03 Aralık 2016

“Gelgitlerin” sebep olduğu akıl tutulması

Haber İçi Üst

 

Hikaye hep aynıdır ama empati yaparak ve bütünüyle anlatılmaz.

Siyasette yükselenlerin etrafındakiler ve karşısındakiler bir noktadan sonra siyasetçi ne yapsa yorum yapar duruma gelir.

Siyasetçinin gözünden ne demek istediğimizi sıralayalım.

Siyasetçi yaşananlar ve etrafında söylenenler karşısında üzülür;

Etrafındakiler “takma” der.

Dayanamayıp kızar;

Etrafındakiler “değmez” der.

Bir yerden sonra boş verdiğini hafif belli edecek olur;

Bu kez de karşısındakiler devreye girer ve hemen “gamsız” der.

Bırakayım varacağı yere varsın deyip bir süre susma kararı alır;

Bu kez hem etrafındakiler hem karşısındakiler ağız birliği etmişçesine “lider sen değil misin iki çift laf et” der.

Artık dayanamayıp belki faydası olur deyip ağır konuşur;

O zaman da etrafındakiler “muhatap olma” der.

Olacak iş değil deyip çekip gideyim diyecek olur.

Etrafındakiler araya girer “Yılma, senin görevin mücadele etmek” der.

Soğukkanlılığa davet etmek için alttan alır;

“Tepene çıkardın” derler.

Dayanamayıp bu defa da bağırır;

“Sakin ol” derler.

Aklı başında yalnızca kendi sorumluluk alanını değil, bütünü düşünerek davranmaya kalkar;

Etrafındakiler yine devreye girer “Bu kadar uslu olunmaz” der.

Otoritesini kullanıp parti içi disiplini sağlamak için dikine gider;

“Yaşına başına geçmişine yakışmaz, bu kadar agresif olma” derler.

Ayrılıp gitse ne diyecekler?

Muhtemelen; “ona bu gidiş yakışmadı, keşke kalsaydı” diyecekler.

“Ee normal tabii görevdeyken beğenmediler ki,  gidişimi mi beğenecekler” diye düşünüp bizim siyasetçi gittiği yere kadar deyip devam eder.

“O zaman da kazık çaktı” derler.

Siyaset bu dalgalı duygu seli içerisinde su yutsan da batmamayı gerektirir. Bizdeki siyaset ve siyasetçi algısı bu. 

Ama siyaset aynı zamanda tadında bırakıp başka bir safhaya geçmeyi başarmayı da gerektirir. Bizde eksik olan bu.

Hem yöneticiler, hem de siyasetçiler en büyük hatayı ikincisinin zamanının gelip gelmediğini ayırt edemediklerinde yaparlar.

Yalnızca kendileriyle sınırlı kalmaz bu hatanın bedeli. Temsil ettikleri siyasi kurumu ve kuruluş ideallerini de derinden etkileyecek noktaya gelir. Ama buna rağmen dönülmez bir yola etrafındakilerin ve karşısındakilerin söylediklerinin etkisiyle kapılıp giderler. Onurlu çıkış yolunu bulamazlar.

Sayın Eroğlu ve Küçük arasındaki cepheleşmenin Kıbrıs sorununun çözümünde rol kapmaya da sıçraması bana bunları düşündürttü.

Bu iki lider birbirlerine karşı takındıkları davranışlarıyla Annan planına hayır diyen ve sonrasında yaşananlarla da birçok açıdan haklı çıkan kesimin çimentosu konumundaki partilerinin ortadan bölünmesine katkı yaptıklarını görmüyor mu?

Bir süre sonra bu cepheleşme Kıbrıs sorunundaki görüşlerinde bile farklı noktaları savunur duruma getirebilir onları.

Kıbrıs sorununda karşı karşıya gelmeleri parti açısından da büyük bir kırılma noktası yaratacağının farkında değiller mi?

Ayni şekilde ülkenin diğer büyük partisi CTP’deki kurultayda bu kadar kısa bir süre sonra ortada başarısızlık yokken ve görünürde katacakları herhangi bir yenilik de yokken “eskilerin” aday olmaları partide benzeri bir fay hattı oluşma olasılığını yaratacağını görmüyorlar mı?

İki büyük partideki bu gidişin de ekonomik kurumlarımızla beraber siyaset kurumlarımızın ve en sonunda da Kıbrıs Türkü’nün siyaseten tasfiyesi ile sonuçlanacağını görmüyor muyuz?

Bir taraftan da kuruluşundan itibaren arkasına iyi bakılması gereklidir dediğim bir sivil toplum örgütünün birinci kuruluş yıldönümüne TC Elçiliği Müsteşarı’nın ve Güney’deki Elçiliklerden diplomatların katıldığını gazeteler yazdı.

Aradaki ilişkiyi akıl tutulmasından dolayı göremiyor muyuz?

Daha önce Türkiye’nin gidişatına atıfta bulunarak yazdık ama bizim için de tekrarlayalım.

Uyanmaya gerek yok. Hiç uyunmasa yeridir.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam