06 Aralık 2016

Fırsat fırsat üstüne ama…

Haber İçi Üst

Harekat bitip tamamlanmıştı.

Adaya ilk gelen Kurt Waldheim oldu.
“Bir fırsat var” dedi, çekip gitti…

Zaman ilerledi.
O fırsat yakalanamadı.
Sıra Javier Perez de Cuellar’daydı.
KKTC ilanı falan derken, Cuellar belgesi ortaya çıktı.
Belgesine güveniyordu.
Masaya koydu.
“Ve bir fırsat var” dedi…

O sıralar…
Artık Lefkoşa terk edilmek üzereydi.
Kaçan kaçana.
Ahali, kovanından fışkıran arılar gibi, Lefkoşa’nın çevresine yayılıyor, önüne çıkan fırsatları değerlendiriyordu.
Kerpiç evler, ahşap kapılar, ahşap panjurlar, cumbalı hanaylar yalnızlaşıyor ve yeni sakinlerine terk ediliyordu…

Fırsatlar kaçırılmıştı.
Belki bu kez.
Birleşmiş Milletler’de Kıbrıs’la ilgili heyecan var mıydı bilinmez ama, her gelen Sekreter, her gelen Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Koordinatör çözüm için fırsat yaratmaya çalışıyordu…

Ghali gelmezden önce, Lefkoşa iyice yalnızlaşmış, fesleğenler boynunu bükmüş, nar, akasya, hurma ağaçları terk edilmenin ıssızlığına gömülmüştü…
Ama ne Holbrooke ne De Soto bunun farkındaydı…

Ve Boutros Ghali geldi.
O da geri kalmadı ve bir demet yasemin niyetine bir dizi fikirler ortaya attı.
Ve dedi ki “Bir fırsat vardır…”

Biz dimdik ayakta duruyor ve liderin etrafında mes’eleyi yürütüyorduk.
Komşu’da ise Makarios’tan sonra Kiprianu, Kiprianu’dan sonra Vasiliu, Vasiliu’dan sonra Kliridis, Kliridis’ten sonra Papatopulos, Papatopulos’tan sonra Hristofyas ve en sonunda Hristofyas’tan sonra Anastasiadis dönemleri bir birini izliyordu…

Değişime çok yatkın olmadığımızdan Papatopulos’a kadar dava adamı ile yetindik.
Lakin, artık devran dönüyordu.
Döndü ve yerine Talat geldi.
Ta Beyaz Saraylara gittik.
Powell, Clinton falan yüzümüze karşı fırsat var dediler.
Sadece yüzümüze karşı değil, arkamızdan da…

Kofi Annan, Amerika ve Avrupa devletleri sıraya girdi.
“Fırsat var” dediler.
Kofi Annan, daha da ileri giderek kendi adı ile anılacak olan kapsamlı bir plan hazırladı.

Öte yandan, Lefkoşa düşmek üzereydi.
Halbuki yüzlerce yıl önce kelle verilerek alınmıştı bu şeher.
Şimdi ahali kendiliğinden tüyüyordu.
Yatırlar, sokak çeşmeleri, sokak lambaları fırsat yakalamaya çalışanlara yenik düşüyordu…
De Soto da bir taraftan bize kalemciğini gösteriyordu…
“Buyurun, işte fırsat” diyordu.
Bu fırsatı “Yes be annem” diye değerlendirdik.
Lakin bir “Ohi” ile paramparça oldu hevesler…

O fırsat da yakalanamadı.
Taraflar büyük bir tarafsızlık içinde oy kullanmışlar, geleceklerini böyle yazmışlardı…

Lakin dünya durur mu?
Yazılanın üstüne yürüdüler.
“Bir fırsat var” dediler.
Ban Ki-moon geldi ve öyle dedi.
Tam bir buçuk yıl Hristofyas ile Talat kan ter içinde kaldılar.
Bu fırsat kaçırılmamalıydı…

O sıralar…
Lefkoşa’nın düştüğü zamandı.
Kim kurtaracaktı onun bahtı kara maderini?..

Bu karamsarlık içinde ta Beyaz Saray’dan siyah bir ses yükseldi: Bir Fırsat var.
O ses Obama’dan başkası değildi.
Ne olmuşsa olmuş, Obama fırsatı görmüştü.
Arkasına Samaras ile görüştü.
Ne beğenirsiniz (ya da beğenmezsiniz) o da fırsat var demez mi?

Herkesin gördüğü fırsatı biz neden göremiyoruz?

Fırsat fırsat üstüne ama artık Lefkoşa yok.
Öyle ki, ölülerimizi bile alıp kaçtık!..

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam