteşem orkestra vardı. Ama bunların kunturatı bittiydi 4-5 gün öncesinden. Gittik konuştuk ve orkestra çaldı düğünde blues-cazz türü bir müzikti yaptıkları. Arjantin ya da brezilyadan geldilerdi.
Ali Atamer: “58”den başlayarak “74”e kadar olan mücadele yılları her Kıbrıslı türkün yaşam hikayesinde önemli bir yer tutar. Sizinde mutlaka kitaplara konu olacak yaşanmış gerçek hikayeler mutlaka vardır bizimle paylaşacağınız.
H.K.: “
55” senesinde EOKA başladığında ben lise 2 deydim. O günler sıkıntılıydı. Hatta İngiliz askerleri geldi bizim okula hepimizi gırbaçladılardı. Onu da neden yaptılardı anlayamadıydık. ‘60 senesine gadar trafik dairesinde çalışırdım. Eşimde maliyede çalışırdı. Ben hanıma yakın olsun diye inşaat dairesine gittim genel merkezine. Orda bir tek Türk vardı Halit Bey diye. Orada bir Rumunan atıştık. Bir gazetede spor sayfasında gördüğü haberi okudu ve bana “hade be kokar Türkler siz top mu bilirsiniz oynayasınız. Ben da ne var” dedim. Fenerbahçe 3-1 dayak yedi balkan kupasında der tekrar. Neden bize kokar Türkler kokar dedin. Madem öyledir ben da sana gavur derim o zaman. Dosyayı da yüzüne savurdum. Orda bir Rum olduğu için solcuydu araya girdi ve ayırdı bizi hade dışarı dediler bana. Öyle olunca o zamanlarda Kıbrıs ordusuna müracaat kabul edilirdi. Gittim savunma bakanlığına Osman Örek varıdı. Ama düşük maaşla 1 2 mayıs 1962’de askere girdim. Ne eşimin ne babamın kimsenin haberi yoğudu. Kimse benim askere gideceğimi tahmin etmezdi. Evlilik hayatımın en zor dönemini yaşadım. Gerçekten zaman zaman çatırdadı bu yüzden evliliğim. “63” olayları başlayınca subay çıktık.
M.K.: Bir gece dendi ki herkes bir eve toplansın. Yanımızda kerpiçten bir ev vardı. Bütün gün garşılıklı silahlı çatışma devam etti. Biz sabahladık. Korku vardı çok. Annem babam orada ve devamlı gay ederdim. Herkes bir yere dağılmaya başladı. Hemen çıktı Hasan geldi. Aman dedim çare bul. Aldı bizi giderken her geçtiğimiz yerden dikkatli olun derdi bize mücahitler. Girne kapısına kadar gelebildik. Annem dedi “oğlum burada dur enip yeri öpecem.” Fotoğraflar galdı. Üzerimizdeki elbiselerle geldik. Çocuğumun bezlerini bile alamadık. Hasanın arkadaşını evinde 3-5 ay orda galmak mecburiyetinde galdık.
H.K.: O zaman ne çocuğu ne hanımı düşünürdük. Benim için sıkıcı bir durumdu. Anacak boş olduğumda aklıma gelirlerdi.
M.K.: Hasan sen gelemezsen oğlumu da alayım derdim. Meğerlim çıkartma planları yaparlardı biz bilmezdik. Sakın dedi evden çıkma. Eşim çok soğukkanlıdır. Bekleyelim görelim der hep.
Ali Atamer: Kıbrıs tarihine ve kültürüne ışık tuttunuz. Nice nice yıllara diliyoruz.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam