08 Aralık 2016

Gezi Parkı mesajları

Haber İçi Üst

Günlerdir Türkiye kamuoyunu meşgul eden Gezi Parkı olayları, KKTC’deki bazı kişilerin devrimci ruhunu uyandırmış gözüküyor. Türkiye bizim içişlerimize karışıyor diye şikayette bulunan bu arkadaşlar, Türkiye’de devrim olsun diye yoğun bir çalışma içerisine girdiler. Rahmetli Rauf Denktaş ile yaptığım bir sohbette, Türkiye’nin içişlerine bu kadar müdahil olmasını doğru görmediğimi söylemiştim. Denktaş Bey bu tür eylem ve söylemlerini, Türkiye Hükümeti’nin milli davadan saptığına olan inancına bağlamıştı ve bu konuda samimi olduğundan şüphem yoktur. Ulusalcı çevrenin büyük bir kısmının Gezi Parkı olaylarında taraf olmalarında bu anlayışın etkili olduğu kanaatindeyim. Rahmetli Denktaş’ın mücadelesini verdiği milli dava, Türkiye ile entegrasyon mantığı üzerine kurulu idi ve bu anlayışa bağlı olarak da Annan Planı’na karşı çıkmıştı.
Rahmetlinin bu karşıtlığını, anlamak mümkündür. Ancak Lefkoşa Türkiye Büyük Elçiliği önüne gidip Türkiye’nin iç siyasetine yönelik mesajlar veren solcu görüntülü grupların, bunu ne adına yaptıklarını tam olarak anlayabilmiş değilim. Eğer bunu, Türkiye’deki siyasi gelişmelere müdahale için yapıyorlarsa, o zaman bazı Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin KKTC’nin iç siyasetine yönelik yaptığı siyasi müdahalelerden şikâyetçi olmamaları gerekir. Eğer Gezi Parkı olaylarına yönelik desteklerini insanlık adına yapıyorlarsa o zaman da tüm tarafların doğru ve yanlışlarını görerek eleştirilerini tarafsız olarak yapmaları lazımdır. Yok, bunu Türkiye’deki sağ ve sol arasındaki rekabetin bir tarafı olarak yapıyorlarsa, o zaman da Türkiye’nin buradaki sağ ve sol görüntülü rekabette taraf olmasını sinelerine çekmeleri lazımdır.
Gezi Parkı olaylarında taraf olanların amacı, Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiyesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sürecinde ortaya çıkan siyasi ve ideolojik tartışma ve çatışmalara taraf olmak ise o zaman Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihini çok iyi okumaları gerekir. Ancak şunu da bilsinler ki, Türkiye Cumhuriyeti tarihi hala daha doğru dürüst yazılmış değildir. Çünkü devlet okullarında bile “Türkiye Cumhuriyeti tarihi” diye bir ders yoktur. Türkiye Cumhuriyeti tarihi yerine hala daha Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersi okutulmaktadır. Halbuki Atatürk İlke ve İnkılaplarının Türkiye Cumhuriyeti tarihi dersinin içerisinde okutulan bir konu olması lazımdı. Bu durum, hala daha Türkiye’de doğru dürüst bir cumhuriyet fikrinin bile oluşmadığının açık bir göstergesidir.
Cumhuriyet fikrinin önem kazandığı dönemler, krallıkların egemen olduğu dönemlerdir. Çünkü o dönemde halkların iradesi ile Kralların iradesi arasında bir egemenlik mücadelesi bulunmaktaydı. Bugün Türkiye devletinin bir cumhuriyet sorunu bulunmamaktadır. Türkiye’nin bugünkü sorunu bir demokrasi ve insan hakları sorunudur. Bu sorun, insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletinin ruhunu taşıyan bir Anayasa’nın, devletin esası haline getirilmesi ile çözülebilir.
Gezi olaylarının ortaya çıkışı, Türkiye’deki değişimin önündeki en büyük engellerden olan PKK terörünün bitişi ve Anayasa değişikliğinin gündemi meşgul ettiği bir döneme denk gelmesi tesadüf olmasa gerek. Bu sorun Türkiye’deki sivil toplumun iradesinin gücünü göstermesi açısından takdire değerdir. Çünkü sivil toplumun işlevinin zayıfladığı toplumlarda, insan hakları ve demokrasi kültürü de zayıflar. Bundan dolayı, sivil toplumun eylem ve söylemleri, sivil toplum bilincini zayıflatacak ya da sivil toplumun baskı altına alınmasına yol açacak şekilde olmaması lazımdır.
Sayın Erdoğan’ın bu süreci yönetim tarzı oldukça eleştiri konusu olmuş ve bazıları tarafından bu tarzı bir korku tüneli yaratarak toplumu baskı ile değiştirme arzusunun bir yansıması olarak değerlendirilmiştir. Sayın Erdoğan’ın, üslubunu eleştirenlere cevap verirken rahmetli Adnan Menderes’in ağırbaşlı olmasına rağmen arkadaşları ile birlikte idam edilmiş olmasına değinmiş olması, siyasiler üzerinde kurulmaya çalışılan baskıya karşı bir direnç olarak bunu yaptığını ima etmektedir. Buradan anlaşılıyor ki, Sayın Erdoğan, Adnan Menderes’in yaptığı gibi iyi niyet gösterisi şeklinde bir gevşeklik gösterip, kendisini alaşağı yapmak isteyenlere bu fırsatı vermeyecektir.
Ancak Sayın Erdoğan toplumun makul talepleri ile bu talepler üzerinden kendisini sıkıştırıp baskı altına almaya çalışanları ayırmadan hareket ederse, bundan hem kendisi hem Türkiye halkı zarar görebilir. Bunun olmaması için Sayın Erdoğan ve hükümetinin, bu süreci yönetirken sivil toplumun işlevini zayıflatmadan, tüm farklı kesimlerinin korku ve beklentilerini dikkate alan bir strateji geliştirmesi gerekmektedir. Bunun için de Anayasa değişikliği sürecine hız verip, Gezi Parkı eylemlerinin de verdiği makul mesajları Anayasa değişikliği sürecine dahil ederek tüm tarafların korkularının giderildiği ve beklentilerinin azami ölçüde karşılanabileceği yeni bir toplum sözleşmesinin (Anayasa’nın) Meclis’ten geçmesinin sağlanması gerekmektedir.
Türkiye’nin siyasi aktörlerine ve konjonktürüne bakıldığında, bu şartlarda Başbakan Erdoğan’ın dışında bu değişimi başarabilecek hiçbir parti lideri gözükmemektedir. Sayın Erdoğan’ın bunu başaramaması durumunda, Türkiye’nin bu kısır döngü içerisinde enerjisini tüketmeye devam etmesi kaçınılmaz olacaktır. Erdoğan muhaliflerinin, Erdoğan’a muhalefet edeceğiz diye Türkiye’deki değişim sürecinin önüne gereksiz engeller koymamaları gerekir. Türkiye muhalefeti, bu değişim sürecini fırsata çevirip Erdoğan’ın önünü kesmek için kullanmak yerine temsil ettikleri kitlelerin arzu ve beklentilerinin bu değişim sürecinde yeni Anayasa’ya nasıl yansıtılacağı üzerine kafa yorarsa, bu hem temsil ettikleri kitleler hem Türkiye’nin faydasına olacaktır.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil