10 Aralık 2016

EVDEN KAÇAN ÇOCUK

Haber İçi Üst

Naci Talat Vakfı’nın Surlariçi’ndeki etkileyici ortamında Mehmet Yaşın’ın şiir dinletisine katıldık.

“Evden Kaçan Çocuk ve Evin Reisi.”
“Evden Kaçan Çocuk” Mehmet Yaşın. 
“Evin Reisi” de Serdar Denktaş.
Mehmet Yaşın’ın yeni çıkmasına karşın ikinci baskısı yapılan “Evden Kaçan Çocuk” isimli kitabı tanıtıldı.
Serdar Denktaş ile çocukluk yılları birlikte geçmiş.
Mehmet Yaşın’ın şiirleri, Serdar Denktaş’ın sesi ve gitarı ile eski Lefkoşa anılarının harmanlandığı güzel bir gece oldu.
“Temellere dek kök süren incir / yıkabilir kendi çocuğunu barındırmayan evi…” diyor dizelerinde.
Ve konuşmasında şairane eleştiriler yönetiyor kendini barındırmayan “bu eve…”
Her ikisi de şikayetçi oluyorlar “evde” yaşananlardan.

      ***

Mehmet Yaşın doğduğu yerin çok ötesine taşıdı sanatını.
Konuşmasından anladığım vaktinin önemli bir bölümünü de doğduğu yerden uzakta geçiriyor.
Doğduğu yerde yaşananlara da pek ilgi göstermiyor.
Onun dinlerken aklıma Taner Baybars’ın İngiltere’den babasına gönderdiği mektuptaki dizeler geldi;
“Vatan hasreti?
Hayır, çünkü hiçbir zaman bir evim olmadı benim.
Ama bunun suçlusu sen değilsin.
Gene de deniz ile dağı bir arada anımsıyorum, geceleyin birbirinden sonsuz uzaklaşan
ve ortalarında benim beşiğim olan o boşluğu…”
Şairlerin kaderidir herhalde kendilerine ev olmayan bu ülkeyi taşımak dizelerine.
Gerçi her defasından daha umutlu bu ülkenin gençleri her defasından daha fazla sahip çıkıyorlar beşiğinde sallandıkları bu topraklara ama bu topraklar da kimleri tüketmedi ki…

      ***

İlk kitabından itibaren iyi bir izleyicisi olarak yeni bir evre saydım Mehmet Yaşın’ın son kitabını.
Düz yazıya yakınlaşsa da müthiş bir dünyasal duyarlılık var adım adım dolaştığı coğrafyalardan.
Kaçtığı evle ve evin ocağına dikilen incir ağacıyla çok ilgilenmedim çünkü biz o evde yaşayıp bir ömür tüketmek zorunda kaldık.
Aşağıdaki dizeler dünyasal ölçekte bir şairimizin olduğunu müjdeliyor bize…

ÜÇÜNCÜ HAYAT

Üçüncü Hayat’ın eşiğine kadar taşıdın ömrünü.
Burada bir soluklan. Ardına bakabilirsin artık,
Neyi az yaşadın neyi fazladan…
Kendiliğinden gelir Birinci Hayat. Irmağa bırakılmış sepet.
Sürüklenirsin.
Akıntının götürdüğü yere. Takılan CD neyse dinlersin müzik çalardan.

Herkes o kadar şanslı değil bu dünyada.
Nedimelerden erken davranır timsah. İş orada biter.
Suda bir nilüfer. Borazan ve tazılar.
Ama sen ayrıcalıklısın, İkinci Hayat’ına ulaştın.
Şuradan belli ki şiir okuyorsun şu anda. Kitap arasındaki fısıltılar.
Fark etmeden işitmek kadar kolaymış yaşamak,
hazır kahvaltıyı yemek kadar.
Rastlantılara şükret!
Tutunduğun o dalları iyi ki ırmağa sarmış akasyalar.
Bir yıldız kaydı. O an karşıya geçtin sen.
Şaşkın. Ipıslak ve…
Gerçi hatırlayası gelmez insanın zora giden şeyleri.
Yine de kitap alıkoyamaz kendini yazmaktan. Üçüncü Hayat’tır aslolan.
Kapısından geçerken ne kendiliğindenlik, ne şans,
ne de rastlantı var.
Kilitli ve kayıpta uzaktan kumandalar.
Şimdi uzandığın şu sofadan kalkman gerekecek.
Kahve-makinesini fişe takman. Birincisi su.
İkincisi alevler. Üçüncüsünü yaşayamazsın
kendini kanata kanata
gizli kanatlarını keşfedemezsen.
Küllerinden doğan kuşlar olursun o zaman. (Belki
ol’ursun.) Okşayabilirsin timsahı da.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil