06 Aralık 2016

Eroğlu’nun Değil, O Makamın Koruyucusuyum

Eroğlu’nun Değil, O Makamın Koruyucusuyum
Haber İçi Üst

“EROĞLU’NU SAVUNMUYORUM”… “Ben Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun savunucusu değilim. Bu devletin en üst makamının koruyucusuyum, çünkü bu devlete inanıyorum. Mehmet Ali Talat’ın Cumhurbaşkanı olduğu dönemde de, tutumum aynı idi. O dönemlerde de, ‘Talat koruyucusu’ olarak ilan edilmiştim”
8 MUHALİF UBP’YE DÖNERSE… “DP-Ulusal Güçler oluşumu. Siyasi hayat bir kumardan öte bir satranç oyununa benzer. Rakibinizi mahvetmek için sırasında vezirinizi de heba edersiniz. Bu nedenle biz her türlü hamle girişimini hesaplayarak, kendi hamlemizi planlamak durumundayız”
“FERDİ SABİT, İŞİ OLDUBİTTİYE GETİRDİ”… “Ferdi Bey’in, seçim tarihini belirleyecek komitenin hemen o gün toplanması talebi ve ısrarı, o bomba ihbarını da, sanki ‘seçim günü saptanmasın’ diye yapılan bir ihbarmış gibi sunmasını anımsayın. Seçimlerin öne çekilmesi ve CTP Kurultayı’na daha hazırlıklı girmesi için varılan bu anlaşma heba edilmiştir Ferdi Bey tarafından”

Selda İÇER
Fotoğraflar: Nadire KRAŞLIOĞLU
Son birkaç haftadadır ülkedeki siyasi ortam iyice hareketlendi. UBP Genel Başkanı Başbakan İrsen Küçük hükümetinin düşürülmesi için muhalefet ile birlikte UBP içerisinde 8 muhalif milletvekilinin de güvensizlik önergesine imza koyması bir anda tansiyonu yükseltti. Güvensizlik önergesi, ülkede hızlı bir şekilde erken genel seçimi gündemin ilk sırasına oturttu. Tabii ki bununla birlikte söz konusu 8 UBP milletvekilinin partiden ihraç edilmeleriyle ilgili süreç başladı. İrsen Küçük’ün baskın çıkarak erken seçim tarihini hızlı bir şekilde 28 Temmuz’a çekmesi, UBP’li muhaliflerin parti kurup seçime girmesine süre açısından imkan vermedi. Bu çerçevede sağ kesimden DP ile görüşmeler başladı ve DP-Ulusal Güçler oluşumu altında bu milletvekillerinin DP’ye katılımları için görüşmeler başlatıldı. DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ile muhaliflerle olan görüşmelerini, güvensizlik önergesini ve en önemlisi de Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile bugün gelinen noktada nasıl bir ilişki içinde olduğunu konuştuk.
HAVADİS: UBP Hükümeti’ne karşı güvensizlik önergesi verilmesi ve erken seçim tarihi belirlenmesi yönündeki görüşmeler sizin evinizde yapıldı. Öncelikle bu görüşme talebi ilk olarak kimden geldi.
DENKTAŞ:
İlk olarak TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı beni aradı. Bana ilk sorduğu soru Ahmet Kaşif grubunun benimle temasta olup olmadığı yönünde idi. Ben de kendisine hiçbir temasımız olmadığını söyledim. “Benim bir temasım var, görüşebilir miyiz bir ara. Sen, ben ve Özkan Yorgancıoğlu” dedi. Ben de olumlu cevap verdim. Ertesi gün, Cumhuriyet Meclisi’nde Mehmet Çakıcı’yı gördüm. “Ne oldu, konuştun mu?” dedim. “Yok, konuşmadım ama Meclis’te bir araya gelip konuşalım” dedi. Dolayısıyla, bunun üzerine Meclis’te gidip Özkan Yorgancıoğlu’nu çağırdık. Ardından, ben Ahmet Kaşif’i de çağırdım. Böylece Meclis’teki eski DP gurup odasında ilk kez bir araya geldik. Tabii, Mehmet Çakıcı’nın beni aramasından önce konu gazetelerde tartışılmakta idi. Muhalif gurup, “muhalefet hükümete karşı güvensizlik önergesi verirse destekleriz” beyanında bulunmuştu. Ben de buna karşın, “Güvensizlik önergesini siz verin, biz de muhalefet partileri olarak destekleyelim” demiştim. Özkan Bey de basında benzeri bir açılama yapmıştı o günlerde. Ama bunlar hep basın yolu işe yapılmış, bire bir temas hiç olmamıştı.
HAVADİS: Peki önergeyi beraber vermeye nasıl karar verdiniz?
DENKTAŞ:
Meclisteki toplantıda, bir ara yol olarak, “hep birlikte bu öneriyi imzalar mıyız” önerisini ortaya attım. Özkan Yorgancıoğlu, “Bizim Parti Meclisimiz var, orada konuyu ele alayım” cevabını verdi. Ahmet Kaşif de, arkadaşlarla bir görüşeyim dedi. Mehmet Çakıcı da, hazır olduğunu söyledi ve o şekilde ayrıldık. CTP Parti Meclisi’nden olumlu karar çıkması halinde ertesi günü yeniden bir araya gelme konusunda anlaştık ve bu görüşmenin bir gün sonrası öğleden sonra saat 16.00’da mecliste buluşmaya karar verdik. Neden öğleden sonra 16.00? Çünkü daha önceden ayarlanmış AKEL-CTP görüşmesi vardı. Ertesi gün saat iki buçuk gibi Özkan Bey beni aradı ve ikindi namazında bir partililerinin cenazesi olduğunu, görüşme saatini 18.00’e çekip çekemeyeceğimizi sordu. Bu durumda Cumhuriyet Meclisi o saatte kapanacağı için nerede bir araya geleceğimiz sorunu ortaya çıktı. Çünkü partilerde buluşmak istemedik. Daha sonra ben, herkesle görüştüm ve sonuç olarak benim ev uygun olduğu için bende toplanmaya karar verdik. Bu, gizli bir görüşme değildi.
HAVADİS: Orada neler konuşuldu?
DENKTAŞ:
İki konu konuşuldu. Biri seçim tarihi ki, Özkan Bey en geç eylül sonuna kadar erken seçiminden bahsetti ve bunun üzerine 29 Eylül tarihini telaffuz etti. Biz de buna “tamam” dedik. Bunun yanında güvensizlik önergesi tartışıldı. Bunun üzerine, “Toplanmışken önergeyi imzaya açalım parti başkanları olarak, hafta sonu da milletvekillerine imzalatırız” dedik. Nitekim de öyle oldu. Benim evdeki karşılıklı fikir alış- verişi içinde birtakım şeyler konuştuk. Özkan Bey, “güvensizlik önergesinden sonra hükümet konusu gündeme geldiğinde ne olur?” sorumuza; “Bizim partide hükümete girme konusuna çok sıcak bakılmıyor” dedi. Sanırım aklındaki, Cumhurbaşkanının bu sefer hükümeti kurma görevini Ahmet Kaşif’e vereceği fikri idi. Ben de, “Bunu o gün geldiğinde konuşuruz” dedim. Ama, “İrsen Küçük dışında birine bu görev verilirse nasıl bakarsınız?” dendiği zaman “bunu değerlendiririz” dedi. Kimse “Benim başkanlığımda kurulsun” denmedi.
HAVADİS: Sizin orada farklı bir söyleminiz olmuştu sanırım?
DENKTAŞ:
Evet, ben orada “hükümet istifa ettiği zaman, yeni görevlendirme yapmadan Cumhurbaşkanının tüm partilerle yapacağı ilk görüşmede hepimiz aynı ismi söylersek, Cumhurbaşkanı 26 rakamını bulacağına inandığı bir milletvekiline görevi verir” dedim. Neticede, bunu o safhaya gelindiğinde değerlendirmek üzere konuyu kapattık. Sadece hükümetin düşürülmesinde mutabık kaldık. Bu arada, o gece benim eve ilk gelen CTP Genel Başkanı Özkan Bey idi. Baş başa konuşma fırsatı bulduk ve o esnada bana kendisi İrsen Bey ABD’den dönünce daha erken bir tarih önerirse, “CTP olarak biz bunu reddedemeyiz” dedi. Ben de kendisine, “Haklısın, böyle bir şey olursa bunu ben de ret edemem” dedim. Bunu diğer arkadaşlarla da paylaştık ve neticede şu noktaya vardı iş. “Böyle bir öneri gelirse, tarih yeniden değerlendirilecek ancak, bu tarih, İrsen Bey’in sunduğu tarih olmayacak.” O şekilde ayrıldık evden.
HAVADİS: Daha sonra süreç nasıl işledi?
DENKTAŞ:
Pazartesi imzalar tamamlandıktan sonra Meclis’te yeniden bir araya geldik. Orada bu kez güvensizlik önergesini hızlandırmayı konuştuk. O ana kadar bu hızlandırmanın “olağanüstü bir birleşimle mi, yoksa farklı bir yöntemle mi olacağı” sorusu, henüz cevap bulmamıştı. Neticede süreci hızlandırmak adına olağanüstü birleşim çağrısı yapılması yönünde bir mutabakatımız oldu. Bizim bu görüşmemizin ardından genel kurul toplandı. Ben de bu arada Meclis hukukçuları ile görüşmeye başladım bir olağanüstü Meclis toplantısı çağrı yapmak için. Güvensizlik önergesini görüşmek üzere Kıbrıs sorunu konusunda olağanüstü toplantı istedim. Kağıdı imzalayarak talebimi dile getirdim. Olağanüstü çağrı için on imza gerekiyordu. Bunu söyleyerek kağıdı TDP Genel Başkanı Çakıcı’ya bıraktım ve konuşma yapmak üzere kürsüye çıktım. Kürsüde elden ele kağıdın dolaştığını görebiliyordum. Ve on imza tamamlandığı zaman kağıt raportörlere verildi. Konuşmam bitince Meclis Başkanı’nın yanına gittim. Önerimizi görüp görmediğini sordum, bana “evet” dedi. Ben de, “güvensizlik önergesi açısından bu birinci oturum olarak kabul edilecek mi” diye sordum. O da bana evet bu birinci oturumdur. Bu oturum bittikten sonra ikinci oturum her ne zaman ise, o gün güvensizlik önergesinin gündeme alınıp alınmaması oylanacak. Bu şu anlama gelirdi. Biz, eğer geçen hafta Kıbrıs sorunu gündemli olağanüstü oturumu açmış olsaydık, aynı gün bu kez çarşamba günü için başka bir gündemle yine olağanüstü toplantı çağıracaktık. Ve bu toplantı başladığı anda, ilk olarak bir lehte, bir aleyhe konuşma yapmak suretiyle, güvensizlik önergesinin gündeme alınma oylaması yapılacaktı. Perşembe günkü oturumda genel görüşmesi yapılacaktı. Ve cumartesi günü de hükümetin güvensizlik önergesi oylanarak cumartesi gün itibarıyla düşmüş olacaktı. En geç yarın da Başbakan istifasını Cumhurbaşkanı’na iletmek zorunda idi anayasaya göre.
HAVADİS: Bu neyi getirecekti bu kadar hızlı davranılması?
DENKTAŞ
: Böylesi bir ortamda yani, geçen pazartesinden başlayan bir süreçte hiçbir memur, müdür veya müsteşar, kendisine bakanın veya Başbakanın verdiği sözlü talimatı yerine getiremeyecekti. Şu anda şikayet ettiğimiz arsa dağıtılması, sanayi bölgelerinden yer vermeler, vatandaşlıklar ve benzeri seçime yönelik hükümet girişimleri engellenmiş olacaktı.
HAVADİS: Bunu yapmayı neden başaramadınız?
DENKTAŞ:
İlginç bir şekilde seçim gününün tartışıldığı oturumda, CTP Gazimağusa Milletvekili Ferdi Sabit Soyer’in, “oldubittileri” ile karşı karşıya kaldık. Komitenin hemen o gün toplanması talebi, bunun en belirgin örneğidir. Bugün toplanmasına gerek yok, zamanımız var itirazlarımıza, Ferdi Bey ısrarla “hayır bugün hemen olmalı” şeklinde ve arkasından kimin yaptığı belli olmayan o bomba ihbarını da bu kez kürsüden söz alarak, sanki seçim günü saptanmasın diye yapılan bir ihbarmış gibi bunu sundu. Güya öyle bir intiba yaratmaya çalıştı ki, bu ihbar sanki muhalefet tarafından yapılmıştı. Oysa suçladığı muhalefet ile birlikte bir başka belgede kendisinin de imzası vardı. Ben Ferdi Bey’in o günkü tutumunu analiz ettiğimde şu sonuç çıkıyor ortaya. Kendi kurultaylarına yönelik bir hesap ve hedefi vardı Ferdi Bey’in aklında. Adı bir müddetten beridir başkan olacak şeklinde geçerken, aniden bu ortadan kalktı ve Ömer Kalyoncu başkanlığını açıkladı. Böylesi bir “erken erken” seçim tarihinin, komitenden hemen kabul edilerek Meclis’e gönderilmesiyle birlikte, kurultayın ertelenmesi kesin olarak gündeme gelecekti ki, geldi. Seçim sonrası gerçekleşecek kurultaya yeniden aday olma imkanı ve daha iyi hazırlanma imkanı da kendisine doğabilirdi. Dolayısıyla orada bir sanki kendi hesaplarına yönelik bir manipülasyonları vardı. Sosyal medyada çok tartışılan, “TC’den arandılar ve onun için İrsen Bey’in bu önerisine destek verdiler” iddiasını ise kabul etmek istemiyorum. Memleketin son bir yılı UBP kurultayı gündemi ile heba edilmişken, bu ekibin hükümetten uzaklaştırılması için ortaya çıkan fırsat da, CTP’nin kurultay hesaplaşmasına heba edildi gibi geliyor bana. İç meselesi hiçbir partinin beni ilgilendirmez ama birlikte verilen bir imza sonrasında ortaya çıkan bu ayak sürümenin başka bir izahı yok. Arkasından yaptıkları savunmalarda, “Saray’ın oyuncağı olmayız” müdafaası yapıldı. Ancak, geriye dönüp baktığımızda, UBP’deki iç kavganın Ankara-Saray kavgası olduğu iddiası, yine CTP’ye aittir. Dolayısıyla kendileri o kaos ortamının tarafları olarak gösterdiklerinden birinin oyuncağı olmadığı iddiasını ortaya atarsa, diğerinin oyuncağı olmuş olduklarını kabullenmişler demektir. Bu memleketin böylesi bir tartışma ortamına ihtiyacı yoktur. Mesele, müthiş bir yönetimsizlik gösteren ve kendi iç yarışlarında bile devlet imkanlarını çarçur etmekten hiç çekinmeyen Küçük Hükümeti’nin elinden bu savurganlık alışkanlıklarını alıp, müdahalesiz bir seçim ortamını yaratmak için, tüm partilerin içinde bulunacağı toplam 5 üyeli, bir teknik hükümet oluşturmak ve seçime girmektir. Başbakan da, ya yeniden milletvekili adayı olmayacak birisi, ya da herkes tarafından kabul görecek bir isim olabilirdi. Bu imkanı maalesef CTP elinin tersi ile itti. Mesai sonraları ve hafta sonları dahil Küçük hükümetinin devlet imkanlarını peşkeş çekmesine CTP tarafından izin verilmiş oldu. Gerekçesi ne isterse olsun, bu kabul edilemez.
HAVADİS: Serdar Denktaş, DP Ulusal Güçler konseptine neden ihtiyaç duydu?
DENKTAŞ:
Bu konsept, 2009 seçimlerinde de parti içinde tartışılmış bir konu idi. Ancak bu süreçte, bunun oluşabilmesine yönelik daha çok uygun bir zemin ortaya çıktı. Hedefimiz, birinci parti olma hedefi, bunu uzun süreden bu yana söylüyoruz. Bu toplumun geleceğinde hem içte hem dışta, söz hakkı kullanabilme yeteneğine sahip bir hükümet oluşturmak zorundayız. Bu hedefin başarılabilmesi için DP’nin Başbakanlık yetkisini elinde bulundurmasını biz bir zorunluluk olarak görüyoruz. Programımız hazır, güçlü bir ekibimiz var. Konuları tartışan ve fikir üreten, sorunlara pratik çözümler öneren bir yapıya sahibiz. DP’nin bu artılarını, bir taraftan bu 8 milletvekilinin de örgütçülük yeteneği ile birleştirmek, öte yandan bu devlete inanan ve bu devletin iyi yönetilmesini isteyen sivil toplum örgütleri ile de iş ve güç birliğine dayanan bir yapı oluşturma fırsatı çıktı. Tüm endişe, böylesi bir yapının, önümüzdeki dönem sonuna kadar devam ettirilip ettirilmeyeceği yönünde idi. Bu nedenle cuma gecesi gerçekleştirilen toplantı özellikle bu konu üzerinde yoğunlaştı ve bu endişeyi ortadan kaldıracak formüller üzerinde duruldu. Bu düşünceler ilk olarak 8 milletvekili arkadaş ile paylaşıldı. Bugün ve yarın bunun detayları üzerinde tartışılacak. Ve kısmetse önümüzdeki hafta son nokta konulacak.
HAVADİS: Söz konusu bu 8 milletvekili seçimlerden sonra partinizden ayrılmayacak mı?
DENKTAŞ: Özellikle DP tabanına ve halka, bunun bir geçici, seçimlik bir birliktelik olmadığını, hep birlikte göstermemiz lazım. Bunu başarmamız halinde, DP Ulusal Güçler, tek başına iktidar alternatifini de zorlayacaktır.
HAVADİS: Peki sizin partinizden daha önce ayrılan özellikle Ahmet Kaşif sizin Başbakanlığınıza “evet” diyecek mi?
DENKTAŞ:
“evet” dedi ki, oturup görüşmeleri devam ettirdik. Bunun başka açıklaması yoktur. Sayın Kaşif olası bir hükümette benim başkanlığımda yer almayı kabul etmiş oldu bu görüşme ile. Kaşif’in UBP içerisindeki mücadelesinin sırf ben “Başbakan” olayım mücadelesi olarak algılamak doğru olamaz. Şu an, Başbakan olan kişi, iyi bir yönetim gösterseydi, partisinin tümünü kucaklamış olsaydı, bu gelişmeler yaşanmaz, böyle bir bütünleşme fırsatı da olmazdı. Elbette ben de aynı acizliğe düşersem ki, hayatta böyle bir şey olmaz, parti içerisinde herhangi bir arkadaşımız kurultay günü geldiğinde başkanlığa aday olabilir. Koltuk korkusu ile hareket ederseniz, “küçük olsun benim kalsın”, diye uğraşırsınız. Benim böyle bir derdim hiç olmadı. Hedef, birinci parti olmak ve ülkeyi yönetmek ise, siyasi yaşamda ortaya çıkan gelişmeleri de bu hedef doğrultusunda mobilize etmek iyi bir yönetim ekibinin başarması gereken bir konudur. Şu anda DP yönetiminde bu doğrultuda bir çaba sarf edilmektedir…
HAVADİS: Seçim olmasa ve bu kişiler partilerinden ihraç edilmeseydi yine bu konsept olur mu idi?
DENKTAŞ:
Kendi evimde yapılan ilk toplantıda, bu arkadaşların hedefinin parti içinde mücadeleye devam etmek olduğunu, ihraç edilmeleri halinde ise, bir parti kurarak yollarına devam etmek istediklerini bilmekte idik. O tartışmalar esnasında TDP ve CTP’ye, “sizin tuzunuz kuru, bu arkadaşlar bir parti kurarsa benim potansiyel oylarım üzerinde oynayacaklar” demiştim. Bunu bilmeme ve görmeme rağmen DP olarak destek verdik buna. Dolayısıyla, başından itibaren böyle bir plan yoktu. İrsen Küçük’ün taktik olarak ortaya koyduğu yaklaşım, böyle bir oluşuma da fırsat doğurdu. Biz de bu fırsatı birlikte değerlendirebilir miyiz uğraşı içindeyiz.
HAVADİS: Serdar Denktaş olarak Eroğlu ile ikiz kez yola çıktınız. Birincisi CB seçimleri, ikincisi de yerel yönetimler. Ancak bu ittifaktan mutlu ayrılmadınız. Neden şimdi arkasında Eroğlu’nun olduğunu bildiğiniz bir hareketi destekliyorsunuz?
DENKTAŞ:
Her şeyden önce, bizim Eroğlu ile tek bir ittifakımız oldu. O da, Cumhurbaşkanlığı seçimi idi ve başarı ile sonuçlandı. Yerel yönetimler ittifakı o dönemdeki milletvekillerimizin de baskısı ile İrsen Küçük ile yapılmıştı ve sonu hüsran oldu. Bugün uğraştığımız ittifak Ahmet Kaşif ve arkadaşlarıyladır. Eroğlu ile direk veya dolaylı hiçbir temasımız olmamıştır. Günün sonunda DP Ulusal Güçler’e destek verir mi, vermez mi, onu da bilmemekteyiz. Rauf Denktaş’ın Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde DP’ye verdiği manevi destek, bir baba olarak mitinglerimizi gelip bir köşeden izlemesi, çok sıkışık durumlarda kendine yakın kişileri yönlendirmesi, gibi katkılarını ne inkar ederiz, ne de unuturuz. Benzeri yaklaşımları Mehmet Ali Talat da, kendi başkanlık döneminde CTP’ye yapmıştır. Derviş Bey için durum biraz daha farklı. Bir tarafta çok uzun süre yönettiği partisi, bir tarafta kendisine çok daha yakın davranan arkadaşları (8 milletvekili). Kendi yönettiği eski partisinden şahsına yönelik müthiş bir saldırı, öte yandan zaman zaman eleştiren, ama makamı nedeniyle de kendisine saygılı davranan bir ekip. Büyük bir ikilem. Ve ülkenin genelini kucaklamakla sorumlu bir makam sahibi. Nasıl davranacağını bilemem.
HAVADİS: Siz zamanında dokuzlar hareketi olarak Derviş Eroğlu yönetimine muhtıra verdiniz ve partiden atıldınız. Şimdi 8 kişinin İrsen Küçük yönetimine yaptığını, benzeştirebilir misiniz?
DENKTAŞ:
Motivasyon kesinlikle aynı değil. Dokuzlar hareketi, demokratik düzene geçiş anlamında çok farklı bir hareketti. Süreci bütün olarak ele aldığımızda benzeşen ve benzeşmeyen yönleri var. İhraç isteme yöntemi ile başlayan ikinci süreçte büyük benzeşmeler görüyoruz. Ancak, iki hareket bir birinden çok farklı. Şu anda yaşanmakta olan sürece baktığımız zaman Cumhurbaşkanlığı’nın manevi desteği açısından dün Denktaş, bugün Eroğlu, benzetmesi yapılabilir, Ancak hu farklılıkları ortadan kaldırmaz. Sonuç açısından yine farklılıklar olacağını görmekteyiz. O dönem eşit iki parçaya bölünmüştük, bu kez çok daha farklı bir sonuç ortaya çıkacaktır.
HAVADİS: “Eroğlu’nun savunucu ve her koşulda Eroğlu ile hareket eden Serdar Denktaş” gibi söylemlerle sizi siyasi arenada eleştiriyorlar. Neden?
DENKTAŞ:
Ben Eroğlu’nun savunucu değilim. Bu devletin en üst makamının koruyucusuyum, çünkü bu devlete inanırım. Mehmet Ali Talat’ın Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde de tutumum aynı idi. O dönemlerde de, “Talat koruyucusu” olarak ilan edilmiştim. Bugün bu suçlamayı yapmaya çalışanlar, Talat’ın eski partisi. Ön yargılardan ve art niyetten arınmış bir şekilde, beni değerlendirirlerse, kişi savunucu değil, devleti korumaya, devlet yapısını korumaya çalışan bir tutum içerisinde olduğumu anlamakta zorlanmazlar.
HAVADİS: Sonuçta bir kumar oynuyorsunuz. Yarın Cumhurbaşkanı Eroğlu bu kişilere UBP’ye dönüyorsunuz derse, DP ortada kalırsa seçim sonrası, bu sizin siyasi hayatınızı bitirmez mi?
DENKTAŞ:
Siyasi hayat bir kumardan öte bir satranç oyununa benzer. Rakibinizi mahvetmek için sırasında vezirinizi de heba edersiniz. Bu nedenle biz her türlü hamle girişimini hesaplayarak, kendi hamlemizi planlamak durumundayız. Yaptığımız da odur. Bizim niyetimiz hükümetçilik oynamak değil. Gerçek bir iktidar oluşturmak ve bu iktidar gücümüzü insanımız lehine kullanmaktır amacımız. Bu uğraşta başarısız olmak da elbet sonuçlardan birisidir. Ama hiç değilse, başımız dike ve ayakta yürürüz.
HAVADİS: Son baharda Kıbrıs sonunda bir hareketlenme olabilme ihtimaline karşın temmuz ayında bir erken seçim tercih edildiği söylemleri var. Eylülde bir seçimin buna engel olabileceği ifade ediliyor. Sizce bu doğru mu?
DENKTAŞ:
Bu görüş, çözüm ümidini bir kez daha özellikle genç kuşağa pompalayarak onların ümitlerini istismar etmek düşüncesinde olanlar tarafından ortaya atılmıştır. Seçimin temmuza alınması, tamamen bir iç mücadelenin ürünüdür. Daha dün yapılan açıklamada, iki liderin buluşmasının sosyal içerikli olması talebini ortaya koyan Rum lider Anastasiadis’in yaklaşımı kabul görmüştür. Yani aslında, Kıbrıs Türk tarafının masadaki varlığı kaybolmaya yönelmiştir. Sözü, sesi duyulmamaktadır. 28 Temmuz sonrasında bu ters dönecektir. Kıbrıs Türk halkının varlığı, sesi, sözü daha görünür hale gelecektir. Kıbrıs sorununa artık bir sonuca mutlak surete ulaşılmalıdır. Bunun da tek yolu Kıbrıs Türk halkının varlığının ve sesinin masada güçlendirilmesidir. Devletimizin iyi yönetilmesi bunun zeminini oluşturacaktır. Bizim hedefimiz de budur.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam