10 Aralık 2016

Emin Çizenel ile bir sohbet

Haber İçi Üst

Bekir Azgın: İki tablo ve iki günlük bir sergi. Bu serginin amacı neydi?
Emin Çizenel: Bu resimler, son İstanbul sergisini oluşturan serinin en yeni ve sergilenmemiş iki işi. Şimdi Contemporary İstanbul Uluslararası Sanat Fuarı’na gidecekler. Sidestreets, “Art in transit” adı altında, iki günlük bir sergilemeyle paylaşmak istedi. Dar kapsamlı bir davetiye ile onları dostlarımızla paylaştık.
B.A.: İstanbul’da katılacağın bu sanat fuarı hakkında bize bilgi verebilir misin?
E.Ç.: “Contemporary İstanbul”, uluslararası bir sanat fuarı. En yeni işleri ve yeni eğilimleri göstermeyi amaçlayan, İstanbul’un dünyaya açılan yüzü olmayı hedefliyor. Aynı zamanda Türk ve yabancı koleksiyoncuları, çağdaş Türk resmiyle buluşturmak. Dört gün süreyle sanatın tartışılacağı panelleri de içermektedir. Katılım, galeriler üzerinden tapılıyor. Galeriler de seçtikleri sanatçıları, en yeni işleri ile en iyi şekilde tanıtmaya çalışıyor. Seçilen galerilerin ve katılacak olan sanatçıların listesini, Google’da “contemporary istanbul press list” yazan biri görebilir.
B.A.: Adı biraz tuhaf. Niye “Contemporary” sanat fuarı da “Çağdaş” değil? Bir fikrin var mı?
E.Ç.: “Güncel Sanat”ı da içine alan yeni bir kavram. Yani “modern” sonrasını da içine alıyor.
B.A.: Bu “post modern” kavramından farklı bir şey mi?
E.Ç.: Evet, öyle. Post modern sonrası güncel sanat.
B.A.: Senin resmine dönelim. Son sergilerinde ağırlıklı olarak küçük hatta çok küçük resimler sergilemiştin. Son sergideki tablolar ise çok büyük. Bu ebat konusunu irdeler misin?
E.Ç.: Kullandığım malzeme ile oluşturmak istediğim “ritim” duygusu ve izleyiciyi içine çeken bir izleme süreciyle çok ilgili en başta. Öte yandan büyük tuvalle cebelleşmeyi çok seviyorum.
B.A.: Son yaptığın serinin genel adı “Provokasyon”dur. Bu son iki tablo da o serinin ürünleri. Bizi niye provoke etmek istiyorsun? Hangi konuda/konularda provoke etmeye çalışıyorsun? Yani bu resimlerdeki amacın nedir?
E.Ç.: Yaşamı provoke etmek istiyorum. Yaşam hakkını, aşkı ve en insanca değerleri. “Mum” ve “mum isi” bir metafordur. Ateşten tekrar bir yaşam yaratmak ve bu zorlu direnci imgelemek.
B.A.: Ama sen mum ışığını/ateşini değil, mum isini kullanıyorsun. İs ise yaşamdan çok ölümü simgeliyor. Yanılıyor muyum?
E.Ç.: Mum ışığının isi, mumun ışığını imzalamaktadır.
B.A.: Peki, daha somut örnekler ele alalım. “Airmail Butterflies” adını verdiğin o güzel tabloda, mum isi içine serpiştirilmiş kelebekler görüyoruz. Kelebeklerin arılar gibi ömürlerinin kısa olduğunu da biliyoruz. Biz cahil izleyicilere, ne gibi bir mesaj vermek istiyorsun?
E.Ç.: “Airmail Butterflies” senin de söylediğin gibi, bir günlük ömrü olan kelebeklerin airmail eski zarflardan oluşan origamilerle postalanmasıdır. “Boşluğa mektuplar”, ama duygularını kelebekle taşıyan bir ilişkinin peşinde. Bu sefer uçmayı mı provoke ediyorum? Sen ne dersin?
B.A.: Bilemem. Belki de havai hevesli, hercai insanlara taş atıyorsun veya onları daha havai olmaları için provoke ediyorsun. Sen söyle!
E.Ç.: Tam tersine, “heves” değil bu. “Tutku”lu olmak gibi. Çoğaltan ve coşkulu.
B.A.: Kelebek her çiçeğe konduğu için öyle yorumladım. Özür dilerim.
E.Ç.: Yani doğayı kucaklayan. Kokuları, lezzetleri, renk yapan.
B.A.: “Provokasyon” adlı tabloya geçelim. Gördüğüm en büyük tablolarından biridir. Öyle mi yoksa yanılıyor muyum?
E.Ç.: Bu ebatta resimlerim vardı. Son İstanbul sergisinde de bu ebadın aynısı vardı. Hatırlarsan “Ayaydın Manzaralar” sergisinde de bu ebattan daha büyük bir iş vardı.
B.A.: Güzel. Provokasyon, Kelebeklerden daha soyut ve daha karmaşık. Bu tablo, neyi provoke ediyor?
E.Ç.: Post bir duyarlık olsa gerek.
Β.Α.: O gariban kuşun bu tabloda işi ne?
E.Ç.: Aslında onu telef etmek istemedim. Ömrünü uzatmak istedim.
B.A.: Tabloya yakından bakıldığı zaman bir şey görünmüyor. Uzaktan bakınca belli belirsiz bazı figürler görülüyor. Böyle bir kastın var mıydı yoksa ben mi uyduruyorum?
E.Ç.: Senin “uyduruyorum” dediğin şey, tam da paylaşım dediğimiz şeydir. Bekir Azgın okuması önemli.
B.A.: Ama ben orada kolları açılmış bir erkek figürü gördüm. Adamın kollarında ve başında bir sürü de kadın başı figürü. Bu defa tablona bir de bu gözle bak. Bakalım aynı hayali sen de görecek misin?
E.Ç.: İmajlar çıkarmak çok mümkün. Zaten sanat tarihçileri, çağlar boyu bunu hep yaptı. Her tarihçi sanat yapıtlarını farklı okumuştur. Zaten bir iş görücüye çıktıktan sonra başka mezralardadır da. Ve üstüne yazılanlar, ayrıca başka bir iş oluyor.
B.A.: İstanbul’a ne zaman gidiyorsun?
E.Ç.: 19 Kasım günü. 21 Kasım’da sanat protokolüne bir ön gösterim olacak. 22’sinde genel açılış var. 25’inde de bitiyor.
B.A.: Yanılmıyorsam Sabancı Müzesi’nde Monet sergisi Ocak ayına kadar sürüyor. Sergi konusundaki görüşlerini merak ediyorum.
E.Ç.: New York’ta büyük bir Monet sergisi görmüştüm. Buraya ne getirdiler bilemiyorum ama artık İstanbul’daki müzelere çok güveniyorlar. Eminim seçme bir sergi. Aslında en büyük soyutçulardan biri Monet’tir. Nilüferler, çok abstrakt da görebileceğimiz müthiş işler.
B.A.: Ben özellikle katarakt olduğu dönemde yaptığı işlere hayran kaldım.
E.Ç.: Evvvet! Matisse’in de yatarken yaptığı işleri hala taze ve çok çağdaş.
B.A.: Sana iyi yolculuklar ve başarılar. Ayırdığın zaman için de teşekkürler.
E.Ç.: Seninle, uzun bir aradan sonra söyleşmek çok keyifliydi. Ben teşekkür ederim.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil