09 Aralık 2016

Erdoğan’ın üslubu yanlış

Erdoğan’ın üslubu yanlış
Haber İçi Üst

BAĞIMSIZ… CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu “KKTC bağımsız bir ülke ise, Parlamentosu varsa, kişiler seçimle gelebiliyorsa, ayrı bayrağı varsa, o zaman biz KKTC’nin kişiliğine, birikimine saygı duymak zorundayız” dedi ve AK Parti Hükümeti’nin KKTC’ye IMF gibi davrandığını söyledi

“ÜSLUP YANLIŞ”… Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın Kıbrıslı Türklere yönelik kullandığı üslubu “son derece yanlış” olarak nitelendiren Kılıçdaroğlu “Sayın Başbakan’ın KKTC’de yaşayan yurttaşlarla ilgili üslubu, bizim kaldıracağımız türden bir üslup değildir” dedi

PRANGA… Kıbrıs sorununu Türkiye’nin ayağındaki bir pranga olarak görmediklerini kaydeden Kılıçdaroğlu, Avrupa’nın Kıbrıslı Türklere yönelik sözlerini yerine getirmesini istedi

KÜRT SORUNU… Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesi gerektiğine vurgu yapan ve Kürt sorununun Türkiye’nin önündeki en büyük engel olarak gören Kılıçdaroğlu hükümetin “çoğunluk bendedir ben çözerim” şeklindeki tavrının yanlış olduğunu kaydetti

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Havadis’e konuştu ve AK Parti Hükümeti’ne sert eleştiriler yöneltti.  Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan’ın Kıbrıs Türklerine yönelik üslubunu “son derece yanlış” olarak nitelendiren CHP Genel Bakanı Kılıçdaroğlu “Türkiye’den daha fazla gelişmiş demokrasi” olarak nitelendirdiği KKTC’nin bir devlet olarak kabul görmesi gerektiğini kaydetti. 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki makam odasında Havadis’ten Başaran Düzgün, Mete Tümerkan ve Selda İçer’in sorularını yanıtladı.
Kılıçdaroğlu sorulara şu yanıtları verdi.

HAVADİS: Kıbrıs sorununa nasıl bakıyorsunuz? Güney Kıbrıs’ta bir Başkanlık seçimi yapıldı. Yeni bir Başkan var, sizce bundan sonra Kıbrıs’ta ne olur?

KILIÇDAROĞLU: KKTC, özgürlük alanı Türkiye’den daha geniş olan bir ülke. Demokrasi ve insan hakları açısından Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları kalitesinden daha üstün bir kalite sergiliyor Kıbrıs. Seçim sistemi siyasetteki üslup iktidar ve muhalefet arasındaki ilişkiler zaman zaman gerginleşmekle beraber son derece uygar bir çizgide gidiyor. Bu açıdan ben Kıbrıs’tan çok umutluyum. Ve Kıbrıslıları da seviyorum zaten. İki, dış açıdan baktığımız zaman, yani dış politika olarak, Kıbrıs doğal olarak, geçmişte Barış Harekatı’nın getirdiği süreç içerisinde, belli çevreler tarafından engellendi. Bunu da böyle görmemiz lazım. Engellemeyi şöyle kullanmak isterim. Bu cümleyi şöyle kullanmak isterim. Nedeni aslında şu. Bir referandum yapıldı. O referandumda eğer KKTC evet diye oy kullanacaksa, bunun AB’ye yansımaları çok önemli olacağı ve AB ülkelerinde çok daha fazla ticari, sosyal, diplomatik ilişkilerin kurulacağı yönünde KKTC’ye söz verildi. Evet oyu çıktı ama AB verdiği sözü tutmadı. Avrupa’ya her gidişimde, AB yetkilileriyle her karşı karşıya gelişimizde, onlara “Neden verdiğiniz sözü tutmuyorsunuz ve neden Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nü yürürlüğe koymuyorsunuz” diyorum. Avrupa’nın etik değerleri verdiği sözün arkasında durmayı gerektirir.

HAVADİS: Ne tür tepkiler alıyorsunuz bu soruları sorduğunuz zaman?

KILIÇDAROĞLU: “Çalışıyoruz, bunu hayata geçirmek için çalışıyoruz. Komisyonlara hava ediyoruz” diyorlar. Türkiye’de bürokraside şöyle bir gelenek vardır. Bir şeyi yapmak istemiyorsanız, komisyona havale edersiniz. Böylece o bir daha çıkmaz. Yani komisyon bizim bürokrasimizin dipsiz kuyusu olarak görülür. Şimdi, AB’de de umarım böyle bir şey yoktur. Komisyona havale etmek, ya da komisyonda engeller çıkarmak, doğru bir olay değildir. Verilmişse bir söz, o sözün gereğinin yerine getirilmesi lazım. Bir başka önemli nokta da, bizim dış politikada TC olarak çok başarılı olduğumuz, Orta Doğu’da oyun kurucu olduğumuz söylendi ama bütün bunların hepsinin doğru olmadığı ortaya çıktı. Eğer gerçekten Türkiye dış politikada Orta Doğu’nun oyun kurucusu gibi bir rol üstlenmiş olsaydı, bugün o ülkelerin birçoğu KKTC’yi tanırlardı ve oralarda önemli mesafeler alınırdı. Burada da olmadı yani. Önemli mesafelerin alınmadığını biliyoruz. Bir üçüncü boyutunu da izin verirseniz söyleyeyim. Kişi başına milli geliri KKTC’nin TC’ye göre biraz daha iyi. Ama buna karşın Güney Kıbrıs’a göre kişi başına milli gelir pek parlak değil. Ekonomisinin gelişmesi lazım. Aslında KKTC bir üniversiteler ülkesi oldu. Üniversitelerin eğitim kalitesi de her geçen bir biraz daha iyiye doğru gidiyor. Bence, Kıbrıs’ı Kıbrıs yapacak olan, Kıbrıs’ı tüm dünyada tanıtacak olan KKTC’de yerleşik olan üniversitelerdir. Baktığınız zaman orası bir üniversiteler ülkesi gibidir ve bu da beni Kıbrıs’ın geleceği açısından umutlu kılıyor.

HAVADİS: AK Parti’nin Kıbrıs’a bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz. Olumlu, olumsuz, hep bir milli dava olarak görüldü?

KILIÇDAROĞLU: Türkiye’de hangi siyasi partiden olursa olsun, Kıbrıs’ı milli bir dava olarak görüyoruz. Bunu bir kere yazıp, bir kenara koymak lazım. Ama TC hiçbir zaman KKTC’yi ekonomik, siyasal yaptırımlar uygulayan bir ülke konumunda olmamalı. Orası bağımsız bir ülke ise, Parlamentosu varsa, kişiler seçimle gelebiliyorsa, ayrı bayrağı varsa, o zaman bizim KKTC’nin kişiliğine, birikimine saygı duymak zorundayız. Bir dönem IMF’nin Türkiye için uyguladığı koşulları, zorlamaları TC, KKTC için uygulamamalı. Daha farklı, daha diplomatik, daha güzel bir üslupla yapılmalı. Sayın Başbakan’ın KKTC’de yaşayan yurttaşlarla ilgili üslubu, bizim kaldıracağımız türden bir üslup değildir. Bunu da buradan söyleyelim.

HAVADİS: Türkiye’deki Kürt sorunuyla ilgili neler oluyor? Hem Kürt sorunu, hem Kıbrıs sorunu çözülecek şeklinde yaklaşımlar var?

KILIÇDAROĞLU: Kıbrıs sorunuyla ilgili bir hedef var. KKTC’nin tanınması ve bu hedef doğrultusunda KKTC hükümetlerinin TC hükümetleriyle, kararlı, tutarlı bir politika izlemeleri lazım. Bu işin kuralı budur.
Kürt sorunu, TC’nin temel sorunlarından birisidir. Çözülmesi gereken bir sorundur. Ama sorunun çözüm yeri, TBMM olmak zorundadır. Parlamento’da siyasi partilerin bu soruna çözüm üretmeleri gerekir. Ortak aklı bizim egemen kılmamız gerekiyor. Benim gördüğüm, şu ana kadar, ortaya çıkan tablo, ortak aklı egemen kılmak gibi bir anlayışın iktidar tarafından çok da uygun görülmediği. “Oturur sorunu kendim çözerim” gibi bir anlayış var iktidarın. “Zaman zaman AKP ile CHP bir araya gelip çözsün bu sorunu”, diye bir önerisi de olmuyor. Bu, sorun iki partinin bir araya gelmesiyle çözülecek bir sorun değil. Sorun, derinlikli bir sorundur, tarihsel kökleri olan sorundur, sorun sadece ekonomik, sadece sosyal, sadece etnik, sadece kültürel bir sorun olmanın çok ötesinde bir sorundur. Dolayısıyla sorunun, karmaşık yollarının çözümü, toplumsal uzlaşma ile olur. “Benim yüzde 50 oyum var. Sorunu çözerim”  diyorsanız, o zaman siz zaten parlamentoda tek başınıza istediğiniz yasayı çıkarıyorsunuz, buyurun çözün. Tek başına çözemiyorsa demek ki bizim dediğimiz doğru. Sorun, bir toplumsal uzlaşmayla çözülecek bir sorundur. Toplumsal uzlaşmadan kastettiğim, sadece siyasal partilerin bir araya gelmesi de değildir. Sivil toplum kuruluşlarının, meslek kuruluşlarının, sendikaların, onların da bir araya gelmesi lazım. O nedenle biz, ikili bir yöntem önermiştik. Bir parlamento içinde uzlaşma komisyonu, artı, Parlamento dışında akil adamlar formülü önermiştik. Çünkü olayın bir başka boyutu daha var. Devlet dediğiniz kurum, meşru zeminde olur. Meşru zeminde bir görüşme yapar devlet dediğimiz kurum. Devlet kendi tüzel kişiliğini gayri meşru bir zeminle muhatap kılarsa, kendi meşruluğunu yitirir. O nedenle biz, eğer görüşmeler yapılacaksa, Parlamento dışında gerçekleri araştırma komisyonu veya akil adamlar komisyonu, adı ne olursa olsun, o komisyonun yapması gerekirdi.

HAVADİS: MİT’in yürüttüğü İmralı görüşmelerine karşı mısınız?

KILIÇDAROĞLI: İlke olarak evet. Görüşülmeli ama devlet görüşmemeli. Bakın siz çok iyi hatırlarsınız. “Görevimiz Tehlike” isimli bir ABD filmi vardı. Ne diyordu. “On saniye içinde bu bant kendi kendini yok edecektir. Eğer yakalanırsan, ne sen bizi tanıyorsun, ne de biz seni tanıyoruz.” Neden? Çünkü, ABD hükümeti, kendisini gayri meşru göstermek istemez. Bu hukuk devleti olmanın gereğidir zaten.  Görüşmeleri istihbarat örgütleri yapar ama bunu davulla zurnayla yapmazsınız. Neden Savcı MİT Müsteşarı hakkında dava açtı? İşte bu nedenden dolayı. Sayın Başbakan ne diyordu “PKK ile neden kucaklaştı milletvekilleri. Dokunulmazlıklarınızı kaldıracağım” diyordu. Eee, şimdi kendisi kucaklaşıyor. Hangisi doğru?

HAVADİS: Nereye doğru gidiliyor peki. Sorun çözülecek mi?

KILIÇDAROĞLU: Sorunun çözülmesini isteriz ama siz nasıl Kıbrıs’ta “Yahu ne yapıyor bunlar?” diye soruyorsunuz, biz de aynı soruyu burada soruyoruz. Bunlar ne yapıyorlar.

HAVADİS: Siz, Kürt ve Kıbrıs meselesini Türkiye için bir pranga olarak görüyor musunuz?

KILIÇDAROĞLU: Kıbrıs’ı asla bir pranga olarak görmeyiz. İki ülkenin karşılıklı dayanışması olarak görürüz. Çünkü bir ülkenin başka bir ülkeyi pranga olarak görmesi, asla kabul edilemez. Ama Kürt sorunu Türkiye’nin de çok büyük bir sorunudur ve çözülmesi gerekiyor.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil