06 Aralık 2016

Elbet döneceğim

Elbet döneceğim
Haber İçi Üst

ANNE KARNINDA OPERASYON: “Anne karnında bebeğe teşhis koymak, tedavi etmek, operasyon yapmak, hamilelikle ilgili soruna teşhis koymak benim işim. Riskli gebelikler konusunda Türkiye’de bir boşluk vardı. Ben de kendimi bu konuda uzmanlaştırdım”
ÖDÜLLE GURURLANMAK: 2002’de AB’nin “Genç Bilim Adamı” Ödülü’nü aldım. Konumuz gebelikte kan uyuşmazlıklarıyla ilgili idi. Doppler ile kan akımlarına bakılarak, bebekteki aneminin derinliğini görmeye başladık”
KKTC’DE SAĞLIK SİSTEMİ: “Sağlık sistemi Kıbrıs’ta çok daha iyi olabilir. Daha iyi bir sağlık sektörü oluşturulabilir. Tabii ki serbest çalışan hekimlerle, devlet hastanesiyle iyi bir organizasyon ile çok daha iyi bir yere gelinebilir”

Bugünden itibaren 5 gün süreyle sizlerle Ankara’da gerçekleştirdiğimiz röportajlarımızı aktaracağız. Röportajlarımıza riskli gebelikler konusunda uzman, Türkiye’nin aranan hekimlerinden Prof. Dr. Özgür Deren ile başlıyoruz. Ardından da, Coca Cola içecekler Azerbaycan Genel Müdürü Lisani Atasayan, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Görevlilerinden Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Prof. Dr. Hüseyin Borman, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Tarihi konusunda ülkede ilklere imza atan profesör doktor Suna Güven ile gazeteci Yusuf Kanlı’yı sizlere tanıtacağız. Prof. Dr. Özgür Deren ile yaptığımız röportajımızda hem onun mesleğinin inceliklerini öğreneceksiniz, hem de ülkeye bakış açısını. Ülkemizde de YDÜ Hastanesi’nde ders veren Prof. Deren, KKTC’de daha iyi bir sağlık sistemi kurulabileceğine de röportajında dikkat çekti.
HAVADİS: Öncelikle bizlere kendinizi tanıtır mısınız?
DEREN:
1962 Larnaka doğumluyum. Olaylar dolayısıyla Lefkoşa’ya göç ettik. Daha sonra yaşamımızı orada sürdürmeye başladık. Liseyi TMK’da okudum. O zamanlar doktorluk gözde mesleklerdendi. Herhalde Kıbrıs’ta sağlık dalının çok da iyi olmaması benim bu mesleği seçmemde etken oldu. Aslında ben İngiltere’ye gidip elektronik mühendisi olmak istiyordum. Burs kazanmıştım. Ancak 12 Eylül olayları olunca işler birden bire Türkiye’ye döndü. O zamanlar İngiltere’de tıp okumak çok zordu. İnsan, biraz da tesadüflerle gidiyor. 17 yaşındaki bir çocuğun meslek seçerken çok da bilgisi olduğu söylenemez.
HAVADİS: Liseden sonra nerede tıp okudunuz?
DEREN:
Tıp okumaya 1981 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde başladım. 1987 yılında mezun oldum ve Hacettepe’de ihtisasa gittim. 1993 yılında ihtisasımı bitirdim. Bir yıl Bayındır Hastanesi’nde çalıştım. 1994 yılında ABD’ye gittim 3yıl kadar orada kaldım. Yale Üniversitesi’nde idim orada. Riskli Gebelikler üzerinde çalıştım. Bu bir kadın doğum üst ihtisasıdır ve ilk olarak ABD’de de başladı. Türkiye’de 3 senedir var. Orada riskli gebelikler, anne, bebek, aklınıza ne gelirse, onunla ilgili girişimler, tedaviler yapıyoruz. Mesela, anne bir virüs kaptı, o virüs bebeğe geçti ve bebek anemi oldu. Kanı düşmüş ve bebek su toplamış. 20 haftalık, Hemoglobini normalde 11 olması gerekirken 1, 5 idi. Göbek bağından 400 gramlık bir bebeğe kan verip sekize çıkardık kanını. Bunu bir iki sefer daha yaparsak, yüzde 90 kurtulur bu bebek. Hep böyle şeylerle, bir tanıya yönelik de çalışıyoruz. Down sendromu tanısı mesela. Onlar için yapılan bütün girişimler. Örneğin, bir bebeğin akciğerleri su toplamıştı. İçeride bir şant taktım. O suyu boşaltacak, içerdeki sıvıyı atmak için küçük bir kanal açtık içeride. Böyle spesifik işler yapıyorum normalde. Anne karnında cerrahi müdahale yapıyoruz. Ultrasound ile bebekteki sakatlıklarla ilgili tanı koyma. Bunlarla uğraşıyorum. Bebeğin kalp hastalıklarının 18-20 haftada tanısını yapabiliyoruz. Bunların tanısı, annenin hastalıklarının gebelikteki yönetimi. Anne şeker hastasıdır örneğin. Kalp hastası olanların yönetimi. Hem annenin, hem de bebeğin anne karnındaki yönetimini sağlıyoruz. Tedavi ve tanısını yapıyoruz. Genelde ultrasound ile olan tanılarımız yüzde 90’a kadar çıkıyor. Dışarıda bile tanıda zorlanıldığını düşünürseniz, anne karnındaki bu rakamlar hiç de kötü değil. Benim söylediğim bu cerrahi işlemleri Türkiye’de yapabilen 3-5 kişiden birisiyim ben. 1997 yılında Hacettepe’ye geri geldim. 1997 yılından bu yana da bu işle uğraştım. Geç yaşta gebelik ve erken yaşta gebelik de buna dahildir. İlaç kullanımı, gebelik zehirlenmesi gibi kısacası gebelikte çıkacak tüm sorunlarla biz ilgileniyoruz. Bizi insanlar zaten sorun olduğu zaman tanırlar.
HAVADİS: Neden kadın doğumu seçtiniz peki?
DEREN:
Yine bir kadın doğumcudan dolayı. Ankara Üniversitesi’nde okurken. Yine bizim Kıbrıslı bir ağabeyimiz vardı onun sayesinde sevdim ben kadın doğumu. Çok pratik yaptırttı ve olayın gerçekte nasıl olduğunu görmemi sağladı. Ben nöbetlere kalıyordum. Kıbrıslılar hep kollarlardı bir birlerini. Sonrasında da ben kadın doğuma devam ettim.


HAVADİS: Kariyer yapmaya nasıl karar verdiniz?
DEREN:
Asistanlığımda da ben hep ders anlatmayı severdim. Hoşuma giderdi gerçekten anlatmak, okumak, araştırmak. Benim altımdakiler beni çok iyi bilir ve çok severler o dönemin stajyerleri. Çünkü ben hele baş asistanken, tüm o dönemin dördüncü sınıflarını toplar ders anlatırdım. İhtisasa sınavla girdik ve ben Türkiye’de tüm o sınava girenler arasında ikinci oldum. Bu şekilde önce akademik hayat başladı. Ondan sonra da devam ettik ve böyle bir spesifik bir alana girdik.
HAVADİS: Bu alanı nasıl seçtiniz peki?
DEREN:
Kadın doğumcu olduktan sonra karşılaşıyorsunuz sorunlarla ve onlardan birini seçiyorsunuz. İşte bunlardan birisi tüp bebek, biri onkoloji, birisi de bu riskli gebeliklerdir. Bu riskli gebelikler Türkiye’de o dönem çok sahipsizdi. Yani hakikaten bir boşluk vardı bu alanda. Benim de ilgimi çekmeye başladı “neler yapabiliriz bu konuda” diye. Sonra bunun bir eğitimini almak gerektiğini düşündüm. Önce ABD, ardından da Hacettepe’ye döndüm ve ondan sonra da o bölümün, bölüm başkanlığına kadar da yükseldim. Yani Hacettepe’de riskli gebelikler bölüm başkanlığını da yaptım 3 sene.
HAVADİS: Şu an neler yapıyorsunuz?
DEREN:
Ben şu anda özel klinik ve hastanelerde çalışıyorum. Hacettepe’de ders ve seminer vermeye gidiyorum. Bizim bu perinatoloji uzmanları derneğinin, yani riskli gebeliklerin uzmanlarının derneğinin başkanıyım Türkiye’de. 186 perinatoloji uzmanı var. Türkiye’de ihtisas 3 yıllıktır. Uzmanlık olarak başladı bu, üst ihtisas olarak. Ama ben pratik olarak nerede ise 20 yıldır yapıyorum. Bu branşın kurulmasında da sağlık bakanlığına görüşler, dosyalar sundum neden gerekli olduğuyla ilgili. Türkiye’deki anne ölümlerinin azaltılmasında bizim perinatoloji ile uğraşanların büyük emeği var. Önlemlerle ilgili fikir vermede de çok emeğimiz vardır.
HAVADİS: Mesleğinizdeki başarılarınızdan bize biraz söz edebilir misiniz. Bu dalda aldığınız bir de ödül var sanırım. 2002’de AB’nin Genç Bilim Adamı Ödülü.
DEREN
: Evet, kan uyuşmazlıklarıyla ilgili. Örneğin, annenin negatif olduğu durumlarda bebeğin alyuvarlarına karşı antikor oluşuyor ve anemi oluyor. Kanı düşüyor. İşte bunun ne zaman başladığını ve ona göre tedavi başlatmak çok kritik bir konu. Çünkü eğer iğneyi batırırsanız, her iğne batırmanın bir riski vardır ve bir hafta, iki haftada bir, devamlı iğne batırılıyordu. İşte bu yöntemle doppler ile kan akımlarına bakılarak, bebekteki aneminin derinliğini görmeye başladık.2002 yılında bu kan uyuşmazlığında bebeklerin hemoglobinlerinin düşmesini ortaya koymaya yönelik kan akımlarına bakarak yöntem geliştirdik. Eskiden kan alarak direk anlıyorduk göbek bağından. İşte bu yöntemle kan akımlarına bakarak ön görebilir hale geldik. İğneyi birçok kez batırma işini ortadan kaldırdık, azalttık diyelim. Doppler bunu azalttı, işi kolaylaştırdı diyelim, yani tanı koymayı. Tıp alanında ödül işi çok yoktur bizde ama yayınlar vardır. Mesela benim yüzün üzerinde yayınım vardır. Atıf sayım en son sanırım 700’ü geçmiştir. Bizde, ne kadar atıf aldığınızla yaptığınız araştırma önem kazanır diyelim.
HAVADİS: Neden Türkiye’de yaşamayı tercih ettiniz?
DEREN:
Çok spesifik bir iş yaptığım için. Belli bir yere geldikten sonra, benim Kıbrıs’ta bu işleri yapma şansım çok fazla yok. 300 bin nüfusta olan sorunlarla, 75 milyonda olan sorunlar ki bunların çoğu çok nadir sorunlardır rastlamak farklıdır. Birazcık ondan herhalde. Daha büyük bir ülke burası, alıştık. Ama Kıbrıs’ın o daha sıcak, insanların bir biri ile daha komşuluk ve dostluk ilişkilerinin olduğu ortamı özlemiyor değiliz. Burada tamamen büyük şehir havasında, bireysel olarak daha fazla Kıbrıslı dostlarımızla görüşerek idare ediyoruz.
HAVADİS: Kıbrıslı hastalarınız oluyor mu?
DEREN:
Evet oluyor. Kıbrıs’tan oldukça sık geliyorlar. Kıbrıs’ta da bu işlerle uğraşan var mı çok da bilmiyorum açıkçası. Maalesef şimdilik genetik hastalıkların birçoğu tedavi aşamasına gelmedi. İlerde muhtemelen hem tanıyı koyacağız, hem de belki de kök hücreler verip tedavisini de yapacağız.
HAVADİS: Tüm rutin gebelere bu yöntemleri yaptırmalarını öneriyor musunuz?
DEREN:
Hayır. Rutin gebelere yapılan down sendromu taramalarıdır. Bu taramalarla ilgili çok fazla sayıda hasta geliyor. Riski yüksek çıkanlar gelip tanı koydurmak için 11 haftada parça alıp tanı konabiliyor. Yine arada kalınan durumlarda ultrasound ile fikrimizi soruyorlar. Onunla ilgili yönlendirici olabiliyoruz. Ailede bir hastalık varsa tekrarlayan, onun tanısını koyuyoruz. İsmini hiç duymadığınız birçok hastalık var. Ne zaman ki içerdeki risk, dışarıdaki riski aşmaya başlar, o zaman doğum kararı veriyoruz. Ama bu kararı vermek her zaman kolay değildir. Kan akımlarına bakıyorsunuz, bebeğe bakıyorsunuz. Bebeği içerde muayene yapıyorsunuz. Herkesin dışarıda yaptığı o muayeneyi bebek içerdeyken yapıp, o bebeğin durumuyla ilgili bir kanıya varıp ona göre belki de erken doğum kararı alıyoruz, o bebeği kurtarmak için. 30 hafta sonra rahatız. 25-30 haftalık bebek kritik.
HAVADİS: Kadında ideal doğurma yaşı kaçtır?
DEREN:
20’li yaşlar ideal ama tabii ki çalışan kadınlar çok. Yaş ilerledikçe kromozomsal riskler artar, tansiyon, şeker çıkması olabilir. Yaş ilerledikçe ortaya çıkan hastalıklardan dolayı, gebelik yaş ilerledikçe daha sıkıntı olur. Yaşla ilgili en büyük risk genetik sorunlar. Yumurtaların kötüleri sona kalır. Dolayısıyla bu genetik sorun olma şansı çok artar. Down sendromu da kadında yaş ilerledikçe gittikçe artar. 9-10 haftada bunu anlıyoruz. Çok erken tanı koyabiliyoruz. Yeni gelişen teknolojiyle anne kanından da anlaşılıyor bu işler.
HAVADİS: Kıbrıs’a dönmeyi hiç düşündünüz mü?
DEREN:
Düşünüyorum tabii. Emekliliğimi orda geçirmeyi planlıyorum. Kıbrıs’ı çok özlüyorum. Sık sık gitmeye çalışıyoruz, annemler, kardeşim orada. İnsan evinde hissediyor Kıbrıs’ta kendisini. Döneceğim inşallah.
HAVADİS: Yurt dışında yaşayan bir Kıbrıslı Türk olarak ülkeye baktığınız zaman oradaki durumu nasıl görüyorsunuz?
DEREN:
Çok şey iyi yönde değişiyor. Daha iyi olabilir diye de düşünüyorum. Ambargoların olması da birçok şeyi engelliyor. Ekonominin turizme bağlı olması çok şeyi kısıtlıyor. Oraya bir sanayi kuramazsınız, e bu da kısıtlıyor birçok şeyi. Çok daha hızlı gidecekken yavaş yavaş gidiyor. Ama eskiye göre çok daha iyi. Kıbrıs’ta bir Avrupa kültürü var ancak, Avrupa kültürünün getirdiği oranda bir refah oluşmamış durumda. Ama kültür olarak kesinlikle Avrupa’dan bir farklı yok.
HAVADİS: Son olarak ülkeye mesajınızı alalım?
DEREN:
Ülke ile bağımı kesmiş durumda değilim ben. Yakın Doğu Üniversitesi’nde zaman zaman seminer vermeye geliyorum. Son olarak mesajım, sağlık sistemi Kıbrıs’ta çok daha iyi olabilir. Daha iyi bir sağlık sektörü oluşturulabilir. Tabii ki serbest çalışan hekimlerle, devlet hastanesi ile iyi bir organizasyon ile çok daha iyi bir yere gelebilir sağlık sektörü.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam