11 Aralık 2016

Gelişmekte olan ülkelerin para istikrarı ve tahvil piyasaları…

Haber İçi Üst

Gelişmekte olan ülkelerin borsalarında ve para kurlarında istikrarsızlığa gidilmesi bu ülkelerin merkez bankalarını, istikrarı sağlamak için, bu yönde önlem almaya sevk etti.

ABD ekonomisinin toparlanma sinyalleri ile FED’in tahvil alımlarının kısıtlanmasıyla ilgili açıklanan tutanakların etkisi ve doların değerlenmesi, gelişmekte olan ülkelerin para piyasalarını ve kurların oynaklığını arttırmıştır.
Uluslar arası piyasalardaki dalgalanmadan en çok borsa İstanbul etkilenmiştir. Bu hafta Borsa İst. 100 endeksi bu yılın ve son 10 ayın en düşük seviyelerine düşerek % 67’leri görmüştür.

Uluslar arası piyasalardaki dalgalanmadan, gelişmekte olan ülkeler etkilenmiş ve son dönemde bu ülkeler arasında en fazla etkilenen Türkiye, borsa İstanbul olmuştur. Brezilya % 8.07, Taylan % 11.87, Hindistan % 12.95, Endonezya % 16.5, Şili % 14.75, Türkiye % 20.76
değer kaybetti Bu hafta içinde de yoğun satış olması ve alımların satışları karşılamaması borsayı düşürmüştür.
Aynı şekilde dolar ve Euro’da da yükselişler olmuş yabancı paralara karşı Türk Lirasında değer kaybı yaşanmıştır. Bir haftada %3 e yakın bir değer düşüşü olmuştur. Dövizin yükselmesi dolayısıyla geçen gün Merkez bankası 350 milyon $’lık döviz ihalesi açtı ve bu şekilde talebin düşürülmesine ve değer kaybının önlenmesine çalışıldı. Ancak dolar kurunun bir süre daha yükseleceği izlenimi, vermektedir. Son zamanlarda dünyada bu gelişmelerden etkilenen ve değer kaybeden paralardan TL, 5. sıradadır. ABD’nin yeni para politikasının gelişmekte olan ülkeleri etkilemeğe devam edeceği yorumları ekonomi çevrelerinde ağır basmaktadır.

ABD’nin tahvil alımlarını kısması, Türkiye dahil gelişmekte olan ülkeleri etkileyebilecektir. Çünkü dünya ekonomik krizinden bu yana 5 yıldan beri dünyaya para pompalanması ve tahvil alımlarının genişletilmesi, Türkiye dahil bir çok gelişen ülkelerin ekonomilerini sermaye transferleri dolayısıyla olumlu etkilemiş, büyümelerine de katkısı olmuştur.
Bu dönemde dünyada bollaşan uluslar arası sermayenin kaynak olarak bu ülkelere getiri ve kar amacıyla yönlenmesi, ilgili ülkelerin de yatırımlarına ve üretimlerine de olumlu yansımıştır.

Şimdi bu trendin yavaşlaması veya yavaşlama meyli politikası, dünyada dolaşan sermaye başka yerlere, krizden çıkmaya başlayan ve getiriyi bir miktar artırmaya yönelen daha sağlam ekonomilere kayabilecektir. Para ve yatırım için daha güvenli bir ekonomik ve siyasi ortamın tercih edildiği, her zaman geçerli bir kuraldır.

Türkiye’de bu dönemde çok büyük ihaleler ve yatırımlar yapılmıştır. İç tasarruflar ve kaynaklar, başlatılan ve devam eden büyük yatırımlarla beraber toplam yatırımların karşılanmasına imkân sağlamadığı cihetle, dış sermaye ve dış borçlanmaya gidilmiştir. Toplam dış borçlar 349.9 milyar $’dır. Kamu sektörü borcu 103.3 milyar$, Özel sektör toplam dış borcu 239.9 milyar $’dır. Gerisi küçük rakam 6.6 milyar$ MB’nindir.
Borçlanmaların kısa vadelisi 114 milyar $, uzun vadelisi ise 234 milyon $’dır. Burada borçlanmanın büyük bir kısmının özel sektör tarafından yapıldığı görülmektedir. Belki bu sıkışıklık özel sektörün yurt dışındaki birikimlerinin Türkiye’ye getirilmesinde yardımcı olur. Esasen bu konuda hükümetin çıkardığı yeni bir Teşvik Yasası da vardır.
Yatırımlar için dış borçlanmalar döviz cinsine bağlı olduğu cihetle, kurların yükselmesi veya yükselmeye devam etmesi durumunda, geri ödemede sıkıntılar yaşanabilir. Dolayısıyla bu dönemde borçlanmalar için daha fazla tedbirli olunmak zorunluluğu vardır. Şirketlerin borçlanmalarının devamı halinde sonuçta yine devletin ve ülkelerin yükümlülüğü söz konusudur. Bu da halkın tümüne yansıyacaktır.
Şirketlere, öz kaynak kullanımına gidilmesi konusunda, Türkiye Odalar Birliği Başkanlığı’nın da uyarısı olmuştur.
Mevcut durumda iç kaynakların ve tasarrufların ihtiyaca paralel geliştirilmemesi halinde, ki bu genel olarak her ülke için geçerli bir kuraldır, sıkıntı yaşanır, ve dış bağımlılık artar. Yükselen döviz kurları da, ödemeleri sıkıntıya koyar. Diğer bir çıkış yolu döviz gelirlerinin arttırılmasıdır ki üretim ve ihracatın geliştirilmesi demek olur. Bu kriz döneminde tüketim artışının dünyada artmasına bağlıdır.
Kriz döneminde tüm ülkelerin hedefleri tabii ki bu yönde iken, rekabette önde olanlar avantaj sağlar. Türkiye’nin gelişmekte olan diğer ülkelere göre üretiminde kalite, fiyat ve pazarlama becerisinde oldukça avantajlı olduğu dönemdedir. Bunun iyi kullanılması halinde sorunlar ve sıkıntılar hafifletilebilir. Siyasi ilişkiler açısından komşu ülkelerle olan gerginliklerin ve anlaşmazlıkların aşılması halinde, ekonomik hareketlilik açısından yardımcı olacaktır.

Diğer bir taraftan bakıldığında döviz rezervlerinde bu hafta 1.4 milyar $’lık artışla toplam döviz rezervleri 130 milyar $’a çok yakın seviyeye çıkmıştır. Sermaye hareketlerinde olumlu gelişme olduğunu göstermektedir. Ancak sıcak paraya fazla bağlanmamak gerekir. Girişi ne kadar kolay ise, çıkışı da o kadar kolaydır. Piyasaları ani sarsması da kolay olur. Sermayenin fiziki yatırımlara kanalize olması ekonomilere sağladığı fayda daha kalıcı olur. Esasen istikrarlı büyümede yatırımın rolü daha önemlidir. Almanya bu yıl tüketim ve yatırım artışı ile büyüdü.
Dünya ekonomik açıdan o kadar globalleşti ve ABD ekonomisine ve parasal politikalarına bağlı olarak, ülke ekonomileri o kadar etki altına girdi ki, sadece kendi uyguladıkları politikalarıyla değil, dış hareketliliğe ve değişen dış ekonomi politikalarına göre de sürekli önlem almak zorunluluğu da artmıştır.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil