03 Aralık 2016

Esas meseleyi görememek!

Haber İçi Üst

Bizim en büyük sorunlarımızdan biridir meselelerin esasını görememek.
Meseleleri doğru düzgün tartışamamak.
Tartışamadığımız için de sorunlara çözüm üretememek.
Bunun için de var olan sorunların her geçen gün büyümesine seyirci kalırken, bunların altında ezilmek…
Lefkoşa’da yaşananlara dönün bakın…
Ülkenin içinde bulunduğu duruma bakın, ne dediğimi daha iyi anlayacaksınız…
Kısacası başımız büyük belada…
Meseleleri kişilere ve kişisel ilişkilere indirgemeye devam ettiğimiz sürece de başımız ağrımaya devam edecek.
Gördüğüm kadar gelinen aşamada mutlu olan yok ama millet neden mutsuz olduğu sorusuna doğru bir yanıt da bulamıyor.
Ya da bulmak için uğraşmıyor.
Sorunlarını doğru teşhis edemeyen toplumlar, onlara çözüm üretemezler…
Bizim de en büyük açmazımız bu!
                                                  ***
Biz meselelere odaklanamıyoruz. Dünyadaki gelişmeleri ve değişimleri doğru okuyamıyoruz.
Belki de değişmekten korktuğumuz için durum böyledir.
Yaşamakta olduğumuz, meselelere odaklanamama ve her şeyi kişisel bazda değerlendirme sorunu, bizim toplumsal bir sorunumuzdur.
Var olan sistem değişmediği sürece de bu sorun devam edecektir.
Bunun için belki de gerilere gitmek ve toplumsal refleks ve düşüncelerin nasıl oluştuğuna bakmak lazımdır.
Kıbrıs Türkü bu ada üzerinde çok zor günler geçirmiştir.
Geçirdiği bu çok zor günler ve baskı altında yaşamış olmanın yarattığı tahribat, 1974 sonrası oluşturulan yapı ile ciddi bir toplumsal soruna dönüşmüştür.
Günün sonunda siyasetçinin devlet olanaklarını kullanarak halka rüşvet vermesi şeklinde özetlenebilecek çarpık sistem ortaya çıkmıştır.
Bu sistemin ortaya çıkması ile birlikte bedel ödemeden herkesin bir şeyler elde edebileceği yanılgısı toplumda yer etmiştir.
Her geçen gün bozulan ilişkiler, yaratılan sanal ekonomi ve bunun sağladığı imkanlar, insanların gerçekleri görmesini engelleyecek boyuta ulaşmıştır.
Kolaycılık ve kısa yoldan köşe dönme anlayışı ve bunların örnekleri ile taçlandırılan “sistem” bugünkü çöküşü ve tükenişi beraberinde getirmiştir.
Şimdi bu “sistemin” yaratıcıları ne kadar suçlu ise, bu ‘sistemden’ nemalanıp düzenini kuranlar da o kadar suçlu ve sorumludurlar.
Acı olan şu ki, ortaya çıkan tabloda “sistem” çok büyük bir çoğunluğu kendi parçası haline getirmiştir.
Böyle olunca da “sistem” kendi kendisini koruma mekanizmalarını geliştirebilmiştir.
Gelinen aşamada yaratılan bozuk düzen ile yola devam artık mümkün değildir.
Ama bu düzenden nemalananlar bunu görmemekte direnmekte, düzenlerini devam ettirebilecekleri yanılgısına kapılmaktadırlar.
Ülkenin gündemini uzunca bir süre meşgul eden ve etmeye aday UBP’deki gelişmeleri bir de bu gözle değerlendirmekte yarar vardır.
UBP bugün ortada olan “düzenin” yaratıcısıdır.
İşin doğrusu, bu bozuk yapıyı kuran UBP’nin bu yapıyı ortadan kaldıracak cesur adımlar atması ve topluma bunu anlatmasıdır.
Ancak UBP içerisinde mevcut yapının devamından hala beklenti içerisinde olanlar vardır ve onlar yapının değişmesini engellemeye çalışmaktadırlar.
Onlar,  işlerin bugüne kadar geldiği gibi bundan sonra da aynen devam edebileceği yanılgısı ile hareket etmektedirler.
Ama devam etmesi mümkün değildir.
Ortada ödenmesi gereken ciddi bedeller birikmiştir.
Bunlar yılların birikimi ile oluşmuştur.
Gelinen noktada çok net olan, mevcut düzenin devam etmesinde ısrarlı olmanın Kıbrıs Türkü’nü tüketeceğidir.
Bunu herkes görmeli ve adımlarını ona göre atabilmelidir.
Kurultay sonrasında UBP’de yaşanan tartışmalar bize ülkenin içine sokulduğu çıkmazdan ders alınmadığını göstermektedir.
Demokrasi ya da hukuk adı altında oynanan oyunların Kıbrıs Türkü’ne ve onun geleceğine hiçbir faydası yoktur.
İhtiyaç, bu tür ayak oyunlarının oynanması değil, Kıbrıs Türk insanının yaşadığı sorunlara çözüm üretecek politikalar ve vizyonların ortaya konulmasıdır.
Ama ortada ne bir vizyon ne de bir politika vardır.
Daha da kötüsü, ortada vizyon ve politika olmamasını sorgulayanların olmamasıdır…
Esasın gözden kaçırılmasıdır…
Meselenin kişilere endeksli tartışılmasıdır…
Ve bu yapılırken de kişisel hesapların öne çıkmasıdır…
Bunun topluma bir faydası yoktur.
Ve bizi yarınlarda güzel günler beklememektedir.
Kendimizi kişisel eksenden çıkarmadığımız sürece de yok olmaya mahkum olacağız.
Son pişmanlık da kimseye fayda etmeyecek…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam