05 Aralık 2016

Eroğlu’suz imkansız (mı)..?

Haber İçi Üst

Bugünlerde UBP içerisinde yaşananlar hiç de küçük resimde görüldüğü gibi değildir. Büyük resmi görenler, aslında tüm yaşananların, Eroğlu’nun partiyi yeniden ele geçirme kavgası olduğunu çok rahat görebilir. Demokrat Parti üzerindeki hesaplarını tamamlayan ve kendine göre dizayn eden Eroğlu için esas hedefin, ikinci kez adaylık ve bunun için de UBP’yi de tekrar ele geçirmek olduğunu sağır sultan bile biliyor. Ancak eğri oturup doğru konuşmakta fayda var. Eroğlu tüm bu kavgaları, ne bükemediği bileği öpen Serdar’ı, ne de “evladım” dediği UBP’yi çok sevmesindendir…                                                                                                                                                    Seçim sonuçlarını da fırsat bilen ve bu sonucun sandıklara yansıması için her türlü allengirli işleri çeviren Eroğlu, aklındaki senaryoyu hayata geçirmek adına, son kozunu da masaya sürdü. Çok sevdiğini söylediği UBP’sini, kendi siyasi emellerine kurban etmekten bir an bile çekinmedi… Derviş Bey ve kendi istikbali için yaptıklarını anlıyorum da, anlamadığım daha düne kadar “başımıza gelenlerin tek nedeni Eroğlu’dur” diyenlerin, bugün Eroğlu’nun senaryosunda “piyon” olmayı kabullenmeleridir…

BUGÜN BAYRAM…                                                                                                                                                
Yorucu bir ayın sonunda, sabahtan akşama kadar 40 dereceye varan sıcak altında hem seçimleri, hem de ramazanı atlattık. Kolay değil, bu sıcak havada yemeden içmeden, üstüne üstlük siyasetin sıcaklığını da hissettiğimiz koca bir ayı kazasız belasız atlatıp bayrama kavuştuk… Bir çoğunuza, oldukça alışılmış bir geyik sohbeti gibi gelebilir ama, çocukluğumdaki bayramları çok özlüyorum, hem de çok…
O telaşlı koşuşturmayı. Yeni alınacak olan bayram kıyafetlerini. Akşamdan o kıyafetleri odamdaki sandalyenin üzerinde hazırlayıp bayram günü giymeyi. Yeni alınmış ayakkabılarımın kullanılmamış kokusunu…
Annemin, babamın, zamansız giden ağabeyimin varlığını hissederek, onlara sarılıp bayramı geçirmeyi özlüyorum. Sonra tüm aile ile birlikte yediğimiz o meşhur bayram yemeklerini özlüyorum…
Peki ya şimdilerde bayramlar nasıl kutlanıyor? Daha doğrusu kutlanıyor mu..? Ne yazık ki günümüzde bayramlar birilerinin algısına göre, rahat uyumak için bir fırsat. Kimileri içinse tatil yapabilmenin en uygun yolu. Bayram tebrikleri de ne yazık ki artık zamana uymuş. Sıcak temas yerine, daha pratik ve çağa uygun diyerek, birçok kişinin tercihi “SMS”, ya da e-mail yoluyla iletilen mesajlar…
İşte kendimle baş başa kaldığımda, “bana ne, ben o eski bayramları istiyorum” diyorum. Çünkü eski bayramlarda, bugün yanımda olmayan tüm sevdiklerim vardı. Ama artık yok. Onlar çok uzaklarda… Burada olanlar da, kendi yaşam kavgasını veriyor. Kısacası kimsenin bayram kutlamaya ne zamanı var ne de hevesi. Özlediğimiz o bayramları yeniden yaşamak için, zamanı geriye götürmek gerekiyor. O da olamayacağına göre…
Hiçbirini yapamadığımıza göre bari, dargınlıklar ortadan kalksın. Kardeşlik ve dostluk duyguları daha da kuvvetlensin. Bugün sevinç günüdür. Kederleri bir yana bırakıp mutlu olalım ve bu bayramı doya doya yaşayalım. Aile fertlerimizle, çoluk ve çocuğumuzla,  yakın eş ve dostlarımızla, ahbaplarımızla  el sıkışalım. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpelim. Kısacası bu bayramın, barış, dostluk  ve kardeşliğine vesile olması dileğiyle mutlu bayramlar…İleride bugünkü bayramları da aramak zorunda kalmamak dileğiyle. Hepinizin bayramı kutlu olsun…

YERİN KULAĞI VAR
NASIL YANİ:                                                                                                                                                             
İkinci Cumhurbaşkanı Talat’ın en mantıklı koalisyonun CTP-UBP koalisyonu olacağı söylemi, gerçekten mantıklı gelebiliyor. Tabii UBP’nin Eroğlu vesayetinden kurtulmuş versiyonu ile. Ancak dün bir TV’de “Umarım UBP ile DP birleşir” diyordu. Ben bu sözlerinde, bir önceki savunmasıyla mantık uyuşması bulamadım…
MESAJI OLAN ALSIN:                                                                                                                                        
   Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Halil İbrahim Akça’nın, “yeni programda yer alan reformlar başarılır ise KKTC ekonomisi yeni bir seviyeye ulaşarak Güney Kıbrıs Rum kesimi ekonomisini yakalayabilecek hatta geçebilecektir” değerlendirmesi, yeni kurulacak hükümete ekonomik programın uygulanmasıyla ilgili bir mesaj gibiydi… Kurulacak hükümet modeli ne olursa olsun, ekonomik programın gündemin ilk sırasındaki yerini koruyacağı şimdiden belli oldu…
AYIP OLUYOR:                                                                                                                                                        
Önceki gün UBP merkezi önünde İrsen Küçük’ü protesto edenlere baktım. Birçoğu tanıdık simalar. Düne kadar Küçük hükümetinden nemalanan, hak etmedikleri görevlere getirilenler, hatta “zamanında Derviş Bey’i desteklemekle hata yaptık” diyenler, bugün o hatayı ikici kez işlediklerinin farkında mılar bilmiyorum. Küçük artık yok. Şimdi onların, işlerini yapabilecekleri yeni kapılara ihtiyaçları var. Boşuna dememişler “kral öldü, yaşasın kral” diye…
DANA, SAPLA SAMANI KARIŞTIRDI: Kemal Deniz Dana UBP’den milletvekili adayıydı. Yalnız unuttuğu bir şey var. Kendisinin siyasi yaşamı, seçim akşamı sonuçların açıklanmasıyla birlikte sona erdi. Ülke nüfusunun küçük oluşu ve herkesin polİtize olması nedeniyle, kamu görevlilerine politika yasağının kalkmasından yana olsak da, şu anda böyle bir durum yok, kendisi halihazırda, tüm Lefkoşa’nın kaymakamı. O nedenle önceki akşam, UBP Başkanı’nı istifaya davet eden eylemde boy göstermesi, gerçekten rahatsız ediciydi…
VATAN KURTARAN ŞABANLAR: Çok değil, daha 3-5 yıl önce birilerinin kuyruğunda maşrappa olanlar, ülke siyasetine yön vermeye çalışıyor. Hakkında onlarca iddia ortada dururken, kalkıp da demokrasiden, teamüllerden bahsetmeleri, vatan kurtaran şaban rolünü üstlenmeleri ne kadar inandırıcı olabilir ki..?
NİYE ÖLDÜLER:  Bugün şanlı Erenköy direnişinin 49. yılı. Yarım asır önce bir avuç üniversite öğrencisinin daha güzel bir vatan için her şeylerini bir yana bırakıp geldikleri ve uğruna öldükleri bu topraklarda bugün yaşananları gördükten sonra, bu insanlar boşuna mı öldüler sorusunu hepimiz kendimize sormalıyız. Bunca kavga, bunca sıkıntı birilerinin saltanatını sürdürmesi için mi çekildi dersiniz…
YA BİZDEKİLER:  KTOEÖS, KTÖS, Basın-Sen ve Güney Kıbrıs’ta örgütlü Radikal Sol Komitesi ERAS, KTOEÖS lokalinde “Yunanistan Devlet Televizyonu-ERT çalışanlarıyla dayanışma paneli” düzenlemiş. Oh ne güzel. Burayı hallettiler, sıra Yunanistan’la dayanışmaya geldi. Bizde çalışanların eylemlerine destek vermek yerine, işverenin yanında yer alanlar, hangi yüzle çıkıp da çalışanın hakkını savundular anlam veremiyorum…

ZİRVEDEKİLER                                                                                                                                                     
Erenköy Kahramanları: Toplumsal direnişin en simgesel örneğidir Erenköy. Temelinde her şeyden önce gönüllülük vardır. Bereketçilerinden, gönüllü üniversite öğrencilerine ve efsane komutan Rıza Vuruşkan’a kadar hepsini saygıyla selamlıyoruz…

DİPTEKİLER                                                                                                                                                        
   THY: Sara öyle bir hastalık ki, nöbetin ne zaman geleceği belli değil. Ve nöbet anında da hasta tüm kontrolünü kaybediyor. Böyle bir hastalığı olan kişinin pilotluk yapması, her gün yüzlerce canın ona emanet edilmesi olacak iş mi? Hem de THY gibi bir dünya şirketinde. Sara nöbeti geçiren pilotu yeniden kokpite sokmak, tam bir amatörlük. Allah’tan burada da ikinci bir nöbet geliyor da, THY başka bir pilot bulmak zorunda kalıyor…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam