09 Aralık 2016

Ertuğrul Kürkçü: PKK’nın Türkiye’yi bölme stratejisi yok

Haber İçi Üst

AKP 2011’DE KORKTUĞU İÇİN SÜREÇ KESİNTİYE UĞRADI…

Türkiye’de gelinen aşamada Kürtler ilk defa çok daha net ve realize edilebilir talepler olarak istediklerini ortaya koydular. Devlet de yapabileceklerinin sınırını gördü. Fakat 2011 yılında yapılan genel seçimlerin hemen ardından, benim anladığım kadarıyla özellikle AKP Hükümeti Kürt taleplerinin hepsinin gerçekleşmesi, kabulü halinde, ortaya çıkacak olan yeni statükodan ürktü… Ancak durum şimdi farklı…

 

Havadis-ÖZEL
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Türkiye’de “çözüm süreci” başlamadan önceki dönemlerde PKK ile bir yandan çatışmalar sürerken, diğer yandan tarafların görüşmeleri sürdürdüğünü açıkladı. BDP Milletvekili Kürkçü, “Türkiye’de yaşanmakta olan çözüm süreci, gökten gelmiş bir vahi değil, öyle birden bire de ortaya çıkmadı. Hükümetin imha stratejisinin gerçekleşmemiş olması ve PKK’nın realize edilebilir bir talepler dizisi ile yeniden hükümeti görüşmeye davet etmesi sonucunda bu süreç başladı” dedi.
Barış ve Demokrasi Partisi BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Lefkoşa’da Havadis Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Başaran Düzgün, yazarları Hasan Hastürer, Mete Tümerkan ve Halil Paşa’nın Türkiye’de yaşanmakta olan çözüm süreci ile ilgili sorularını yanıtladı.
“Çözüm süreci” ile ilgili olarak çarpıcı açıklamalarda bulunan Kürkçü, çözüm sürecini hamura benzetti ve “Bu hamur daha çok su kaldırır” dedi.
Kürkçü, hem AKP’nin hem de Abdullah Öcalan’ın Türkiye’de barışa yatırım yaptığını anlattı.
Türkiye’de gündemde olan Anayasa değişikliği konusunda BDP’nin görüşlerini açıklayan Ertuğrul Kürkçü, “Anayasa’da herkes Türk’tür” denilmediği ve nötr olunduğu her türlü formüle BDP’nin açık olduğunu bildirdi.
Havadis Gazetesi yazarlarının soruları ve Kürkçü’nün yanıtları şöyle:

Havadis: Türkiye’de yaşanmakta olan ve çözüm süreci diye isimlendirilen süreci siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Neler oluyor?
Ertuğrul Kürkçü:
Bu son süreç öyle ansızın ortaya çıkmadı. Yani bulutsuz bir gökte şimşek çakma gibi bir durum söz konusu değil. Bugün yaşananların öncesi var. Öncesi Oslo süreci. Oslo süreci hepimiz biliyoruz ki bir sonuca ulaşması mümkünken, bu gerçekleşmemiştir. Ama orada yol kat edilmiştir. PKK ve devlet bir çözüm planı etrafında çok görüş alış verişi yaptı. Taleplerini formüle ettiler. Kürtler ilk defa çok daha net ve realize edilebilir talepler olarak istediklerini ortaya koydular. Devlet de yapabileceklerinin sınırını gördü. Fakat 2011 yılında yapılan genel seçimlerin hemen ardından, benim anladığım kadarıyla özellikle AKP Hükümeti Kürt taleplerinin hepsinin gerçekleşmesi, kabulü halinde, ortaya çıkacak olan yeni statükodan ürktü.

Havadis: Neden ürküttü?
Ertuğrul Kürkçü:
Ürktü çünkü bu yeni statüko, bu taleplerin kabulü halinde ortaya çıkacak sonuç şöyle ortaya konulabilirdi: AKP Hükümeti iktidarını bölgede PKK ile paylaşacak mı? Bu sorunun cevabını vermesi gerekti ve bu barışın savaştan daha pahalı olduğunu düşündü. PKK’yı yenerek bir kere daha masaya gelmeyi planladılar. Ben süreci böyle okuyorum.

Havadis: Siz Oslo’dan sonraki süreci mi anlatıyorsunuz?
Ertuğrul Kürkçü:
Evet, bunun arkasından hükümetin başlattığı topyekun imha süreci eğer başarı ile sonuçlansaydı o zaman başka türlü olacaktı. Ancak PKK direndi, Kürtler direndiler, BDP direndi. Ve sonuç olarak 10 bin kişi cezaevine sokuldu, binlerce insan öldürüldü, birçok örgüt kapatılmaya zorlandı. Vekillerin dokunulmazlıkları kaldırılmaya kalkıldı fakat, direnç kırılamadı. Ben arada geçen zamanda Öcalan’ın yeni durumu belirleyen formülünü AKP yetkilileri ile ya da MİT yetkilileri ile görüştüğünü ve çözümün ortaya çıkmasını zorladığını anlıyorum gidişattan. Dolayısıyla bu bir buçuk yıllık çatışma görünürde sürerken, arkada bir müzakere sürüyordu ve ben genel olarak bazı noktalarda anlaşılınca 2014 gelmeden hükümetin barış vitesine arabayı geçirmek ihtiyacını hissettiğini düşünüyorum. Dolayısıyla gökten gelmiş bir vahi olmadığı gibi, bir sebepsiz gerçekleşmiş bir şey de yok. İmha stratejisinin gerçekleşmemiş olması ve PKK’nın realize edilebilir bir talepler dizisi ile yeniden hükümeti görüşmeye davet etmesi sonucunda oldu. PKK derken Öcalan’ı kast ediyorum.

Havadis: PKK’nın arazide başarısız olmasının, alan kontrolü sağlamaya çalışması ve bunun gerçekleşmemesinin bunda bir etkisi yok mu?
Ertuğrul Kürkçü:
Bence hiçbir etkisi yok. Çünkü PKK hiçbir zaman alan kontrol etmeye çalışmaz. PKK’nın stratejisinde alan kontrol etme stratejisi yoktur. PKK Türkiye Cumhuriyeti’ni kendisini bir eşit ortak olmaya zorlayan bir mücadele stratejisi izler. Türkiye’de alan kontrolü, Türkiye’nin bir bölgesini ele geçirmek, bayrak dikmek gibi PKK’nın bir stratejisi yoktur. Bu yaz hükümetin imha için kırlara yönelmesi karşılığında PKK’nın ortaya koyduğu bir taktikti bu.  “Bizi imha edemezsiniz, biz buraları kontrol ederiz” diye bir taktik çıkış yaptı. Nitekim bunda da kısmi bir görünürlük sağladı. PKK’yı dikkatlice analiz ediyorsak, onun Türkiye’de ayrı bir bölgede hakimiyet kurma iddiası olmadığını görürüz. PKK’nın toprak üzerinde bir iddiası yok.

Havadis: Başbakan Erdoğan’ın sistem değişikliğini gündeme getirmesi konusu ile çözüm sürecinin bir bağlantısı var mı? Yani bir olmayacaksa diğeri de olamaz gibi bir durum söz konusu mu?
Ertuğrul Kürkçü:
Ama önce şunu kabul etmemiz gerekir o zaman. PKK’nın bir hasım değil partner olması gerektiği görüşüne varmış olması gerekir.

Havadis: Varmış mıdır?
Ertuğrul Kürkçü:
Bence o da Öcalan gibi barışa yatırım yapıyor. Eğer, barış, çatışmasızlık olursa, Kürt milletini ikna ederim diye düşünüyor. PKK’yı ben partner olarak gördüğünü düşünmüyorum.

Havadis: Peki olan nedir? AK Parti Hükümeti ne istiyor?
Ertuğrul Kürkçü:
Olan şudur, Kürtler hükümete kendi taleplerini çatışmadan da dile getirebileceklerini bunun için yeterli toplumsal destek, halk desteği ve bölgesel destek kazandıklarını ve buna güvenerek yeni yola girmek istediklerini beyan ettiler. AKP, 2014’te Cumhurbaşkanlığı ve belediye seçimleri ile 2015’te genel seçimlerine savaş olmadan girme nimetini değerli buldu. Yolu açtı.

Havadis: Yani iki tarafın da kazanabileceği bir durum mu ortaya çıktı?
Ertuğrul Kürkçü:
İki taraf için de mesele şudur. PKK ve Kürt özgürlük mücadelesi bundan böyle hedeflerinden vazgeçmiş değildir. Bundan böyle hedeflerini çatışmadan ifade edebileceği genel bir demokratik alan kazanmak istemektedir. Hükümet de topluma karşı görevleri bakımından bunu yerine getirmeye mecburdur. Avrupa’ya karşı taahhütleri dolayısıyla bunu yerine getirmeye mecburdur. PKK bu yola girebileceğini, demokrasi içerisinde oynayabileceğini, bu güce eriştiğini düşünmektedir. Hükümet de silahsızlığı ve çatışmasızlığı kaynak tahsisi, işte yatırımcı için güven ortamı yaratmayı ve bu meyanda çatışma son bulduğunda PKK etrafında toplanmış, bir tür asabiye kurmuş olan Kürtlerin değişik tercihler etrafına çekilebileceğini öngörerek bu yolu kabul etmiştir. Şimdi burada, gücü yeten yetene silahla değil, demokratik, politik mücadele ile gerçekleşecek diye bir öngörü etrafında buluştular. Fakat tabi bence ne hükümet burada ülkenin bütünlüğünden vazgeçmek istiyor, ne o kadar kolay demokratik imkanları kapısını açmaya hazır, ne de bu çatışmadan PKK’nın ya da bu çatışmasızlıktan PKK’nın kuvvet kazanarak çıkmasına razı. Bu hamur daha çok su kaldırır diye görüyorum. Ama bence esas dönemeç dönüldü. PKK irade beyanında bulundu. Dünya ve kendi halkına karşı beyanda bulundu, “Silahları bırakıyoruz” dedi. Bu muazzam bir taahhüt. Hiç kimse bu çağrıdan sonra, bu taahhütten sonra geri dönüp yeniden bıraktığı yerden başlayamaz. Bir yol kat edilecek. Bence burada asil kritik problem, hükümetin bu süreci yönetmek için herhangi bir anlamı çatışma çözme planı, yani ‘Conflict Resolution’ planı olmadığını ben görüyorum. En büyük risk bu… Burada en büyük sorumluluk bizlere düşüyor. Barışı en çok kendi çıkarına gören kesimlerin hükümetin bu plansızlığını ve tahayyülsüzlüğünü ikame edecek şekilde toplumsal bir atılımla, bu barışın kapısını açıp örmesi gerekir. Sivil kuvvetler etkin olmalı.

Havadis: Ters beklenti içerisinde olanlar bu boşluğu kötü niyetli kullanmak isteyebilirler mi?
Ertuğrul Kürkçü:
Evet, kullanabilir. Ancak bunu önlemek hükümetin en önemli güvenlik öncelikleri arasında şimdi. Güvenlik yöneliminin bu süreci olumsuz etkilemek, kırmak isteyenlere doğru olması gerekir. Onları yapabilirse bence Kürt tarafından bir provokasyon gelmez. Çünkü Öcalan bütün düzeyleri ikna etmiş görünüyor. Yani Avrupa’yı BDP’yi, Kandil’i, DTK’yi…

Havadis: Bu çatışma süreci içerisinde bundan nemalananlar sizce nasıl bir yaklaşım içine girer?
Ertuğrul Kürkçü:
Çatışmalardan Kürdistan tarafından nemalanan olmadı. Yani ben öyle biliyorum. PKK bu çatışmaları durdurmak isteyen taraf olduğuna göre şimdi Türkiye tarafından bu çatışmalardan nemalanan bir politik güç var. MHP… MHP’nin hitap alanındaki kimi sivil yapılar var. Bir miktar da ulusalcılar dediğimiz kesim var. Bu iki kesim çatışmadan büyük çıkar sağlıyorlar. Çünkü bir çözümsüzlük göstermeniz lazım ki kendiniz çözüm olasınız. O yüzden çözümsüzlüğün devamından yana olan bu kesimler var. Bunlar bir problem yaratabilir. Bu mümkündür. Mesela Paris’teki cinayeti böyle okuyabiliriz. Ancak bu olay boşa çıkartıldı. Doğrusu bizim elimizden geleni boşa çıkartmak için yapabileceğimizi düşünüyorum. Ancak duruma esas hakim olacak olan hükümet.    

Havadis: Anayasa’da özellikle vatandaşlık konusunda yapılacak olan değişiklik yeterli olacak mı? Başka sosyal, kültürel açılımlar da yapılması bekleniyor mu?
Ertuğrul Kürkçü:
Bence Öcalan’ın söylediklerine bakacak olursak, yurttaşlığı bir etnisiteye endekslemeyen bir formülasyona evet diyeceklerdir. Yani şunu demiyorlar, “Kürtler ve Türkler kurucu unsurdur. Anayasaya bu yazılsın.” Özellikle herhangi bir etnik grubu işaret etmeyen nötr bir tanıma rıza göstermeye hazırlar. Anayasa Komisyonu’na da bu tanım verilmişti BDP tarafından… Bence bunda bir sıkıntı yok.

Havadis: Yani Türkler Türk kısmından mı vazgeçecekler?
Ertuğrul Kürkçü
: Yani şöyle formüle edilmedikçe “Herkes Türk’tür” manasına gelen bir ifade kullanılmadıkça, “Herkes yurttaştır” tanımı etrafında kurgulanacak her türlü formüle BDP “evet” diyecek.

Havadis: Türkiye’de “Türk milleti” kavramının bugüne kadar yapıştırıcı unsur olarak kullandığı şimdi ise bunun yerine “Ümmet”in konulacağı iddialarına siz nasıl bakıyorsunuz?
Ertuğrul Kürkçü:
Bu bize yaramaz. Bizim hitap alanımızda her inançtan inanç var.

Havadis: AK Parti’nin sizce gizli bir ajandası var mı?
Ertuğrul Kürkçü
: AK Parti’nin mezhebe dayalı bir yönelişi olduğu gizli değil. Dış siyaseti, Suriye siyasetini bile mezhep eksenli kurduğunu biz biliyoruz. Söz konusu olan Kürtler olunca Kürtlerin hitap alanında o kadar çok inanç var ki, sadece Alevilik değil, aynı zamanda Yezidilik, aynı zamanda Paganlık, aynı zamanda Şafiilik,  aynı zamanda Hanefilik ve pek çok tarikat var. Bütün bunların alacalı dünyası ve hepsinden önemlisi bu camia Diyanet İslam’ı ile hiçbir özdeşlik kurmak istemiyor. Oysa AKP için Diyanet İslam’ı esas. Diyanet İşleri AKP’nin en önemli devlet aygıtı… Oysa buralardaki Sivil Cumalar dediğimiz itaatsizlik eylemi ise tamamen bu Diyanet eksenli İslam dayatmasına karşı bir protesto. Oradan bakılınca, bence bu yönde bir eğilim ya da talep, arzu yoktur.

Havadis: O zaman Anayasa’da yapıştırıcı unsur olarak ne olacak?
Ertuğrul Kürkçü:
Yapıştırıcı unsur Yurttaşlık olacak. Ortak çıkar ve haklarımız olacak. Ve bu da en iyi ifadesini de demokraside bulacak. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik…

Havadis: Yapıştırıcı olacak uygulama olacak değil mi?
Ertuğrul Kürkçü:
O doğru… Yaparsanız olur, yapmazsanız olmaz. Kim en çok bunu arzu ediyorsa, o en çok asılacak ve çözüm yönünde mücadele edecek. Ben mücadele bitmeden ne olacağını hiçbirimizin söyleyemeyeceğini düşünüyorum.  Barış da bir mücadele, çatışmasızlık da bir mücadele konusu. Demokratik haklar da ayni mücadelenin bir bileşeni. Ancak şunu bence şunu söylemeliyiz. Demokrasi ile tamamlanmayan bir barış olamaz. Adalete dayanmayan bir barış olamaz. Dolayısıyla demek ki hakiki barışın kurulması çatışmanın son bulmasından ibaret değil, bütün bu haklar alanının doldurulması ile mümkün olacak.

Havadis: Buna insan haklarını da dahil etmez misiniz?
Ertuğrul Kürkçü:
Tabii ki… İnsan hakları desek hepsini demiş oluruz.

Yarın: Çözüm sürecinin kesintiye uğrama olasılığı var mı?

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil